MEVLİD KANDİLİ

Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır
Bu gelen tevhîd ü irfân kânıdır

Mevlid Kandiliniz mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 68
Yazar: Mustafa Atikebaş
ABDAL NE ARAR NE BULUR? (Yahya Kemal'in yeni bulunmuş bir şiiri üzerine)

TÜRKİYE EDEBİYATSIZ BIRAKILIYORDevri şaşırdın mı nedir ey zaman / Fasl-ı bahârında bu hükm-i hazan

Muallim Nâci

 

 

Hazanına eriştiğimiz şu günlerde 2021 yılının “Yûnus Emre Yılı”, “İstiklâl Marşı Yılı”, “Hacı Bektâş-ı Velî Yılı” ve “Türkçe Yılı” olarak kutlandığı kaç kişi tarafından hatırlanacak? Hatırlamayı bırakalım, bahsi geçen anma ve kutlama programlarıyla ilgili hâlihazırda kim, ne biliyor? Evet, bu yıl deprem, salgın, yangın ve sel gibi pek çok afetle amansız bir mücadele verdik. Hiç şüphesiz bu afetlerin üzerimizde bıraktığı menfi tesirler var. Üstüne üstlük bir de reel-politiğin giderek artan baskısı mevcut. Fakat unutulmamalı ki şartlar ne olursa olsun bir millet kültürünü, sanatını yaşanılır kılabildiği ölçüde güçlüdür. Yükümüz ağır da olsa ne lisanımızdan ne üdebamızdan geçemeyiz. Onları hatırda tutamadığımız zamanların yakın bir gelecekte bize azaplı günler şeklinde geri döneceğinden şüphem yok.

Geçtiğimiz günlerde Yahya Kemal’in gün yüzüne yeni çıkan bir şiiriyle karşılaştım: Abdal. Şairin Paris’te, gençlik yıllarında yazdığı düşünülen şiire, araştırmacı Habil Sağlam Fransa Milli Kütüphanesinde yaptığı araştırma esnasında ulaşmış. Almanya veya Fransa’da Goethe yahut Verlaine’ye ait böyle bir şiir bulunsa entelektüel camiada yer yerinden oynar. Bizde nasıl tepki verileceğine dair düşüncelerimi şimdilik saklı tutuyorum; bekleyip göreceğiz. Fakat ülkemizde epeyce bir zamandır ne’yi hatırlamamız gerektiği konusunda kayda değer bir kafa karışıklığı yaşadığımız muhakkak.

Yahya Kemal Beyatlı, vaktiyle “kitapsız şair” nev’inden sataşmalara muhatap olmuştu. Zahiren öyleydi; yaşadığı müddetçe hiçbir kitabı yayınlanmamıştır. Molla Câmî, Hz. Mevlânâ için “Peygamber değil ama kitabı var” demişti. Belki de onun için “kitabı yok ama sesi var” demek lazım gelir. Sesi, yâni şiiri.

Onun şiirlerinin her bir mısraı deniz diplerinden çıkarılan inciler gibi nadir bulunan kıymettedir ve yine incinin eşsiz güzellikte bir küpeye dönüşürken işlendiği gibi titizlikle işlenmiştir. Mübalağa mı ediyorum? Belki öyle. Olsun, alışkanlıklarından yahut mizacından hareketle şiirine gölge düşürülmesine ses etmeyenler beni de mazur görmelidirler. Hiç tereddütsüz söylemeliyim ki Yahya Kemal’in kendisi göremedi fakat Yeni Türk Edebiyatı Kendi Gökkubbemiz’den daha büyük bir şiir kitabı ortaya koyamamıştır. Türkiye topraklarında Yûnus Emre ile başlayan büyük şairler kuşağının yirminci asırdaki son timsalidir o.

İnsan şair mi doğar yahut şair mi olur?

Hazır cevaplara alışmış zihinler cevabı bir çırpıda verilebilir. Ne var ki kimi soruların tek ve kesin cevapları yoktur. Hele insana, insanın his ve idrak kuvvetine dair sorulara daha da temkinli yaklaşmak gerekir. Yahya Kemal, şiirini nakış nakış işleyerek kuranlardan. İlham, onun şiirinde daima törpülenmeye hazır bir metal gibidir. Kendi başına bırakılırsa, birazdan tozu dumana katan bir fırtınaya dönüşme tehlikesi mevcuttur ilhamın. Büyük şairler, hayallerindeki sınır tanımazlığa mukabil iş şiiri yapmaya gelince bile-isteye kendisine had çizmeyi itiyat haline getirmiş olanlardır. Her büyük şiir, aklın ahlakı olan mantığın ve kalbin ahlakı olan edebin kusursuz bir dengesiyle vücut bulur. Bazı şairler en iyi şiirlerini gençlik döneminde bazısı da olgunluk döneminde verirler. Yahya Kemal ikincisine örnek teşkil eder. Uzun çalışmaların; yazıp silerek, durmadan değiştirerek, ekleyerek ve çıkararak yaptığı şiirleri nihayetinde fazladan tek bir kelimeye dahi tahammül göstermeyen, taş yerine seslerden kurulu bir mimarî eser formundadır. Elbette böyle bir şiir için kendi başına ilham yetersiz kalır. Maddi ve manevi bir ruh olgunluğu gerekir. Önümüzde duran şiire bu tespitler ışığında bakmamız lazım gelir.

İşte Abdal şiiri:

ABDAL

Ne Sultanım ne köle bu devlette

Fakat hürriyet sarhoşu bir avare derviş,

Ey küçümser bir tebessümün kaderi

Seni bağrına basan azametim ben.

Kadeh vezirimdir, güller sultanım

Buluverir beni bahar, gölgesinde çınarların

Karşısında sonsuzluğun

Mağrur kibrimle, hadsiz hadsizliğim

Unuturum umursamam beni

Geceden çıkarıp sonsuz geceye koyan o

Zalim kudreti.

 

Bahsi geçen şiir Le Derviche Nomade ismiyle 1925 yılında yayınlanan bir beste kitapçığında bulunmuş. Bu durum şiirin bir şarkı sözü olarak yazılmış olabileceği ihtimalini ortaya çıkarır. Diğer yandan şiirin Fransızca yazılması da şairin diğer şiirleriyle kıyaslanmasını zorlaştırıyor. Biliyoruz ki şiir, tercümesi en zor -belki de imkânsız- edebi türdür. Yahya Kemal başka Fransızca şiirler de yazmış mıydı? O yıllarda Fransızcaya hâkimiyeti hangi seviyedeydi? gibi sualler bizim bu şiir üzerinde tahlil yapmamızı güçleştiren diğer sebepler.

Yahya Kemal yirmili yaşlarını Paris’te geçirdi. İlk yıllarda Jön Türklerle birlikte vakit geçirdiği de biliniyor. “Hürriyet sarhoşu bir derviş” ifadesi ilk anda bu ilişkiyi hatıra getirse de “derviş” kelimesinin mısraya kattığı mânâ düşünülürse onun ilerde yazacağı pek çok şiirde karşımıza çıkacağı gibi “rindlik” teması etrafında daha ilk gençliğinden itibaren dolaştığı görülür.

Sonsuzluk, bahar, kadeh, gül, çınar, kader gibi kavramlar Yahya Kemal şiirine aşina olanlar için oldukça tanıdıktır. Özellikle sonsuzluk/ebediyet mefhumuyla Türk şiirinin geniş bir şimdiki zaman tasavvuru geliştirmesinde yol açıcı olmuştur o. “O eserler bugün defîne midir / Ebediyyette bir hazîne midir” ya da “Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından / Gördük ebedî cedleri bir anda yakından!” gibi mısralarıyla hem eşyayı hem insanı sonsuzluğa taşımak ister gibidir şair. Bu şiirde de kendisini sonsuzluğun karşısında hayal edişi onun ilk andan itibaren şiirini ‘ebedîlik’ temi üzerine kurduğunu işaret ediyor. Elbette Abdal şiiri bu haliyle Yahya Kemal’in olgunluk dönemi şiirlerinin yanında epeyce zayıf görünüyor. Fakat bu hükmü vermekte acele etmemeliyiz. Aruzlu ve kafiyeli şiirle serbest şiirin insanda bıraktığı intibâ aynı değildir. Yahya Kemal’in şiiri anlaşılmaz, sezilir. Abdal şiiri bu hâliyle, yani veznin ve kafiyenin sağladığı mûsikîden yoksun oluşuyla ilk bakışta alışık olduğumuz şiirin ritmini vermiyor; fakat hiç olmazsa uzunca müddettir uzağına düştüğümüzü sandığım sahici şiire dair bir hatırlatma vazifesi görüyor. Bu bile bu şiiri sevmemize yeter. Bu şiir de tıpkı günümüz şiiri gibi bir arayışın, kendi sesini arayışın ürünü. Arayış devam ettikçe “hürriyet sarhoşu bu avare derviş”, “âsûde bir bahar ülkesi”nde bulacaktır aradığını.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Atikebaş
29-09-21
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ABDAL NE ARAR NE BULUR? (Yahya Kemal'in yeni bulunmuş bir şiiri üzerine)
Online Kişi: 15
Bu Gün: 173 || Bu Ay: 3.330 || Toplam Ziyaretçi: 1.823.971 || Toplam Tıklanma: 45.528.581