RAMAZAN BAYRAMI

Bayram kahvenin telvesi
Kutlu açlığın meyvesi

Ramazan Bayramınız mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE
Okunma Sayısı: 3498
Yazar: Ahmet Selim
OKUMAK, YAZMAK, DÜŞÜNMEK

Bazı şeyleri geç öğrenmenin önemli sakıncaları olabiliyor. Tez-antitez tarihçiliği vardır. İki tarafı da okuyacaksınız, ortasını düşünceyle bulacaksınız. Antitez tarafını yeni duyuyorsanız, henüz düşünmeye vaktiniz olmamıştır. Sizin temponuzla, o iş için 10 yıl bile yetmez. Yine de yeni öğrenmenin heyecanıyla verip veriştiriyorsunuz. Peki millet sizin büyümenizi mi bekleyecek?

Üsluplar konusunda da aynı şey oluyor. Bakıyorsunuz, 10-15 yılda oldukça değişmiş; ama tam oturması için bir 10-15 yıl daha lazım! Çok geç değil mi? Ne olur o 20-30 sonra olacak şey başından olsa da en verimli yılların zıpırlık gösterileriyle harcanmasa.

"Habire öğreniyorsun ne zaman bileceksin?" sözünü severim. Düşünebildiği zaman bilmeyi de bilecek. O bir şuur meselesi; düz ve yüzeysel ilgilenmelerle halledilmez.

Aslında okumuyoruz değil, okumayı bilmiyoruz. Yani düşünerek okumayı bilmiyoruz. Düşünce seviyemizi yükseltecek şeylere katlanamıyoruz. "Bilakis, mamafih, bu itibarla, haddizatında, nitekim, binaenaleyh, muvacehesinde, mütalaa, mülahaza, teemmül..." diyemiyorsun. Her yazımı, bittikten sonra bir "tekerrür" kontrolüne tabi tutarım. Dar alanda manevra çok zor. Halbuki gençliğimde beni lügate baktıracak yazıları ben ayrıca severdim. Şimdi bir tek kelimeye takılan kaçıyor! Bu kadar kolaycılıkla okuma tabii ki olmaz. Zaten biliyor ve düşünüyor olduğumuz kifayetsiz şeyleri okumak istiyoruz. Bunun lüzumu var mı? İnsan kendine bir şey kazandırmak için okur. Asıl sıkıcı olan, tekerrür okumalarıdır ve abesle iştigal sayılır. Haddizatında (bu kelimeyi bir "aslında" daha kullanıp tekerrüre nasıl düşeceğimi örneklemek için kullandım!) o, okuma değil, ayniyet eğlencesidir. Hoştur ama boştur.

Okuma'nın geneli böyle olunca gecikerek okumak daha dramatik bir hal alıyor. Çünkü kolaycılığın ideolojik alandaki yansımaları, boş okumaları tehlikeli okumalara dönüştürüyor. Gecikmenin vahim bir nitelik kazanması da bu yüzden. Bir değişme doğuyor ama, "Bir yanlıştan bir başka yanlışa geçmek" gibi sağlıksız bir biçimde. O yanlıştı, bu da yanlış. Bir yanlıştan bir başkasına geçmek marifet değil. "Hep öğreniyorsun, ne zaman bileceksin?" sözünün izahı da burada netleşiyor. Hep ideolojik takılacaksan, nereye takılırsan takıl; esasta fazla bir şey değişmez.

Okur-yazar olmak basit bir şey gibi görünür ama aslında değildir. Ne okursun, nasıl okursun, ne yazarsın, nasıl yazarsın diye sormak gerekir.

"Kendimle barışığım, kendimi severim, kendimle dalga geçerim" lakırdılarını hiç sevmem. Kendini ciddiye al, kendini eleştirip geliştir, gerekiyorsa kendini hırpala. Düşünerek yaşayan böyle yapar. Kendini sevmenin doğru şekli; nefsini onaylamak değil, ruhunun ve aklının lehine olanı, yani hayırlı olanı seçmektir. Kendini geliştirmektir sevmek; oyalayıp aldatmak değil. Kendimi aldatmak, huzur yerine gafletin rehavetini getirir ve derinden derine bunun mutsuzluğunu hissedersiniz.

"Oku da; ne okursan, nasıl okursan oku" demek hiç doğru değil. Zaten öyle yaptığımız için bu hale geldik. Görsel ve yüzeysel ilgilerle yetinme noktasına böyle sürüklendik.

"Oku, yaz, düşünme!" diye bir sloganın peşinden yürümüş gibiyiz. Hayat bizi düşünmeye zorladıkça sıkıntıya düşüyoruz. Hiç düşünmeden olamıyor; zorda kalınca düşünmek de yüzme bilmeden denize atlamaya benziyor. Pat, küt, çırpınıp duruyoruz. Boğulmaktan kurtulmayı da başarı sayıyoruz. "3-4 metre yüzdük, boğulmadan" diye seviniyoruz. Kumsalda, ara sıra ayağımızı ıslatarak yürümek bundan daha iyidir. Gelgelelim hayat o çırpınmaları yapmaya bizi zorluyor zaman zaman. Çırpınarak yüzmek ne ise, çırpınarak düşünmeye çalışmak da o. Bunu da yapmayacağız, fakat hayatın şartları arkamızdan itiyor, çeşitli kriz noktalarında. "Yüz ve çöz" diye itiyor fakat biz, "çok şükür boğulmadık!" diyebilmekten memnuniyet duyuyoruz. Fikir hayatımızın genel seyri, mecazen böyle. Bireysel planda da farklı bir durum yok.

Kelimeleri dar bir çerçevede şöyle böyle kullanıyoruz, lakin "kavramlar dili"nde hiç yokuz. Kavramlar dili'nde, yani düşünce dilinde. Normal bir sonuç bu. Yine de övünebiliriz; okumamız yazmamız var çok şükür!

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Selim
21-11-11
E mail: zaman. com.tr
 
 
Yorumlar: 1
İbrahim Hoca
Oku, yaz, düşünme.
Tarih : 23-11-11

Çok güzel bir yazı. Bu güzelliklere bizi zahmetsizce ulaştırdığın için teşekkürler DOĞRULUŞ. İmtihan/başarı endişesi ile oku da ne okursan oku diyenler; küçük muaffakiyetler uğruna çocukların geleceği zehirleniyor... lütfen dikkat!

 
OKUMAK, YAZMAK, DÜŞÜNMEK
Online Kişi: 9
Bu Gün: 256 || Bu Ay: 5.487 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.381 || Toplam Tıklanma: 43.893.867