
| Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar) | Okunma Sayısı: 3787 |
Hiçbir ders sadece okulda öÄŸretilmez. Okulda öÄŸretmen yardımcı olur, yol gösterir; çocuk kendi çalışmasıyla kendi iradesiyle ve aklıyla öÄŸrenir.
Önce bunu bir tespit edelim. Ortaokula baÅŸladığımızda, matematik hocamız ilk dersinde hepimizi çarpım tablosu (sözlü) testine tabi tutmuÅŸtu. Dümdüz deÄŸil tabii. "Dört kere dörtbuçuk, hatta dörtbuçuk kere dörtbuçuk"lara da çıktı. Üç kiÅŸi saÄŸlam kaldık. İlkokulu bitirmiÅŸ, doÄŸru dürüst çarpım tablosunu öÄŸrenememiÅŸ. ÖÄŸretmen ne yapsın? Karnı yarık gibi beynini yarıp içine koyacak deÄŸil ki. ÖÄŸretmenlerin eksikliÄŸi bilinç planındadır.
Bir yaÅŸa kadar verilen bilgiler, genel kültür bilgileridir, onun üstünde de uzmanlık bilgilerinin altyapısına ait bilgilenme kademesi vardır. Bu kademelenme lisede tercih ve yeteneklere göre çeÅŸitlilik kazanmalıdır. Eskiden liselerde "edebiyat-fen" ayrımı yapılması, birinde sosyal diÄŸerinde fen ağırlıklarının olması doÄŸru bir tercihti. Ama müfredat problemleri yine de vardı ve uzmanlık alanlarına giren ayrıntılar gereksizdi. İnsanın yapısı ve saÄŸlığı anlatılmaz, böcekler yapraklar üzerinde durulur; "dil bilgisi" diye bir bıktırıcılık ile öÄŸrenciler Türkçe'den ve edebiyattan soÄŸutulurdu. Bereket ki bizim, müfredatı iten hocalarımız vardı.
Lise bitirmede edebiyat sınavım ÅŸöyle oldu. Ahmet HaÅŸim'in bir ÅŸiirini okutup açıklamamı istediler. Ahmet HaÅŸim'in ÅŸiirin manasını açıklamakla ilgili sözünü hatırladım; "Åžiiri manası için açıklamak, bülbülü eti için kesmeye benzer" mealindeki. Gülümseyip biraz durdum. Aslında bizim dersimize de gelmeyen İffet hoca hanım, "OkuyuÅŸundan anladığın belli, tamamdır. Çıkabilirsin oÄŸlum" dedi! "Åžiiri güzel ve özel okumak", ÅŸiirden anlayanın (ancak öyle olanın) becerebileceÄŸi bir iÅŸtir. Eski hocalar bunu bilirdi. Matematik hocamız Ömer Beygo derdi ki: "Asimptot, elips, trigonometri, analitik, türev, vs. Bunların hiçbiri hukukta, tıpta, siyasalda, ÅŸurada burada iÅŸe yaramaz. Bir miktarı ancak Teknik Üniversite'de iÅŸe yarar, oraya da zaten içinizden 2-3 kiÅŸi girebilir. Amacımız "matematik nosyonu" vermektir ki, o edebiyatta bile lazım. Ama müfredat buna göre deÄŸil." Ve mesele budur iÅŸte. Uzmanlık hamâliyeleriyle her çocuÄŸu niçin bunaltıyoruz, anlaşılmaz bir iÅŸtir. DüÅŸünerek öÄŸrenmeye, okumaya, yazmaya, yaÅŸamaya hazırlamak için vaktimiz ve mecalimiz kalmıyor. Hepimizin kafasına çakılı bir isim vardı: suppiluliuma (ÅŸuppilulihumma!). Dalgasına herkes böyle kullanırdı. Kazım Karabekir'i kimse tanımazdı. Buydu tarih müfredatı! Divan edebiyatının en zor parçalarını getirip dayatırlar, "tekâmül'ü tekemmül'ü" kimse bilmez! Åžimdi müfredatı kıvırıp bükerek aÅŸabilecek hoca da kalmadı.
Åžu ortaöÄŸretimde, "matematik-fizik-kimya-edebiyat-tarih..." müfredatı nasıl olmalı, nasıl bir tercih farklılığı dikkate alınmalı, hangi amaca göre düzenlenmeli soruları üzerinde yapılmış bir tek araÅŸtırma, inceleme, proje, öneri yok. Kaça kaç oynar gibi biçimle uÄŸraşıyoruz. Fazlasını yüklemeye çalışırken, genel kültür de veremiyoruz. EzberlenmiÅŸ lüzumsuzluklarla beraber, gerekli olanlar da unutulup gidiyor. Adam 7 bin watt çeken anında sıcak su ile banyo yapmak istiyor! Watt nedir, volt nedir, amper nedir, haberi yok ki. Elektrikli sobanın kablosunu uzatıyor ve bunun direnci, tehlikeyi artırdığını bilmiyor, vs.
İlkokul çocuklarıyla ortaokul gençlerini aynı mekânda okutmak kadar büyük bir hata düÅŸünülemezdi; kalktılar onu uyguladılar. Biz kız liselerinde, erkek liselerinde okuduk; bu seçeneÄŸi de yasakladılar. Bu imkân eski CHP döneminde bile vardı; Demokrat Parti getirmiÅŸ deÄŸildi.
... Hep biçimle uÄŸraşıyoruz. İnsanın içi, ÅŸiÅŸkin müfredatın özü, ilgi alanımıza girmiyor. Milli EÄŸitim'in her tarafı problem. ÖÄŸrenci de öÄŸretmen de veliler de herkes problemli. Çünkü özle ilgili düÅŸüncelerimiz, teÅŸhis, tedavi, çözüm bilincimiz yok. Hep biçimselde ve yüzeyselde kalıyoruz. Her alanda iyiye giden bir ÅŸeyler az çok vardır, eÄŸitim alanında hiç yoktur. Çocuklarımıza Türkçe bile öÄŸretemiyoruz. "Artıların eksildiÄŸi, eksilerin arttığı" bir süreç bizi bu noktaya getirdi. "Bilinçsiz bilgi"den ne kültür doÄŸar, ne düÅŸünce, ne kiÅŸilik; ve tabii, ne de gerçek baÅŸarı ve mutluluk.
Yazar: Ahmet Selim |
06-04-12 |
||
| E mail: zaman. com.tr | Tweet | ||