
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 30 |
Muharrem ayı içinde bulunuyor olmamız hasebiyle her sene olduğu gibi bu sene de Şia’nın Kerbelâ ritüellerine şahit olduk. Bu yazıda, Kerbelâ’da yaşanan facianın görünür sebepleri ve serencamı üzerinde duracağım. Bunu yaparken de Şia'nin kendi kaynaklarındaki anlatım ve rivayetleri esas alacağım.
Her şeyden önce bir noktayı tebellür ettirelim: Hz. Hüseyin (r.a.) efendimizin Hicaz’dan Kûfe’ye gidişini “direniş”, “zulme baş kaldırı”, “nahda”, “devrim”… gibi söylemlerle takdim etmenin¹ propagandif amaçlar dışında gerçekle bağdaşır yanı yoktur! Zira Hz. Mu’âviye’nin (r.a.) yaklaşık 20 yıllık iktidarı boyunca ne genel olarak Ehl-i Beyt’ten ne de özel olarak Hz. Hüseyin (r.a.) efendimizden herhangi bir isyan/huruç, başkaldırı hareketi sadır olmuştur! Yezid’e gelince, babasından boşalan hilafet makamına yeni geçtiği için henüz ortada kayda değer bir icraatı yoktur.
Hz. Mu’âviye, Yezid’e, yerine geçtiği zaman özellikle sahabeden 4 kişinin bey’atını almasını öğütlemişti: Hz. Hüseyin, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahmân b. Ebî Bekr.
Babasının vefatının ardından Yezid, Medine valisine mektup yazarak söz konusu bey’atları almasını emretti. Bunun üzerine el-Velîd, gece vakti Hz. Hüseyin’e haber göndererek, vilayet konağına gelip bey’at etmesini istedi. Hz. Hüseyin konağa gitti ve gece vakti gizli-kapaklı bey’at etmenin hem kendisi hem de onlar için uygun olmayacağını, gündüz vakti herkesin içinde bey’at etmesinin daha münasip olacağını söyledi. Ancak iki gün sonra Medine’den Mekke’ye hareket etti. Bu hareketin ilk amacı bey’at etmek zorunda kalmamak, ikincisi ise zaman kazanmaktı.
Mekke’ye vardıktan sonra Kûfe ve Basra’dan kendisini Irak’a davet eden mektuplar almaya başladı. Bu mektuplar aslında Hz. Hüseyin’i Kerbelâ faciasına davet ediyordu. Hz. Hüseyin önce durumu tahkik etmesi için amcaoğlu Müslim b. Akîl’i Irak’a gönderdi. O orada ilk aşamada Hz. Hüseyin adına binlerce kişinin bey’atını aldı ve Hz. Hüseyin’e ortamın uygun olduğunu bildiren bir mektup yazdı.
Bunun üzerine Hz. Hüseyin Irak’a gitme kararı aldı. Sünnî kaynaklarda benim tespit edebildiğim, Hz. Hüseyin’in Irak’a gideceğini haber alan -sahabe ve tabiûndan- 17 kişi, gitmemesi yolunda kendisine -bazıları birden fazla kere olmak üzere- görüş bildirdi.
Bu noktada Şii kaynaklarda tespit edebildiğim isimlerse şunlar: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. ez-Zübeyr, Abdullah b. Mutî’, Abdullah b. Ca’fer (r.anhum), Muhammed b. el-Hanefiyye, el-Hurr b. Yezîd, Bişr b. Gâlib, Abdullah b. Süleymân, el-Münzir b. el-Müşma’il, Ferazdak, Amr b. Levzân...
Ancak Irak’a gitmeye kesin karar vermiş olan Hz. Hüseyin (r.a.) bu nasihat ve önerileri dikkate almadı. Bazı İmâmî kaynaklar bunu, gördüğü bir rüyaya bağlar: Efendimiz (s.a.v.) ona, “Babam sana feda olsun! Baban, annen ve ağabeyin seni bekliyor” demiştir.2
Yine İmâmî kaynaklar, bu noktada Hz. Hüseyin’e Irak’tan gönderilen 12 bin civarındaki bey’at mektubu bulunduğunu zikreder³ ki, Sünnî kaynaklarda gördüğümüz de budur.
Irak cephesinde ise durum tamamen değişmiş, Vali Ubeydullah b. Ziyad çok geçmeden Müslim b. Akîl’i ve ona yardım eden birkaç kişiyi yakalayıp korkunç bir şekilde şehit etmiştir.
Bu durumdan habersiz olan Hz. Hüseyin Mekke’den çıkıp Kerbelâ toprağına ayak bastığında -ki arada önemli hadiseler cereyan etmiştir, yer tutmaması için zikretmiyorum- karşısında 30 bin kişilik bir ordu görünce aldatıldığını görüyor ve Ömer b. Sa’d’a şu üç teklifi yapıyor: Ya müsaade edin geriye, geldiğimiz yere dönelim, yahut beni bir cepheye gönderin, İslam ordusunun bir neferi olarak cihat edeyim ya da beni Yezid’e gönderin, elimi elinin üzerine koyayım (ve onunla konuşup bir çıkış yolu bulayım).4
Hz. Hüseyin’in, geri dönülmez noktaya gelmeden önce karşı tarafa ilettiği bu teklifler, meselenin Şia’nın propaganda ettiği gibi “direniş”, “devrim” vb. gibi tabirlerle ifade edilmesinin gerçekle bağdaşmayacağını açıkça ortaya koyuyor…
Peki Hz. Hüseyin’e o 12 bin mektubu yazanlara ne oldu?
Onu da Kerbela faciasından sağ kurtulan tek erkek olan Ali b. el-Hüseyin Zeynülâbidîn’den aktaralım: Facia gerçekleştikten sonra orada toplanıp ağlaşan Kûfelilere hitaben şöyle diyor: “Hem bizi buraya davet edip sonra yalnız bıraktınız, hatta karşımıza geçip bizimle savaştınız, hem de şimdi ölülerimizin üzerine ağlaşıyorsunuz! Allah Resulü’nün yüzüne nasıl bakacaksınız?..»5
1) Mesela bkz. Lebîb Beydûn, Mevsû'atu Kerbelâ, I, 264 vd.
2) Şeyh Sadûk'un Emâlî'sinden naklen el-Meclisî, Bihâru'l-Envâr, XLIV, 313.
3) el-Meclisî, A.g.e., XLIV, 334.
4) el-Meclisî, A.g.e., XLIV, 389.
5) et-Tabersî, el-İhticâc, II, 305-6.
Yazar: Ebubekir Sifil |
03-07-26 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||