MEVLİD KANDİLİ

Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır
Bu gelen tevhîd ü irfân kânıdır

Mevlid Kandiliniz mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 88
Yazar: Ufuk Coşkun
CUMHURİYET DÖNEMİ EĞİTİM POLİTİKALARI

Bir önceki yazıda cumhuriyet dönemi eğitim politikalarını işlemiştik. Kaldığımız yerden devam edelim. O dönemin eğitim anlayışı elbette ders kitaplarına da yansımıştı.

Örneğin din dersleri, 1925, programında, üçüncü sınıftan itibaren haftada bir saate indirilir. 1924 programıyla ortaokullarda yer verilen bu ders, 1930 programıyla kaldırılır. 1927 yıllarında Abdülbaki Gölpınarlı’nın ilkokullar için yazdığı Din Kültürü kitabında iman; “dini” ve “milli” iman olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Milli iman bahsinde; “Bizim bir de milli imanımız vardır. Biz Türküz. Türkler medenidir. Milletimiz daima ileri gidecek, düşmanlarımızı alt edecektir. Türk adı anılınca göğsüm iftiharla kabarır, basım yükselir. Milletime, vatanıma faydası dokunanları severim, mübarek yurduma fenalık edenleri hiç sevmem. İste bu milli iman, bizi yaşatacak, ilerletecek imandır” deniliyor.

1935 yıllarında “Maarif Vekâleti” eğitimi, öğretmenleri ve okulları kutsallaştırarak bireye vazifelerini öğreten bilgileri ders kitaplarına yerleştirmiştir.

O dönem biraz da estirilen rüzgârın etkisiyle eğitim aracılığıyla bireylere aşılanan, ordu ve askerliğe dair değerlerin yüceltilmesidir. Neticede ana akım ordu-millet bütünlüğüdür. Ulus devletlerde ordu ve askerliğe dair değerlerin topluma kazandırılmasında eğitim kurumlarının birer araç olarak kullanıldıklarını bilmekteyiz.

”Ordu millet” kavramının içselleştirilmesinde eğitim ciddi bir rol üstlenmiştir. Kısacası toplumun militarize edilebilmesi ve bu bilincin daha küçük yaşlardan itibaren kazandırılması için eğitime ayrı bir özen gösterilmiştir.

Bu bakımdan örneğin Türkiye’de “isminin başında ‘milli’ sıfatı olan iki bakanlıktan birinin ‘Milli Eğitim’ diğerinin ‘Milli Savunma’ bakanlıkları olması rastlantı değildi. Mustafa Kemal Atatürk için en çok kullanılan iki unvanın ‘başöğretmen’ ve ‘başkomutan’ olması da rastlantı değildi. Ayrıca, ‘öğretmen ordusu’ ve ‘bir eğitim yuvası olarak askerlik ocağı’ gibi terimler de bilinçliydi.”

İlaveten daha son yıllara kadar sadece bu iki kurumun bina dış cephe boyası dahi aynı renkteydi. Aynı şekilde sadece bu iki kurumda rahat hazır-ol komutları çektirildiğini ve nöbet tutturulduğunu görmekteyiz.

Cumhuriyet dönemi eğitim anlayışında iç ve dış tehditler üzerinden kurgulanan bir kişilikle bireylerde vatanı için her şeyi göze alabilme gerekirse bu uğurda ölüme bile gitme istek ve duygusu kazandırıldığını görüyoruz. Dolayısıyla bireylerin gerekirse vatanı uğruna canlarını seve seve vermeleri gerektiği de ders kitaplarında işlenen konular arasındadır.

Vatan sevgisi doğal olarak, vatan için fedakârlığı hatta ölümü bile seve seve göze almayı gerektirmektedir. Bu doğrultuda Tezer Taşkıran; İnönü’den şu sözü ortaokullar için okutulan ders kitabına olduğu gibi almıştır. Doğru sözlü, temiz yürekli, vatan için kahraman ve fedakâr çalışkan ve bilgili olmaya çalışınız. Ancak bu ahlakla ve vatan için canınızı feda etmek ülküsü ile birbirinizi severek Türk adını göklerde tutabilirsiniz.

Böyle bir anlayışın oluşmasında elbette İstiklal Harbi’nden çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu psikoloji de etken olmuştur. Bunu da gözardı etmemek gerekir.

Hatta bu bağlamda Spartalıların Cumhuriyet dönemi ders kitaplarında da yer ettiğini görmekteyiz. Örneğin 1942 Lise 1.sınıf İlkçağ Tarihi kitabında Sparta’dan bahsedilirken “Devletçilik düşüncesinin Ispartalıların hayatına hâkim olduğu ve özel menfaatler devletin menfaati uğruna feda edilirdi. Devletin menfaati daha doğumda göz önünde tutulur, zayıf ve kusurlu doğan çocuklar ıssız yerlere bırakılırdı” deniliyordu.

Diğer taraftan dönemin ders kitaplarında, -kaldırılan Mili Güvenlik Bilgisi ders kitabında da sıklıkla yer eden- ”iç ve dış” düşman tasvirlerine rastlamaktayız. Söz konusu bu düşmanlar arasında en tehlikeli olanlar; istibdat devrinden kalma beyinsiz mürtecilerdir. TTTC’nın (1931)yazdığı Tarih-IV cildinde, Doğu Anadolu Kürtsüz bir biçimde dile getirilmiştir.

Kitapta; “Asılları en saf Türklük kökünden geldiği halde asırlardan beri hariçten giren siyasi tahrikler ve saltanat iradesinin fena siyasetleri yüzünden bir kısmı kendilerini Türklükten ayrı saymaya başlamış olan şark vilayetleri Türkleri arasında türlü menfi politika telkinleri yürütülüyordu” deniliyor.

Gelinen noktada Türkiye’de eğitim 14.06.1973 yılında kabul edilen ve hala yürürlükte olan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu çerçevesinde anlayışla yürütülmektedir. Örneğin Madde 2 “Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

(Değişik: 16/6/1983 – 2842/1 md.) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, diyerek devam eder…

Tek parti zihniyetiyle işlev gören eğitim sisteminin bugünün taleplerini karşılayıp karşılamadığı tartışılır.

Evet, dönem itibariyle bakıldığında savaştan çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu ruh hali ve ulus devletçi sistemlerin varlığı, ağırlığı belki de böyle bir eğitim anlayışını gerekli kılıyordu.

Lakin bugün dünya bir hayli değişti. Okullar artık dünyanın geldiği bu noktada yasa ve yasaklarla donatılan, emir komuta yöntemiyle işleyen, tek tip kıyafetlerle, asker dizilişleriyle ve uygun adım marşlarıyla, ders kitaplarıyla uysal, uyumlu ve itaatkâr birer vatandaş yaratma mekânları olmaktan çıkarılmalıdır.

Azınlıkları, etnik alt kimlikleri içine alan onları eritmeyen, insanı her daim öne çeken/önemseyen/değer veren, özgürlükçü, tarihinden, kültüründen, maneviyatından kopmayan yerli ve bağımsız bir eğitim sisteminin devreye sokulması artık elzemdir.

Günümüz Almanya’sında ve İtalya’sında artık faşist ideolojinin unsurlarını taşıyan tün unsurlar tedavülden kalktı.

Türkiye son yıllarda militarizmle ve darbecilerle ciddi bir hesaplaşma yaşamaya başladı. Ne var ki bu hesaplaşma sürecine eğitim sistemi dahil edilemedi. Oysa bugün eğitim sistemimiz de sorunlu bir alanımızdır. Hatta mevcut sorunların büyümesinde de etkisi olan bir faaliyettir.

Netice itibariyle bu ülkede herkesimden insanla, Türküyle, Kürdüyle, Ermenisiyle, Alevisiyle, Müslümanı, Sunnisi ve gayri müslimiyle barış ve huzur içinde yaşamak gibi bir umudumuzun olması için işe önce ideolojik eğitim sisteminden, eğitimcilerine varana kadar bütün yapıyı ciddi bir reforma tabi tutmak zorundayız. Eğitim yapısının, eğitimcilerinin dolayısıyla öğrencilerin özgürleştirildiği bir ülke şüphesiz sosyal, siyasal, ekonomik ve bilim alanlarında gelişmeye açık zengin ve huzurlu bir ülke olacaktır.

O halde bir sonraki yazıda günümüz eğitim sorunlarını masaya yatırıp neler yapılması gerektiği üzerinde tartışmaya devam edelim…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ufuk Coşkun
03-10-21
E mail: maarifinsesi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ EĞİTİM POLİTİKALARI
Online Kişi: 15
Bu Gün: 174 || Bu Ay: 3.331 || Toplam Ziyaretçi: 1.823.973 || Toplam Tıklanma: 45.528.636