ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : / MÜLÂKÂT
Okunma Sayısı: 364
Yazar: Ufuk Coşkun ile mülâkât
Ufuk COŞKUN: Bu dünyayı bilgece anlayacak bir okuma yapmalıyız

SUNUŞ:

Bu haftaki röportajımızı Türkiye’nin ‘bir maarif davası vardır’ diyen ve maarif davasının kalemi ile yıllardan beri savunuculuğunu yapan Ufuk Coşkun ile yaptık. Kalemini ve müktesebatını Türkiye’nin milli maarif davası yolunda seferber eden Coşkun, maarifi hem dert edinen hem de dava edinen bir isim. Bütün derdi, davası ve kalem çabası müfredatıyla, ders programıyla, öğretmen yetiştirme mekanizmalarıyla, kısacası bütünüyle bize ait bir millî maarif sistemi kurmak hedefli. Kendisi bir maarif adamı. Kalemini inandığı maarif davası yolunda seferber etmiş yalınkılıç bir maarif serdengeçtisi. Okumalarını ve yazılarını, yüz elli yıldır milletimizin maneviyatını öğüten, muhakemesini zayıflatan, Türkçesini gittikçe daraltan ve GDO’lu bir dil haline getiren, kültürünü sığlaştıran ve yozlaştıran, millî kimliğini zayıflatan mevcut eğitim sistemini tahlil, teşhis ve tenkit üzerine yoğunlaştırmış durumda. Allah için bu dünyayı anlama ve yorumlama çabasında, okumaları çok önemli bir yer tutmakta. Bilgelik yüklü bir okuma ve millilik yüklü bir maarif hayali sadece yazılarını çabalarını değil, rüyalarını da süslemekte. İsmiyle müsemma. Mevcut sistemi bir taraftan tahlil ederken, diğer yandan da arkadan gelecek nesillere ufuklar açma çabasını sürdürmekte. Kendisiyle ufuk ötesine yolculuk ettiren bir röportaj yaptık. İstifadeli olacağını umuyoruz. Okumalarınıza sunuyoruz.

Ufuk COŞKUN ile RÖPORTAJ:

Maarifin Sesi: Okuma nedir? Kaliteli bir okuma nasıl yapılmalıdır?

COŞKUN: Bizler, ilk emri “oku” olan bir dine mensubuz. Öyle bir okuma ki bu, Allah için, Allah adına, Allah’ın adıyla yapılan bir okuma biçimi. İçinde bulunduğun dünyayı anlamlandırma, insanlığını gerçekleştirme ve kadim bilgeliğin peşinden koşan bir okuma şekli.

Çok kitap okuyarak gerçekleşebilecek ve elde edilebilecek bir şey değil bu. Bugün birden fazla kitap okuyarak malumat sahibi olunabilir ancak bu malumatlar ilmini arttırmıyor ve hayata dair bir anlam ve derinlik katmıyorsa dahası seni özgür kılmıyorsa bu sizi ancak bilgiç birisi yapar.

Oysa bizim bilgiçliğe değil bilgeliğe doğru giden bir çabaya ihtiyacımız var. Popüler kültürün bize sunduğu ve gündelik bilgi ihtiyacını karşılayabilecek kıvamda yazılmış kitapları okumak yerine bir usta maharetiyle yazılmış, insana derinlik katan, dünyada bulunma nedenimiz üzerine bize bir fikir veren bir kitabı birden fazla okuma yolunu tercih etmeliyiz.

Kısacası medya ortamlarında gevezelik yapmak için malumat biriktirmek yerine ilmimizi arttıran bir okuma yöntemi üzerine kafa yormalıyız.

Maarifin Sesi: Düşünce ile insan; iç terbiye ve davranış terbiyesi arasında nasıl bir ilişki kurarsınız?

COŞKUN: Nietzsche, Putların Alacakaranlığı adlı eserinde, “insan bakmayı, düşünmeyi ve okuyup yazmayı öğrenmelidir” der. Burada bakmayı öğrenmekten kastı şudur; gözü sükûnete sabra ve kendine gelmeye bırakmaya alıştırmak yani gözü derin ve yoğun bir dikkate uzun aşamalı bir bakışa ehil kılmaktır.

Görmeyi öğrenmek ise maneviyata doğru giden yol yani iç terbiyedir. Nihai dürtülerine hâkim olan insan iç terbiyesini gerçekleştirmiş ve artık kendine münhasır bir şahsiyet olarak belirmiştir.

Bize tahsille nasıl cahil olunabileceğini gösteren insanlardan şunu öğrendik; bazılarının aldığı terbiye gözleri olmasına rağmen insanda bakma yetisini kaybettirebiliyor.

Dünyada ender bahşedilen lütuflardan biri de kuşkusuz düşünme melekesine sahip olmaktır. İnsan düşündükçe, var oldukça, özgürleştikçe, kendini bilir, insanlaşır ve ilahi nizamın en temel unsurlarından biri haline gelir ve ancak o zaman kendi ekseni etrafında dönmeye başlar.

Yani kendini bilen, Rabb’ini bilir, ölçüyü bilir, ölçülü olur, özgürleşir ve insan olur.

Maarifin Sesi: Kısaca çocuk, muallim, mürebbi tarifi yapabilir misiniz?

COŞKUN: Çocuk Allah’ın aileye bir tebessümüdür bana göre. Fıtrattır, masumiyettir, mutluluktur, huzurdur, işlenmeye hazır zengin bir madendir.

Mürebbi, bir çocuğu küçük yaşlardan itibaren, terbiye eden, kişilik özelliklerinin gelişmesinde yardımcı olan, karakter kazandıran pedagog diyebiliriz. Türk devlet an’anesinde lalalık kurumunun bir yönüyle üstlendiği misyon buydu.

Muallim ise ilmi manada şahsiyet, ehliyet ve mensubiyet özelliklerine sahip birinin ilmi talep edenlere yol yöntem öğretmesi ve bilgelik yolunda onlara kılavuzluk etmesidir.

Maarifin Sesi: Eğitim, öğretim, terbiye, talim kavramları sizin zihninizde nasıl bir Türkiye hayali uyandırıyor?

COŞKUN: Türkiye’de eğitim, öğretim, terbiye ve talim kavramları bende “itaat” duygusunu uyandırıyor. Çünkü Türkiye’de eğitim “tek bir ideolojiye ve davranış kalıbına uyumu” ifade etmektedir. Eğitim fakültelerinde eğitim şöyle tarif edilir; “Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı ve istendik davranış değişikliği meydana getirme sürecidir.”

Yani, önceden belirlenen, hedef yapılan davranış değişikliğini meydana getirme süreci… Bu hedeflerin hangi anlayış doğrultusunda belirlendiği üzerine kafa yormak lazım…

Patrick Farenga bizdeki “educate” kelimesinin beslemek, büyütmek, yetiştirmek anlamındaki Latince “educare” kelimesinden geldiğini hatırlattıktan sonra bu kelimenin etimolojik kökeninin “göğüsten emzirmek” anlamına geldiğini ifade eder.

Bilindiği gibi emzirme süreci bizzat annenin çocuğuyla birebir etkileşim halinde olduğu bir beslenme sürecidir. Eğitim, kurumsallaşmadan ve bir kamu hizmeti olarak tek elden sunulmadan evvel çocuk ve anne sütü ilişkisi bağlamında söz konusu edilen en önemlisi de şefkat, merhamet, hoşgörü temelinde ilerleyen bir yetiştirme süreciydi.

Bugün terbiye denildiğinde hangi yaşam anlayışının ve kültür evreninin davranış kalıplarını anlıyorsunuz? Ve bu talim terbiye süreci bir dayatma marifetiyle mi gerçekleşiyor yoksa insanın özgür iradesini harekete geçiren bir yöntemle mi?

Türk eğitim sistemi kurulurken, okul, resmi ideolojiye itaatkâr iyi birer vatandaş yetiştirecek buna mukabil laiklik de ulus toplum yaratmada bir motor gücü rolünü oynayacaktı. Esasen bizim eğitim maceramız böyle başlamıştır.

“Maarif hangi yöne yürürse millet ruhu da onun arkasından gider.” “Fatih’in ruhunu kaybettik, onu tekrar bulmak zorundayız” diyordu Nurettin Topçu. Bu arayış hala devam etmektedir.

Maarifin Sesi: Kendi okuma metotlarınızı ve zamanlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

COŞKUN: Bilindiği gibi mesken, iskân etmek gibi kelimelerin kökeni, “s-k-n”dir. Yani sükûnet. İnsan meskeninde, yurdunda sükûnete, huzura erer. Yani yeri yurdu olanın sükûneti olur. Hatırası/anısı olan ise hatırlar, anlar ve anlamlandırır. Yüz yıldır bizim hatırlarımıza, hafızamıza, meskenimize, huzurumuza velhasıl millet olma vasfımıza bir darbe vuruldu.

Okumak, bu bakımdan hatırlarımızı diri tutma anlamında bize büyük bir imkan sağlıyor. Ben, okumalarımı sakin kendimle baş başa kaldığım mekanlarda gerçekleştirmeyi tercih ederim. Bu genellikle gece vakitlerinde olur.

Okurken hayal kurmayı severim. Çoğu kere notlar alarak okurum. Ve okumalarımı rastgele konular üzerinden yapmam bu hususta çok titizim ve seçiciyim. Bugün itibariyle insanların yaşadıkları sorunları temas eden konuların işlendiği kitapları tercih ediyorum.

Maarifin Sesi: Bu röportaj için size çok teşekkür ediyoruz.

COŞKUN: Ben teşekkür ediyorum.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ufuk Coşkun ile mülâkât
02-01-22
E mail: maarifinsesi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Ufuk COŞKUN: Bu dünyayı bilgece anlayacak bir okuma yapmalıyız
Online Kişi: 17
Bu Gün: 516 || Bu Ay: 6.506 || Toplam Ziyaretçi: 2.215.865 || Toplam Tıklanma: 52.121.901