
| Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ | Okunma Sayısı: 810 |
Deprem dolayısıyla insan, mekan ve zaman iliÅŸkilerini merkeze alarak ÅŸehir ve medeniyet yazıları yazacağım. Cuma günü ilk yazımı yayınlamıştım. Bugünkü yazıyla devam ediyoruz…
Kutlu kitabımız, peygamberlerin ÅŸehirlere (medîne’lere) gönderildiklerini hatırlatır bize. Fahr-i Kâinât Efendimiz de, kendisini, ÅŸehir olarak tarif eder: “Ben” diye buyurur Efendimiz, “ilmin ÅŸehriyim” (medînetü’l-ilm).
***
Åžehirlerin de bir ruhu vardır. İnsanlarınkinden daha nârin, daha saf, daha temiz, daha derin boyutlar kazanabilir ÅŸehirlerin ruhu zaman zaman.
Åžehirleri kuranlar insanlardır; yıkanlar da. İnsan, nisyan hâline yuvarlandığı zaman, ÅŸehirler isyan hâline geçerler. İnsana ne olduÄŸunu, insanın başına neler geldiÄŸini hatırlatırlar.
İnsanlar ölebilir; ama ÅŸehirler aslâ ölmez. Åžehirleri öldüren ÅŸey, insanın nisyan hâlidir: Unutma hâlidir: Kendisine yüklenen “emanet”, ubûdiyet ve hilâfeti terk etme, kendi ruhuna kastetme hâlidir.
Åžehirler bilir ki, insan, nisyan hâline geçtiÄŸi zaman, ölüm vakti çoktan gelmiÅŸtir.
Åžehirler unutmaz aslâ: Åžehirler, bütün engellere, insanın nisyan hâllerine raÄŸmen, kendilerine verilen yükümlülüÄŸü “delicesine” ölümsüzleÅŸtirme mücadelesi verirler.
Åžehirler, Efendimiz’in kendisini “ÅŸehir” olarak tavsif ettiÄŸinin ÅŸuuruyla hareket ederler adeta. Bitkiler, taÅŸlar, âlemler, semâvât ve arz, kaosa yol açmadan, ilâhî düzeni hakkıyla tesis etme yükümlülüÄŸünü hakkıyla yerine getirdikleri için müslim’dirler, Allah’ın iradesine teslim olmuÅŸlardır. Bu nedenle, ÅŸehirler, bu ÅŸaÅŸmaz “ubûdiyet” ve teslimiyetle, kevnî âyetler / iÅŸâretler olduklarını, insanların kendilerine bakarak ilâhî ilmi, kudreti, ilâhî celâl ve cemâl sıfatlarını idrak etmelerini, ubûdiyetlerini ve hilâfetlerini yerine getirmelerini durmadan hatırlatırlar insana.
İşte ÅŸehirler, emaneti ve hilâfeti üstlenen insana, kevnî âyetler olarak yükümlülüklerini hatırlatan ayna iÅŸlevi görürler. Böylelikle bir “elçi” gibidirler ÅŸehirler: Peygamberlerin mekânı olduklarının ÅŸuurunda gibidirler sanki: Peygamberlerin insanlara emanet, ubûdiyet ve hilâfet mükellefiyetlerini hatırlattıkları mücadelelerin canlı ÅŸahitleridir çünkü. Åžehirler, Efendimiz’’in kendisini kendileriyle tavsif ettiÄŸinin ÅŸuurundaymışçasına hareket ederler ve insanlara kendilerine zulmettikleri durumları da, yükümlülüklerini yerine getirdikleri durumları da en iyi yansıtan, en müÅŸahhas aynaları tutmak yükümlülüklerini katıksız bir “teslimiyet”le yerine getirirler.
İnsan, kendisine yüklenen emaneti, Mekke sürecinde, ilâhî ÅŸuurla donanarak vücut buldurtur; böylelikle Mekke sürecinde münferit Müslim ÅŸahsiyet teÅŸekkül eder. İnsan, mükellef kılındığı ubudiyet yükümlülüÄŸünü Medîne sürecinde peygamberî ÅŸuurla kuÅŸanarak insanlığın vicdanına dönüÅŸtürür ve hayatın kendisi kılar; böylelikle Medîne sürecinde müÅŸterek mümin ÅŸahsiyet teÅŸekkül eder. Ve nihâyet insan, hilâfet mükellefiyetini medeniyet sürecinde tahakkuk ettirme yükümlülüÄŸünü yerine getirme yolculuÄŸuna çıkar, ilâhî ÅŸuurun teminat altına aldığı peygamberî ÅŸuurla ÅŸaÅŸmaz bir irtibat kuran beÅŸerî ÅŸuuru inÅŸa eder; böylelikle medeniyet sürecinde cihanÅŸümûl / kürevî muhsin ÅŸahsiyet teÅŸekkül eder.
Dünyanın en güzel, en âdil, en ruh ve hayat dolu kutlu ÅŸehirlerini imar eden bir medeniyetin mirasyedi çocukları olarak, ÅŸehirlerin ruhuna bizden çok kasteden toplum yeryüzünde. Bir Åžam’ın, bir Halep’in, bir Üsküp’ün, bir Saraybosna’nın ruhu hâlâ var! Ama İstanbul’un ruhu sırra kadem basmış durumda. Gaziantep, betonarme yığınlarının altında can çekiÅŸiyor! Kayseri, mermer ve çelik saldırısına direnmeye çalışıyor! Sivas, Erzurum, Bursa ruhunu yitiren “ruhsuzların” saldırıları karşısında metamorfoza
uğramış gibi sanki!
Ey ÅŸehir! Åžu ân tam da senin insana en fazla ayna tutma vaktindir! Çünkü ÅŸehir ÅŸuurunu en fazla yitirdiÄŸimiz, senin ruhuna en fazla kastettiÄŸimiz, ihtarına, hatırlatmana ve ihtiyar’ına en fazla ihtiyaç duyduÄŸumuz ân bu ân, gün bugündür.
Ey ÅŸehir! Kalk ve konuÅŸ öyleyse! “Nasıl yok ettin İstanbul’un ruhunu böyle! İstanbul’un, Gaziantep’im, Kayseri’nin ve sair İslâm ÅŸehirlerinin ruhuna nasıl kastettin, söyle!” diye haykır artık!
Yazar: Yusuf Kaplan |
24-03-23 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||