HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 457
Yazar: Yasin Aktay
CHP'NİN ŞAŞIRTAN ELMALILI ALÂKASI ÜZERİNE

CHP'NİN ŞAŞIRTAN ELMALILI ALÂKASI ÜZERİNEGül Yetiştiren Adam veya Özyurdunda Garip bir Elmalılı

Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili isimli muhteşem eseri Cumhuriyet’in ilk yıllarında TBMM tarafından alınmış olan Kur’an’ın Türkçe meal ve tefsiri ile hutbelerin Türkçe okunması kararı muvacehesinde yazılmış bir tefsirdir ve bu özelliği dolayısıyla sadece bir Kur’an tefsiri değil, aynı zamanda bu dönemde din ve laiklik konusunda yaşanmış ibretlik bir tarihin de en canlı şahidi olarak okunabilir.

Bugünlerde CHP’nin bu muhteşem eser ve müellifinin büyüklüğünden kendine bir miras payı ummuş olması kuşkusuz ayrı ve daha derinlemesine mütalaaları hak ediyor. Ondan ne umduğu elbette onu nasıl yorumladığı ve nasıl bir tarihsel ve siyasal konuma oturttuğu ile ilgilidir. Oysa Elmalılı’nın tefsirinin Cumhuriyet döneminde ve TBMM kararı ile yazılmış olması onun hikayesinin sadece bir ayrıntısını oluşturuyor. Asıl büyük hikâye dinin kaynaklarının ve ibadetlerinin Türkçeleştirilmesi ve bunun da toplumun dinin etkisinden mutlak anlamda uzaklaşmaya götüreceği beklentisine dayalı bir din politikasıydı.

Hikâyenin anlamlı bir özeti de bu politikada niyet edilen şey ile ulaşılan sonuç arasında radikal anlamda bir farkın oluşmasında yatar. İbadetin Türkçeleştirilmesinin resmi gerekçesi açıkça ifade edilmiştir. Türk milletinin evlatları ibadetlerini anladıkları dille, kendi anadilleriyle yapacak, okudukları din kitaplarını da anlayarak okuyacaklar. “Bir memleket ki minarelerinden Türkçe ezan okunur” diye başlayan temenniler şimdi uygulanabileceği bir zemin, bu zemini zorla destekleyecek bir iktidar gücü bulmuştur. İnsanların ibadetlerini anladıkları dille yapmaları üzerine her zaman çok ikna edici argümanlar, gerekçeler ileri sürülebilir, söylemler işletilebilir, işletilmiştir.

Ancak ibadetlerin Türkçeleştirilmesinin arkasındaki asıl niyet de belki resmi olarak değil ama gayrı resmi olarak da politikaların fiili dilinde açığa çıktığı ölçüde gizlenmemiştir. Nihayetinde bu Kur’an’ın ve hadislerin Türkçe okunması ölçüsünde Türk evlatları bu dinin nasıl uydurma hurafelere ve saçmalıklara dayandığı bizzat görülmüş olacak, insanlar böylece dine soğuyacak ve hedeflenen pozitivist-laik tunç nesiller yetişmiş olacak, her yaştan.

İslam’ın kitaplarıyla, ibadetleriyle Türkçeleştirilmesi projesinin arkasında böylesine kendinden emin, pozitivist-sekülerist özgüven var. İslam’ın veya bütün dinlerin kaynağının mitoloji ve hurafe olduğundan hiçbir kuşkusu kalmamış, aydınlanma vehmine fena halde kapılmış bir zihin var. Bu projenin kendisini hala bu dine inananlar nezdinden meşrulaştırma çabası elbette “dini ve Kur’an’ı anlamak” şeklinde İslamcıların da hiçbir şekilde itiraz etmedikleri, edemeyecekleri masum bir gerekçeye dayanacaktı.

Nitekim bu politika 4 büyük projeyle somut adımlar teklif ettiğinde, bu projelerde görev almayı kabul edenlerin hiçbirinin bu somut gerekçelere bir itirazları olmayan, ama elbette bu talebin ardındaki niyetle uzaktan yakından da alakası olmayan isimlerden olması yeterince anlamlıdır. Hutbelerin vaaz kısmı Türkçe okunacak, Mehmet Akif Ersoy Kur’an Meali, Elmalılı M. Hamdi Yazır bir Kur’an tefsiri ve Babanzade Ahmed Naim de Sahih-i Buhari’nin tercüme ve şerhini yapma teklifini kabul edecekler.

Bu isimlerin hepsi de İslamcılıklarıyla temayüz etmiş ve çok açık ki, bu projenin arkasındaki niyetle uzaktan yakından alakası olmayan şahsiyetlerdi. Ancak dini ve ibadetlerini Türkçeleştirme projesinin arkasında yatan ve bu Türkçeleştirme ile insanların dinin ardındaki gerçeği görüp dinden soğuyacakları beklentisine dayanan o laikçi özgüvenden çok daha büyük bir özgüven bu isimlerde tam aksi istikamette mevcut. Bu isimler de aksine insanlar Kur’an’ı anladıkça İslam’ın azametini, inceliğini, mucizevi tutarlılığını ve derinliğini daha iyi göreceklerine dair kesin bir inanca sahipler. İki farklı niyetin aynı pratik projede ilginç bir buluşması böyle bir projeyi mümkün kılmış oldu. Nitekim bu projeyi uygulama görevi Diyanet İşleri Başkanı adına yine İslami duruşuyla bilinen Ahmed Hamdi Akseki’ye ait olacaktı. O belli ki bu iki niyetin buluşmasından bir hikmet ummuş ve bunu kendine göre bir siyasete dönüştürmüştür.

Nitekim dine karşı tam bir kasırga gibi gelmekte olan saldırılar karşısında bu projeyle elde edilecek herşey bir kazanıma dönüşecek ve neticede Kur’an’ın tercümesini okuyabilen nesiller, bu projeyi öne sürenlerin niyetinin aksine Kur’an’ın mesajı karşısında daha fazla etkilenecek, ona daha fazla bağlanacak, daha fazla inanacaktı.

Mehmet Akif Ersoy yapmayı kabul ettiği mealin farklı amaçlarla kullanılacağını gördüğünde projeden çekildi ve avans olarak almış olduğu parayı da iade etti. Doğrusu yeni siyasal ortamda kendini rahat hissetmeyeceği için Mısır’a gitmişti ve oradayken böyle bir talepten geri çekilmek nispeten daha kolay olmuştu. Diğerlerininse bu vazifeyi tevdi edenlerin niyeti ne olursa olsun kendi niyetlerinin daha geçerli olacağına dair güvenleri bir yana, zaten böyle bir vazifeden çekilmeleri o kadar kolay olamayacaktı. Elmalılı bu vazifeyi kabul etmeden kısa bir süre önce İstiklal Mahkemesinde idamla yargılanmış ve görev aldığı medrese kapatılmış olduğu için işsiz kalmış bulunuyordu. Elmalılı bu yargılamadan beraat ettikten sonra İstanbul’daki evinde inzivaya çekilerek hayatı boyunca bir daha dışarı çıkmamıştır. Böylece tefsir çalışmalarını aslında kendi inzivasında, dışarıda kurulup uygulanmakta olan düzenden tecrit olarak yürütüyordu. Onun bu inzivası Rasim Özdenören’in meşhur “Gül Yetiştiren Adam” tiplemesinin en somut ve en tipik örneklerinden birisini oluşturuyordu.

CHP’nin Elmalılı gibi adamlara sağken reva gördüğü hayat tam da yaşadıkları hayat ile inandıkları ve tefsirini yapmaya çalıştıkları Kur’an arasındaki bu derin çelişkiydi.

Bu çelişkiyi aşmaya bir nebze bile çalışmanın alternatifi İskilipli Atıf gibi idam edilmek veya Mehmet Akif gibi bu diyardan gitmek idi.

Gerisine “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” tecrübesini yaşamak düşüyordu.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Aktay
27-03-22
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
CHP'NİN ŞAŞIRTAN ELMALILI ALÂKASI ÜZERİNE
Online Kişi: 32
Bu Gün: 402 || Bu Ay: 6.381 || Toplam Ziyaretçi: 2.929.727 || Toplam Tıklanma: 58.631.291