HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ
Okunma Sayısı: 874
Yazar: Yusuf Kaplan
Bizim de bir Endülüs’ümüz var: İstanbul gibi bir di’yâr!

Bizim de bir Endülüs’ümüz var: İstanbul gibi bir di’yâr!Pazarcık depremiyle birlikte ÅŸehirlerimiz yerle bir oldu. Aslında ÅŸehir filan yoktu! Yığındı, beton yığınları! Ve yıkıldı.

Dünyanın en ÅŸiir ÅŸehirlerini inÅŸa ettik biz Osmanlı coÄŸrafyasında. Ama yüzyıldır, çok barbarca katlediyoruz kendi ince, narin, ÅŸiir ÅŸehirlerimizi. Osmanlı ruhu öldü bu topraklarda. Balkanlar’da yaşıyor yalnızca -o ruhtan habersiz insanlarla, ne yazık ki!

Deprem bölgesindeki ÅŸehirlerimizi hem depreme dayanıklı hem de güçlü kültürel kimlikleri olan ÅŸehirler olarak inÅŸa etmek için kolları sıvadığını görüyorum Çevre ve Åžehircilik Bakanı Murat Kurum’un. Kurum, deprem boyunca en yoÄŸun çalışan, yıkılan ÅŸehirlerimizi bizim medeniyet mefkûremiz ekseninde yenilen inÅŸa etmek için çırpınan bakanlarımızdan biri. Kendisini tebrik ediyorum.

İstanbul ve ÅŸehir üzerine düÅŸünme yolculuÄŸuna çıkacağım. İlk olarak, tam 16 yıl önce yazığım bir yazımı paylaşıyorum sizlerle. Åžehir felsefesi ve medeniyet yazıları yazacağım bir kaç hafta. O yazılara giriÅŸ olacak sarsıcı bir yazı bu.

ŞEHİRLERİMİZİN İBADETİ
 
Önce, henüz “keÅŸfedilebilmiÅŸ” küçük bir bilgi: İspanya’da Gırnata’daki Elhamra Sarayı’nın duvarlarına tam on bin (10 bin) ÅŸiir nakÅŸedilmiÅŸ!
 
Bu keÅŸif hiç ÅŸaşırtmadı beni: Zira ÅŸehirle ÅŸiir arasında kopmaz bir baÄŸ vardı bizim medeniyetimizde. Bizim medeniyetimizin anıtlaÅŸmış ÅŸiirleriydi ÅŸehirleri. Her biri, kendince ibadet ediyordu: Yüzü, öteye dönüktü her birinin; ruhu ubûdiyete ayarlı: Gökle yer arasındaki ulvî buluÅŸmanın müÅŸahhas meyvesi ve ifadesiydi ÅŸehrin ÅŸiiri ve insanının kalbinin ritimleri…
Bizim ÅŸehirlerimizi inÅŸa edenler de, o ÅŸehirlerde iskân edenler de, ÅŸehrin ritmini ibadet eden kalbin ritimlerine ayarlıyorlardı çünkü: Åžehrin her bir eseri, her bir bahçesi, her bir sesi, her bir nefesi, her bir çeÅŸmesi, her bir camisi, her bir sebil’i, her bir ÅŸadırvanı, o ÅŸehrin sâkinlerinin, ilim, irfan, hikmet sahibi kâmil insanlarının, Müslüman ticaret erbabının hem ibadetleriydi; hem de ibadetlerinin ifadeleri.

Çünkü bizim ÅŸehirlerimizi vareden ruh, ubudiyet ruhuydu: Ubudiyet ruhu, -üstad Sezai Karakoç’tan ilhamla söylersem-, ÅŸehirlerimizin de, ÅŸehirlerimizde yaÅŸayan insanların da, ufuklarını öteye, ötelerin ötesine ayarlamalarına imkân tanıyordu: Åžehirlerimiz de, ÅŸehirlerimizde yaÅŸayan insanlar da, hep ötelerin haberleriyle, müjdeleriyle hayatlarını anlamlı kılıyorlar ve böyle idame ettiriyorlardı.

MÜSLÜMAN ÅžEHİRLERİ: CENNETİN YERYÜZÜNDEKİ İZDÜÅžÜMLERİ
 
Hakikatin ÅŸehirde ete kemiÄŸe bürünerek “Yunus” diye göründüÄŸü bir Itrî, bir MeraÄŸî bestesiydi bizim medeniyetimizin ÅŸehirleri: Medeniyetimizi vareden, ona anlam veren, ruh katan ÅŸiarlarını ÅŸuur derecesinde besleyip büyüten, içten içe yeÅŸerten kozmik ÅŸarkısıydı her biri: Cennetin yeryüzündeki izdüÅŸümleri…

O yüzden, Avrupa’dan Kurtuba’ya ilim tahsil etmeye gelen Avrupalılar, daha ilk gördüklerinde âşık oluyorlardı ÅŸehre.

Kayıtlarda aynen ÅŸöyle geçiyordu, Avrupalı öÄŸrencilerin Endülüs’ün bu nadîde çiçek-ÅŸehir›leriyle ilgili ilk tepkileri: “Burası cennetmiÅŸ gerçekten, cennet!” ÅŸeklinde oluyordu.

ŞEHİRLERİ VAREDEN RUH VE UFUK

Åžehirsiz medeniyet düÅŸünülemez. Ancak ÅŸehri düÅŸünen, medeniyetin düÅŸlerini gören o ÅŸehre ruhunu veren yüce gönüllü insanlarıdır; ufukları, sonsuzluÄŸun burçlarında gezinen yürek insanları derviÅŸleri, ÅŸâirleri, kâtipleri, erenleri, âlimleri, bilgeleri, irfan yüklü, ilim deryası edeb ve sanat erbabı…

Åžehirleri ÅŸehir yapan, ÅŸehirlerden medeniyet çıkaran o ÅŸehirleri ve o ÅŸehirlerde yaÅŸayan insanları vareden ruhtur: Åžehrin insanlarının ruhu ve ufku.

O yüzden, insan, ÅŸehrin ruhudur; ÅŸehirse insanın hayata ruh üfleyen soluÄŸu ve çocuÄŸu. İnsan varsa, ÅŸehir de vardır; insan yoksa, ÅŸehir de yoktur.

Günümüzde ÅŸehir yok artık: Åžehirler öldü. Çünkü insanları öldü ÅŸehrin; ruhu yani. Åžehre anlam veren, ruh üfleyen, ÅŸehri vareden “ulu-çınarlar” yok artık.

İSTANBUL MEDENİYETİ

İstanbul, bir medeniyetti; medeniyetimizin özü ve özeti, kaynağı ve pınarı: Medeniyetimizi yeÅŸerten bir ulu ÅŸehri deÄŸildi yalnızca; medeniyetimizin tohumlarını, köklerini, özsuyunu, özünü ve sözünü barındıran bir ulu çınarı, baÅŸlıbaşına bir medeniyet.

Yeryüzünde baÅŸka hiçbir ÅŸehre nasip olmayan, benzersiz bir medeniyet.

Yahya Kemal, “BoÄŸaziçi medeniyeti” demiÅŸti, İstanbul medeniyetine. Böyle bir ÅŸey yalnızca bizim eserimizdi.
Su ile toprak, hava ile ateÅŸ, cân olmuÅŸ, cânân olmuÅŸ, İstanbul’da aynı yola baÅŸ koymuÅŸ, aynı ruhu terennüm ediyorlar, aynı ilâhî ÅŸarkıyı besteliyorlardı. Toprakla suyun, tabiatla tarihin, hakikatle hayatın, insanla ilâhî kaynağın kozmik bir terkibine, ÅŸiirsel bir ÅŸarkısına, tarihî bir kaynaÅŸmasına tanık olunan bir âyindi yaÅŸanan.
Dünyanın en güzel, en mucizevî, en aziz ve en leziz ÅŸiiri, ÅŸarkısı, bestesiydi İstanbul ve medeniyeti.
 
İSTANBUL, BİZİM ENDÜLÜS’ÜMÜZ!

İstanbul, gayr-ı müslim nüfusun da yoÄŸun olarak yaÅŸadığı zamanlarda, Müslüman bir ÅŸehirdi. Ama nüfusunun % 95’inden fazlası Müslüman yığınlardan oluÅŸan İstanbul, Müslüman bir ÅŸehir deÄŸil artık.

İstanbul, bizim Endülüsümüz: DüÅŸüÅŸümüz, düÅŸlerimizin suya düÅŸüÅŸü. Tam bir harabeyi andırıyor o yüzden: Arabeskle eurobesk’in iki koldan giriÅŸtikleri yıkıcı, yok edici, çölleÅŸtirici, ruhsuzlaÅŸtırıcı saldırılar karşısında can çekiÅŸiyor…

İstanbul, çoktan düÅŸtü: O yüzden düÅŸ görme yetilerini yitirdi; düÅŸünebilme, ötelere yürüyebilme imkânlarını da kaybetti…

Ruh ÅŸehri İstanbul, ruhun ÅŸiirini besteleyen ulvî, sonsuzluk ÅŸarkısının sanatkârı İstanbul, ÅŸu an ten’e teslim; kötülüÄŸü emreden nefsin dölyatağı tenin baÅŸtan çıkarıcı, yok edici, uyuÅŸturucu hazlarına ve ayartılarına…

Kim demiÅŸ bizim Endülüsümüz yok diye! Sorun bakalım İstanbul’a, ne cevap verecek size…

Åžu ân İstanbul ölü; kadavrası kaldı elimizde yadigâr. Aslında bizim de bir Endülüs’ümüz var: İstanbul diye bir di/yâr.
 
Yazar: Yusuf Kaplan
24-03-23
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Bizim de bir Endülüs’ümüz var: İstanbul gibi bir di’yâr!
Online KiÅŸi: 30
Bu Gün: 1041 || Bu Ay: 15.026 || Toplam Ziyaretçi: 3.194.013 || Toplam Tıklanma: 59.711.456