
| Kategori : SANAT / MÛSİKÎ-Ses Coğrafyamız | Okunma Sayısı: 584 |
Üç ihtimal vardı. Ya Müslümcü ya Ferdici yahut Orhancı olabilirdiniz. 90’lar böyleydi. Biraz arabeskten kaçayım deseniz Sezen, Kayahan, Nilüfer sonra gelen Levent Yüksel, Sertap Erener…
Fakat arabesk üzerinde çok büyük baskı vardı. Sınıfsal bir durumdu. Arabesk dinleyenler dışlanırdı. Bu baskıdan uzaklaÅŸmak isteyenler arayışa girince metal müziÄŸe kadar kulak ilgisini geniÅŸletti. Metal müzik tarikatleÅŸip siyah giyenler tutuklanmaya baÅŸlayınca bir bocalama oldu.
Sonra Åžebnem Ferah geldi. Derken pop Türkiye’ye hızlı bir giriÅŸ yaptı ama toplumun genel kesimlerinde alerjiye neden oldu. Toplum baÅŸta popa meyletmedi.
DiÄŸer taraftan Haluk Levent, Murat Kekilli gibi sanatçılar Anadolu rock önerdi. Bir anlamda genç kuÅŸaklar için müzikle zaman mekân bağı, müzikle Türkiye bağı kurmanın yolu bulundu. Barış Manço, Cem Karaca, MoÄŸollar, Bulutsuzluk Özlemi bu ortamda yeniden keÅŸfedilen sanatçılar oldu. Metal müziÄŸin yanlış kullanımından çekip aldılar gençleri. Grup Vitamin dahil… Tam bu esnada Ahmet Kaya memleketten çıkarılıyordu.
Nil Karaibrahimgil reklam filmleri çekmeye baÅŸlayınca toplum popa karşı kadınlardan baÅŸlayarak direnci bırakıp çözüldü. Artık ekonomik, sosyolojik ve kültürel deÄŸiÅŸim baÅŸlıyordu. Süreç Ekmek Teknesi’ne raÄŸmen Avrupa Yakası gibi dizilerle desteklendi.
R&B müzik ne kadar kurtarır Türkiye’yi bugün bilmiyorum ama arabeskin yerine pop konunca zorlu iÅŸlerde sıkı çalışma iÅŸtahı da memleketten çekildi sanki. Popla beraber kol gücü yerine masabaşı iÅŸlere raÄŸbet arttı.
İşte bu dönemlerde o zorlu iÅŸlerin yapılması hep arabeskle mümkün oldu. Kötü ÅŸartlardaki tekstil atölyelerinde, konfeksiyonlarda tek iyi ÅŸey kocaman hoparlörlerden verilen yüksek sesli arabesk müzikti. Bir de makineci maaşı… Memura kız verilmediÄŸi yıllardı.
Merhum Özal, tekstile yatırım yapmayı tavsiye etmiÅŸti. Ama bir taraftan da ÅŸartları oluÅŸturmuÅŸtu. Bu ÅŸartlardan biri de arabesk müzik üzerinden kalkan “yasaktı”. Walkman’in icadı, özel radyo ve televizyonların yayın hayatına girmesi ÅŸartları hepten tekstil lehine çevirdi.
Tekstil sektöründe üst düzey yönetici olan arkadaşımla toplantımızda Mısır’la ilgili ÅŸu tespiti yaptı geçenlerde; Mısır’da tekstil olmaz çünkü su yok. Haklıydı, su sadece tekstilde deÄŸil, birçok endüstride temel girdilerden birisidir. Türkiye’de su vardı ama sektörde su kadar gereksinim duyulan bir baÅŸka ÅŸey de arabeskti.
Tekstile ev sahipliÄŸi yapmak; belki ÅŸehre lahmacun gelir, bir güzel arabesk çalar radyolarda… Åžarkısını söylemeyi gerektirir Sezen’in sözleriyle…
Åžimdi Ferdi Baba gitti, tekstil de Türkiye’ye yorulmadan ve durmaksızın verdiÄŸi katkının sonuna yaklaÅŸtı. Türkiye bugününü tekstille finanse etti. Çok çalıştı, didindi. Mevzuyu tekstil üzerinden ele aldım ama tekstili geniÅŸ anlamda emek-yoÄŸun iÅŸlerin hepsini içine katarak tartıştığımı not etmek isterim.
Artık Türkiye sermayeyi iÅŸçinin kol gücüne deÄŸil, mühendislerin hassas iÅŸlerdeki emeÄŸine baÄŸlayacak. Metre metre iÅŸlerden deÄŸil, milim milim ayarlamalardan para kazanacak.
Ferdi Babaya dair bir sosyo-ekonomik analiz daha yapacağım. O filmleriyle de özeldi. “Anacığım seni saraylarda yaÅŸatacağım,” filmlerinin kahramanıydı. İşte sosyo-ekonomik kırılmanın su üstüne çıktığı konu da budur. İki kuÅŸak arasında bu kadar büyük uçurum bir daha da görülmez.
Ferdi dinleyen kuÅŸaktan çocuklar analarına daha iyi imkanları olan bir hayat sunmak istiyordu. Kendilerini üretici olarak görüyorlardı. Elbette üretici olarak yetiÅŸtiriliyorlardı. Evlat demek bugünkü gibi bütçelenen aile ferdi demek deÄŸildi, “sırtla yer arasına mesafe koymak,” demekti. Bugün çocuklar ana-babasından ev istiyor. Kendilerini tüketici olarak görüyorlar. Öyle yetiÅŸtiriliyorlar. Gürbüz delikanlılar hem de… Anasını saraylarda yaÅŸatmak isteyenler kara-kuru çocuklardı.
LiberalleÅŸmeyi bilfiil sağından solundan önünden arkasından altından üstünden deneyimlemiÅŸ bir kuÅŸaktanım. Göz göre göre deÄŸerleri kapitalist heveslerle deÄŸiÅŸtirdiÄŸimizi gördüm. Bugün bunları tespit etmek, kapitalizmden geri almak, duruyorsa ihya etmek mücadelesinin bir ferdiyim.
Ferdi Babanın vefatının bu tartışmalara vesile olması da tesadüf deÄŸildir. Bir kuÅŸağı kendi deÄŸerlerine tutunduranlardan biriydi. AÅŸk, emek, toprak ve diÄŸerleri arabesk bitirilirken deÄŸer olmaktan çıktı. Gurbetin, zaman-mekân bağını harlayan kavram olduÄŸunun kaç kiÅŸi kaldı farkında olan.
Kapitalizm, imparatorlukları istemediÄŸi gibi istemedi arabeski. Kendi tezahürlerini her baÅŸlıkta popu dayattığı gibi dayattı. Toplumsal zevkleri sınıfsallaÅŸtırdı. HoÅŸ kapitalizm bu, sonra getirip elitist zevk olarak arabeski kullanır.
Kabul, kapitalizmin önerisi terakkidir ama deÄŸerler aleyhine terakki… Terakki fedakârlık gerektirir ona da kabul ama toplumu deÄŸerlerinden sıyırıp çırçıplak bırakması fedakârlık mıdır, iÄŸfal midir? DeÄŸerlerle beraber terakkinin mümkün olduÄŸuna kimse itiraz edemeyecekken…
Bir devir kapanıyor. Eski zamanlardan özlenecek git gide az kimse kalıyor. Hayat bizi geleceÄŸe hazırlıyor. Kaderini elimize almamız gereken geleceÄŸe… Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, D. Mehmet DoÄŸan aÄŸabeyler bir çırpıda sayabileceklerim. Hayat bizden aldıklarıyla geleceÄŸin sorumluluÄŸunu sırtımıza vuruyor. Kaçamayacağımız, kaçmayacağımız sorumluluÄŸu…
Yazar: Yusuf Dinç |
05-01-25 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||