
| Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ | Okunma Sayısı: 874 |
Pazarcık depremiyle birlikte şehirlerimiz yerle bir oldu. Aslında şehir filan yoktu! Yığındı, beton yığınları! Ve yıkıldı.
Dünyanın en ÅŸiir ÅŸehirlerini inÅŸa ettik biz Osmanlı coÄŸrafyasında. Ama yüzyıldır, çok barbarca katlediyoruz kendi ince, narin, ÅŸiir ÅŸehirlerimizi. Osmanlı ruhu öldü bu topraklarda. Balkanlar’da yaşıyor yalnızca -o ruhtan habersiz insanlarla, ne yazık ki!
İstanbul ve ÅŸehir üzerine düÅŸünme yolculuÄŸuna çıkacağım. İlk olarak, tam 16 yıl önce yazığım bir yazımı paylaşıyorum sizlerle. Åžehir felsefesi ve medeniyet yazıları yazacağım bir kaç hafta. O yazılara giriÅŸ olacak sarsıcı bir yazı bu.
Çünkü bizim ÅŸehirlerimizi vareden ruh, ubudiyet ruhuydu: Ubudiyet ruhu, -üstad Sezai Karakoç’tan ilhamla söylersem-, ÅŸehirlerimizin de, ÅŸehirlerimizde yaÅŸayan insanların da, ufuklarını öteye, ötelerin ötesine ayarlamalarına imkân tanıyordu: Åžehirlerimiz de, ÅŸehirlerimizde yaÅŸayan insanlar da, hep ötelerin haberleriyle, müjdeleriyle hayatlarını anlamlı kılıyorlar ve böyle idame ettiriyorlardı.
O yüzden, Avrupa’dan Kurtuba’ya ilim tahsil etmeye gelen Avrupalılar, daha ilk gördüklerinde âşık oluyorlardı ÅŸehre.
Kayıtlarda aynen ÅŸöyle geçiyordu, Avrupalı öÄŸrencilerin Endülüs’ün bu nadîde çiçek-ÅŸehir›leriyle ilgili ilk tepkileri: “Burası cennetmiÅŸ gerçekten, cennet!” ÅŸeklinde oluyordu.
Åžehirsiz medeniyet düÅŸünülemez. Ancak ÅŸehri düÅŸünen, medeniyetin düÅŸlerini gören o ÅŸehre ruhunu veren yüce gönüllü insanlarıdır; ufukları, sonsuzluÄŸun burçlarında gezinen yürek insanları derviÅŸleri, ÅŸâirleri, kâtipleri, erenleri, âlimleri, bilgeleri, irfan yüklü, ilim deryası edeb ve sanat erbabı…
Åžehirleri ÅŸehir yapan, ÅŸehirlerden medeniyet çıkaran o ÅŸehirleri ve o ÅŸehirlerde yaÅŸayan insanları vareden ruhtur: Åžehrin insanlarının ruhu ve ufku.
Günümüzde ÅŸehir yok artık: Åžehirler öldü. Çünkü insanları öldü ÅŸehrin; ruhu yani. Åžehre anlam veren, ruh üfleyen, ÅŸehri vareden “ulu-çınarlar” yok artık.
İstanbul, bir medeniyetti; medeniyetimizin özü ve özeti, kaynağı ve pınarı: Medeniyetimizi yeÅŸerten bir ulu ÅŸehri deÄŸildi yalnızca; medeniyetimizin tohumlarını, köklerini, özsuyunu, özünü ve sözünü barındıran bir ulu çınarı, baÅŸlıbaşına bir medeniyet.
Yeryüzünde baÅŸka hiçbir ÅŸehre nasip olmayan, benzersiz bir medeniyet.
İstanbul, gayr-ı müslim nüfusun da yoÄŸun olarak yaÅŸadığı zamanlarda, Müslüman bir ÅŸehirdi. Ama nüfusunun % 95’inden fazlası Müslüman yığınlardan oluÅŸan İstanbul, Müslüman bir ÅŸehir deÄŸil artık.
İstanbul, bizim Endülüsümüz: DüÅŸüÅŸümüz, düÅŸlerimizin suya düÅŸüÅŸü. Tam bir harabeyi andırıyor o yüzden: Arabeskle eurobesk’in iki koldan giriÅŸtikleri yıkıcı, yok edici, çölleÅŸtirici, ruhsuzlaÅŸtırıcı saldırılar karşısında can çekiÅŸiyor…
Ruh ÅŸehri İstanbul, ruhun ÅŸiirini besteleyen ulvî, sonsuzluk ÅŸarkısının sanatkârı İstanbul, ÅŸu an ten’e teslim; kötülüÄŸü emreden nefsin dölyatağı tenin baÅŸtan çıkarıcı, yok edici, uyuÅŸturucu hazlarına ve ayartılarına…
Kim demiÅŸ bizim Endülüsümüz yok diye! Sorun bakalım İstanbul’a, ne cevap verecek size…
Yazar: Yusuf Kaplan |
24-03-23 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||