HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 6
Yazar: Hüseyin Öztürk
İSTİKAMETİ OLMAYANIN SADAKATİ OLMAZ

İSTİKAMETİ OLMAYANIN SADAKATİ OLMAZÜlkede tsunami hızında bir sadakatsizlik hâkim. İkiyüzlü, riyakâr, bunların toplamı olan her türlü sahtekârlık, sel kürtünü gibi insanlığı darmadağın ediyor.

Sadakatsizlik ciddi bir hastalıktır. Bu hastalığın tedavisi tıp ilminde yoktur. Çünkü tıp ilmi insana ahlak, edep, hayâ zerk etmez, yani kimyasal bir ilacı yoktur.

Sayılan bu hususların tedavisi yine insanın elinde, dilinde, aklında, inancında, fikrinde, düşüncesinde ve bunların kişiye öğrettiği ahlaki değerler bütünündedir.

Ahlak kelimesini kullanmaya utanıyorum. Çünkü akıl vermek gibi geliyor ve memlekette ne kadar ahlaksız/hayâsız varsa, hepsi “Ben ahlaklıyım” diyor.

En bariz örneğini de siyasette görüyoruz. Ahlaksızlıkta hiçbir ölçünün olmadığı gayri insanı öyle şeyler yaşandığı ve yaşadıkları halde; adaletten, ahlaktan söz etmeleri, insan olduklarına dair şüpheleri artırıyor.

Ülkede tsunami hızında bir sadakatsizlik hâkim. İkiyüzlü, riyakâr, bunların toplamı olan her türlü sahtekârlık, sel kürtünü gibi insanlığı darmadağın ediyor.

Sadakatsizlik ciddi bir hastalıktır. Bu hastalığın tedavisi tıp ilminde yoktur. Çünkü tıp ilmi insana ahlak, edep, hayâ zerk etmez, yani kimyasal bir ilacı yoktur.

Sayılan bu hususların tedavisi yine insanın elinde, dilinde, aklında, inancında, fikrinde, düşüncesinde ve bunların kişiye öğrettiği ahlaki değerler bütünündedir.

Ahlak kelimesini kullanmaya utanıyorum. Çünkü akıl vermek gibi geliyor ve memlekette ne kadar ahlaksız/hayâsız varsa, hepsi “Ben ahlaklıyım” diyor.

En bariz örneğini de siyasette görüyoruz. Ahlaksızlıkta hiçbir ölçünün olmadığı gayri insanı öyle şeyler yaşandığı ve yaşadıkları halde; adaletten, ahlaktan söz etmeleri, insan olduklarına dair şüpheleri artırıyor.

İstikamet insanı olmak, “insan kalmak” demektir. Bu hakikati gayya kuyularına atıp, kişisel menfaatlerine taparcasına sahip çıkanlar, toplumda büyük yaraların açılmasına sebep olmaktadır.

Aileden toplumun her kademesine kadar yaşanan hadiseler, birbirleriyle olan münasebetlerdeki dikkatsizliğin, özensizliğin, ölçüsüzlüğün, kendi hesaplarına güç sayılması sebebiyledir.

Bu durumun büyük bir acı verdiğini bilmemek, istikametimizi kaybettiğimize dair önemli bir göstergedir ve insana acı veren taşınması zor yüklerdendir.

Kişi neyi sever, neyi yerer, neye inanır, neyi inkâr ederse etsin, kısaca ne ederse etsin, bilerek etmektedir. Ya istikameti sağlam demektir yahut istikametini kaybetmiş demektir.

İnsanı kamillere ihtiyacımız var. İnsanı kamiller çoklar ama azgın azınlıkların çirkefliği yüzünden söz söylemeye utanmakta ve hayâ etmektedirler.

Mesela şu kavramları insan ağzına almaya utanıyor:

“Tevhid, vahdet, birlik, kardeşlik, haram, helal”.

Hangisinden söz edilecek olsa, hemen karşısına bir Nemrut kafa çıkarıp çeşitli yaftalarla vazifesini yapıyor. Ve yine bu azgınların sesi duyuluyor. Çünkü azgınların hiçbir istikameti yoktur.

Hal böyle olmasına rağmen, biz yine de vazifemizi yapalım ve meramımızı ilim erbabımız Mehmet Görmez hocamızdan okuyalım:

“İslam medeniyetinin belli başlı hasletlerini bir bir çökertmeye yol açacak olan bu hâl ve gidişat hiçbir şekilde tasvip edilemez.

İçinde derin sarsıntıları, hesaplaşmaları ve arayış sancılarını barındıran bu durumla zaman kaybetmeden yüzleşmek, kayıp ve ihmallerimizi telafi etmeye mecburuz.

“Nereye gidiyoruz?” dedirten soruların peşine takılarak, yaşadığımız evden mahalleye, köyden kente, ülkeden, gönül coğrafyamıza ve İslam dünyasına kadar.

Ancak “hâl- i pür melal” olarak değerlendirilebilecek bu mevcudiyetin ciddi bir şekilde hesabını vermek zorundayız.

Zira bugün; ‘din-hayat, din-siyaset, din-devlet, din-insan ilişkileri’ üretilen bilgi birikimi, bütün bu ilişkileri doğru kurmaya yetmiyor”.

Ezcümle Mevlana Hz.lerinden:

“Heva ve heves taze oldukça iman taze olmaz; zira heva ve heves, imanın kapısını kilitli tutar”.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hüseyin Öztürk
19-06-26
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İSTİKAMETİ OLMAYANIN SADAKATİ OLMAZ
Online Kişi: 16
Bu Gün: 753 || Bu Ay: 14.601 || Toplam Ziyaretçi: 2.942.449 || Toplam Tıklanma: 58.760.504