
| Kategori : / DİL KALESİ | Okunma Sayısı: 5734 |
TDK’nin marifeti, birilerinin Osmanlıya muhalefeti, yeni devletin kuvveti, cahillerin daveti, gafillerin “evet”iyle ölen edebî sözler öyle birkaç kelimeden ibaret kalmadı.
EÄŸer öyle olsaydı canımıza minnetti.
Fakat TDK’nin o hâli resmen cinnetti.
Saftiriklerse bunu Türkçe aÅŸkı zannetti...
Görülen o ki TDK’nin bakışı deÄŸiÅŸmiyordu: Bir kelimenin baÅŸka dilden gelip gelmediÄŸinden çok, nereden geldiÄŸine dikkat ediyordu: Kelime Batılı mı yoksa DoÄŸulu muydu, iÅŸte TDK için bütün mesele buydu. O devirde TDK’nin en büyük derdi “Osmanlıca” dediÄŸi kelimelerdi. Hani, Arapçadan, Farsçadan gelen ÅŸu garabet ve gudubetler…
1932’de, daha kurulur kurulmaz Arapça ve Farsça asıllı kelimelere savaÅŸ ilan etti. 1935 yılında hazırladığı Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’nda 10.000’e yakın “Osmanlıca” kelimeyi Türkçe sınırları dışına çıkarma kararı aldı.
Åžark kapısı böylece kapanmıştı...
***
Gelgelelim Garp kapısı sonuna kadar açılmıştı; o kapıdan eski Yunanca ve Latince asıllı Fransızca, İtalyanca, Almanca, İngilizce kelimeler sürü sürü giriyordu. Ne var ki TDK onları yine görmedi; onlara sesini çıkarmadı, göz yumdu… (TDK bu sözlerden kim bilir neler umdu?.. TDK’nin resmen cinnet olan, fakat saftiriklerin Türkçe aÅŸkı zannettikleri hâllerinden biri iÅŸte buydu...)
Arapça ve Farsça asıllı 10.000’e yakın sözü “Osmanlıca ve yabancı” olarak yaftalayıp postalamak, onların yerine geçmekte olan Avrupalı binlerce kelimeyi arkalamak, bir kısmını da “öz Türkçe” diye markalamak için kolları sıvadı.
Batılı kelimelerin yüzlercesini ithal edip kendi eliyle Türkçeye kattı...
Tabii ki edebî tabirlerimize de bu niyetle el attı.
***
Bunlara örnek verelim:
Türkçedeki yaşı altı-yedi yüz yıl olan “destan” yerine eski Yunancadan Avrupa dillerine geçen “epope”yi kabul etti. “Destani” kelimesine karşılık olarak da “epik” demeyi tercih etti.
Sözün kısa, muhtasar, mûciz olanını ifade eden “vecîz” kelimesi yerine yine eski Yunancadan Avrupa dillerine geçen “lakonik” kelimesini davet etti. Birincisi (vecîz), az ve öz konuÅŸan ketum atalarımız Osmanlıları hatırlatıyordu; ikincisi (lakonik) ise Yunanistan’ın Lakonya’sını (Peloponez / Mora), orada eskiden yaÅŸayan Sparta’lıları…
Neden sonra (aradan yarım asır falan geçtikten sonra) TDK, DoÄŸu’ya ve Batı’ya farklı bakmaktan mecburen vazgeçti (veya öyle görünmesi icap etti):
“Artık ÅŸu perhizi adam gibi yapayım. Åžu lahana turÅŸusunu da terk edeyim; hem midemi bozuyor hem de dosta düÅŸmana karşı ayıp oluyor!..” dedi. Batılı kelimeleri de “yabancı” görmeye, onlara karşı da “öz Türkçe” karşılıklar imal etmeye mecbur kaldı.
Gelgelelim “edebiyat” sahasında Avrupalılara yine pek dokunmadı. Bir iki tanesine – belli ki ayak sürüyerek – Türkçe karşılıklar buldu.
TDK Arapça asıllı “hikâye, menakıb, menkıbe, kıssa, rivayet” unutulsun diye hepsinin yerine “öykü”yü buldu; ama Fransızca olan “roman”a dokunmadı.
Arapça “mesel”den gelen fakat Arapçada-Farsçada olmayan, diÄŸer Türk lehçelerinde bile bilinmeyen, yalnızca Türkiye Türkçesinde kullanılan “masal” unutulsun diye yerine “öykücük” ve “öyküce” diye iki kelime uydurdu. (EÄŸer bu kelimeler – mesela “dize” gibi – ders kitaplarında, resmî metinlerde ve hele devlet tarafından yapılan imtihanlarda çocukların karşısına çıkarılıp sürekli tekrarlansaydı yalnızca “masal” deÄŸil, onunla kurulmuÅŸ olan daha birçok söz de hafızalardan silinecekti: masal gibi, masal okumak / anlatmak, masal âlemi, kocakarı masalı, kurt masalı, peri masalı...)
Fransızca “fabl” içinse “öykünce” diye bir ÅŸey uydurdu (fakat hangi resmî metinde kullanıldı acaba? Gören, duyan varsa haber versin).
Dört asırlık “hatıra” yok sayıldı, yerine bir “anı” uydurulup yayıldı.
(Türk Lehçeleri SözlüÄŸü’ne göre hiçbir Türk lehçesinde “anı” yok; dört yerde “hatıra” kullanılıyor, beÅŸ yerde “yâdigâr” var. Türkiye Türkçesi halk dilinde “anı” diye bir kelime var fakat onun “hatıra”yla bir alakası yok: “Hayvanlarda diÅŸlerin üst tarafında veya damakta çıkarak ot yemelerine engel olan ÅŸiÅŸlik, et parçası / Yani, hani / Yayla” Buna karşılık “hatıra” kelimesi yurdumuzun her tarafında küçük telaffuz farklarıyla kullanılıyor. Onunla aynı köke sahip “hatır / hatir” de öyle... Aslında gerek “hatıra” gerek “hatır” kelimeleri ÅŸiirlerde, ÅŸarkı ve türkülerde en çok geçen kelimelerden... Böyle olduÄŸu hâlde TDK’nin gözüne niçin yabancı göründü, anlamak mümkün deÄŸil.)
“Åžaheser”ler “baÅŸyapıt” oldu; sararıp soldu, saçını başını yoldu.
“Eser”ler “yapıt”a döndü, hepsinin yıldızı söndü...
NOT: Berat Kandili'nizi tebrik ederim.
Yazar: C.Yakup ÅžimÅŸek |
03-07-12 |
||
|
E mail: c.yakup_simsek@dogrulus.com Yazar Hakkında Bilgi ve Diğer Yazıları |
Tweet | ||
| Alaettin | |||
Künde |
Tarih : 09-07-12 | ||
Kündeye getirip yere defaatle vurmuÅŸsun abi. E onlar da bu kadar abesle iÅŸtigal etmeseymiÅŸ. |
|||
| uÄŸurlu | |||
Dilimiz üstüne yapılan ihanetler |
Tarih : 05-07-12 | ||
AÅŸkla, ÅŸevkle, güvenle ve dahi azimle devam edersiniz inÅŸallah. Lisanımıza masallat olan ayrık otları ve hainlikler biline... |
|||
| Ahmet Çelen | |||
HABERCİ! |
Tarih : 04-07-12 | ||
Bu yazıyı TDK'nın uydurmacılık fecaatinin edebiyatımızın başına neler getirdiği hususundaki yazıların habercisi sayalım. Merakla bekliyoruz. Devam Yakup Hocam... |
|||