
| Kategori : / KÜLTÜR ve MEDENİYET | Okunma Sayısı: 3372 |
Üsküplü hukuk öÄŸrencisi Süleyman Halid, Cemil Meriç'i okumuÅŸ, merhumun Batı'yla ilgili reddiyesi karşısında bir Batılı olarak biraz ÅŸaşırmış. Derken, Cemil Meriç üzerinden ya da kendi keÅŸfiyle Rudyard Kipling'e ulaÅŸmış. Onun "DoÄŸu DoÄŸudur, Batı da Batı; bu ikisi asla biraraya gelmez" sözüyle sarsılmış bu kez de. Kipling'in buyurgan, mütekebbir edası karşısında Meriç'in gerekçeleri iyi oluÅŸturulmuÅŸ Batı reddiyesine kısmen hak vermeye baÅŸlamış ama çeliÅŸkiden de tümüyle kurtulamamış.
Süleyman Halid'le Åžar Dağı'nda uzun uzun konuÅŸtuk bunları. Sorularının ne kadarını cevaplayabildim, çeliÅŸkisinin ne kadarını giderebildim, bilmiyorum ama bu vesileyle kendi halimizi de yeniden düÅŸündüm:
Cemil Meriç Batı sorununu, BatılılaÅŸmayı problem edinen son aydındır. Ona kadar Batı'nın etnologlarını, antropologlarını, sosyologlarını göndererek doÄŸrudan kendi uzmanlarıyla büyüteç altına aldığı, siyasetini, kültürünü, ekonomisini yönlendirmeye çalıştığı bir ülke konumundaydık.
Cemil Meriç'ten sonra yerli uzmanların Batı'nın bizimle ilgili bilgi taleplerini karşılama yönünde gösterdikleri üstün ve kararlı çaba Batılıları bile ÅŸaşırttı ve buradaki iÅŸlerini artık kendi uzmanlarından daha fazla güvendikleri yerli taÅŸeronlara emanet etmeye baÅŸladılar. Bu aÅŸamadan itibaren aydınların uzaktaki düÅŸman namına Batı için söz söylemeleri zait hale geldi çünkü artık Batı gerçek manada içimizdeydi.
Çok da geriye gitmeden örneklendireyim: Birileri Amerika'nın istihbarat örgütlerine bilgi servis eden kuruluÅŸların talebiyle halk İslamı'nı, Bediüzzaman'ın misyonunu çalışarak, dini bilgisi merkantilizm bilgisinden daha fazla olmayan bir baÅŸkası kent dindarlığı üzerinden ahkam keserek Åžarkiyatçılığın eskiden Göttingen, Tübingen, Londra, Gotha, Leipzig, München, Roma, Paris, Viyana, Upsala.. olarak bilinen üslerinin, tek bir merkeze yani İstanbul'a taşınmasına da katkıda bulunmuÅŸ oldular.
Bunların –bir ayakları ABD'nin think-tank kuruluÅŸlarında, diÄŸer ayakları Alman vakıflarında bulunan– son on yıl içinde yetiÅŸmiÅŸ çömezleri ise "libarelizmin faziletleri" bahsinden hoÅŸgörü, sevgi, saygı, birarada yaÅŸama, çaÄŸdaÅŸ uygarlığa eriÅŸme.. teraneleriyle Müslümanların yumuÅŸatılmış kemalizmi (namı diÄŸer BatılılaÅŸmayı) içten içe benimsemeleri için kalem oynatıyor.
Öte yandan kimileri de semavi din dayanışması üzerinden yardımlaÅŸma niyetini de aÅŸarak doÄŸrudan Hristiyanlığa, YahudiliÄŸe eklemlenme çabalarını son hızla yürütüyor.
Hal böyleyken aydınların Batı sorununu Cemil Meriç'ten sonra da gündemde tutmaları gerçekten komik olurdu.
En basitinden Cemil Meriç'in ölümünü ilan ettiÄŸi roman'ın "dini, edebiyat iÅŸlerine karıştırmayalım" diyerek akÅŸam Virginia Woolf'la yatıp sabah Samuel Beckett'le kalkan Müslüman evlatları tarafından kutsanmasını edebi baÅŸarıya yoranlar karşısında aydın ne söyleyebilirdi?
Ya da Müslümanların üstün gayretleriyle dünyevileÅŸmenin ÅŸah örnekleri arasındaki yerini alan Kutlu DoÄŸum Haftası etkinliklerinin potansiyel olarak makul bir zamanda anıtkabirlerde hatim indirmeyi mazur gösterebilecek bir düÅŸünceye evrilme ihtimaline karşı hangi tedbiri, hangi dille önerebilirdi ki aydın?
Veya eski alışkanlıkla, parayı veren düdüÄŸü çalar, anlayışıyla Amerikan kuruluÅŸlarına, Alman vakıflarına proje hizmeti sunanları ikaz etmeye kalkıştığında, ikazı kendi boynuna bir yafta gibi asılarak suçluluk duygu içinde kıvrandırılan aydın ikinci bir ikaza yeltenebilir miydi?
Bu örnekleri Batılılar adına ilgili iÅŸlerin yürütülmesinde Müslüman yayıncıların, ÅŸirketlerin, vakıfların rol almalarına kadar uzatabilirim ama ÅŸimdilik erken öten horoz olmaya niyetim yok.
Yukarıda belirttiÄŸim nedenlerle Batı ve BatılılaÅŸma konusunda red ve restin birlikte geçersizleÅŸtiÄŸi ÅŸu ortamda artık karşıtlıktan deÄŸil "fark"tan hareket edenlerin sözlerine bakmak gerekiyor asıl. ÖrneÄŸin Üstad Sezai Karakoç "Müslüman aydınların uyanıp, Batı'dan gelen üç cereyandan kendilerini kurtarmaları gerekmektedir. Eski Batıcılık kılık deÄŸiÅŸtirerek içimize girmiÅŸtir. Tanzimat adı altında geldi, sonra o deÄŸiÅŸti meÅŸrutiyet adını aldı, sonra cumhuriyet adını aldı, milliyetçilik adını aldı, ÅŸimdi de liberallik adını aldı. Bunların hepsi aynı ÅŸeydir. Temeli Batıcılıktır" diyordu geçen günlerde.
Liberallerin karşıtlık suçlamasına yaslanarak Batı taleplerini sentez ve uyum formuyla bize dayatmaları, Batı'ya kulluklarını geçerli bir akçeymiÅŸ gibi utanmadan, sıkılmadan savunmaları ancak fark'ların belirlenmesi üzerinden geçersizleÅŸtirilebilir.
Bu topraklarda son yüz yıldır sorduÄŸumuz "nasıl Müslüman olunur?" sorusunun, Müslüman olduklarını söyleyen Liberaller yüzünden "nasıl Müslüman kalınır?" ÅŸeklinde deÄŸiÅŸerek sürmesini istemiyorsak Batı'ya ve Batıcılara karşı red ve resti aşıp, onlarla aramızdaki fark'ları yeniden belirlemek zorundayız.
Yazar: Ömer Lekesiz |
28-05-12 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||