İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 3016
Yazar: Ömer Lekesiz
VAAZDAN KAÇIŞ

Vaaz kelimesini 'Zecr edip, engelleyip, men edip, geri tutup ya da alıkoyup bunun yanısıra korkutmak' olarak açıklayan Râğıp el-İsfahanî, (Müfredât), ona el-Halil'in verdiği 'kalbin inceleceği bir hususta hayırlı bir şeyi hatırlatmak' (Kitâbu'l-Ayn) anlamını da eklemeyi ihmal etmez.

Misalli Sözlük, vaazı 'İbadet yerlerinde yetkili ve görevli bir kimse tarafından yapılan dînî konuşma' şeklindeki ilk anlamıyla ibadet mekanlarına mahsus bir eyleme indirgese de Doğan Sözlük'teki ilk anlamı el-Halil'inkine yakın durur.

Gerek Misalli'nin verdiği ilk, gerekse Doğan'ın verdiği 'İbadet yerlerinde dinin emir ve yasaklarının anlatılması esasına dayanan konuşma, mev'ize' şeklindeki ikinci anlamından vaaz (öğüt, nasihat) kelimesine baktığımızda, insanlara bilgi ve nasihatla bir fayda sağlamayı hedefleyen edebiyattan Batılı anlamda gerçekçiliğe dayalı edebiyata yönelişimizdeki niyeti de öğrenmiş oluruz. Lafı dolaştırmadan söyleyecek olursak, bu niyetin ve onunla ortaya çıkan edebi uygulamanın tam adı 'vaazdan kaçış'tır.

Peygamber Efendimiz 'Din nasihattır' buyurduktan sonra 'Kimin için nasihattır?' diye sorulması üzerine de şöyle buyurmuşlardır: 'Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattir.'

Nasihat, 'kişinin arkadaşlarının salâhına olacak bir fiilde bulunmaya ya da söz söylemeye yönelmesi'dir. Birine karşı halis, saf ve samimi sevgimizi, muhabbetimizi içerir; balın saflığından kinayedir; deriyi dikmek, dikicilik, dikişçiliktir ve onu diken ipliğin kendisidir (Müfredât).

Zihin unutmaya meyillidir. Nasihat unutmaya karşı tedbiri içerir ki, bu tedbir de tekrara dayanır. Çünkü 'Tamamlanmış Din'le insanların faydasına olacak her şey söylendiği gibi aynı zamanda 'Hatem' olan Peygamber Efendimiz'le ahlak da en yüksek seviyede tamamlanmıştır. Nasihat etmek isteyen için tamamlanmış olanın tamlığı üzerinden bir hatırlatmada bulunmaktan ötesi yoktur. Bu nedenle gerek mev'ize metinlerinde gerekse edebi eserlerde söz konusu tekrarın daha beliğ ve daha özel bir keşifle (teknikle) verilmesinin dışında bir fark bulunmaz.

İlk adıyla 'hakikiyyun mesleği' yeni adıyla gerçekçilik olarak benimsediğimiz edebi tarz, Müslüman yazarların öncelikle söz konusu nasihattan kaçmalarıyla kendini belli etmekle kalmamış, vaaz da salt kıssadan hisse çıkarma işgüzarlığı olarak algılanmak / algılatılmak suretiyle bir karikatür malzemesine dönüştürülmüştür.

Misalli ve Doğan sözlüklerinin yukarıda zikrettim gibi ibadet mekanına ve görevlendirilmiş kişilere bağladıkları vaaz işte bu edebi kaçışın ve dolayısıyla edebiyatımızdaki sekülerleşmenin şimdilerde tümüyle kanıksanmış olan karşılığıdır. Bu kanıksamaya ilişkin en tipik örnek de Batı'yla hesaplaşan 'deha' Cemil Meriç'in, 'Din nasihattır' hükmünün temsilcisi olmayı ısrarla sürdüren Sezai Karakoç'tan 'Camiden çok kilise' kokusu alabilme talihsizliğidir.

Olan olmuş, nasihat cami vaizlerine, kurgu ise ediblere kalmıştır ama yine de vaaz ile edebiyatın düşman taraflar olma problemi ortadan kalkmamıştır. Çünkü nasihat yükümlülüğü -Dînen- hem vaiz için hem de edib için bâkîdir. Diğer bir söyleyişle, salt edebi perspektifle baktığımızda vaazın, özel manada (bireysel çaba ve sonuç olarak) ibda, ihtira, icat, keşif, ihdas olmaması ve tüm zamanlar için tekrarlanması gerekeni tekrarlamakla sınırlı bulunması, inanan ve düşünen her insanın yükümlü olduğu nasihatın da edipler tarafından daha farklı bir kurgu ve içerikle ifasını hâlâ (ve daima) zorunlu kılmaktadır. Aksi halde bir edibin, belağatı iyi olan bir vaizden farkı olmayacaktır.

Bu nedenle edibliği metafizik bir dille ayva, elma muhabbeti yapmaktan, sırtını Yunus Emre'ye, Mevlânâ'ya, Niyâzî-i Mısrî'ye dayayıp edebî estetiği dînî romantizm katına indirmekten öteye gidemeyen mevcut Müslüman yazarların metinleriyle, ihtira sahibi Müslüman yazarların metinlerini -ihtiranın şartlarına uygun olarak- birbirinden koparmaksızın ayıracak bir ölçünün yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

Bu manada öncelikle Müslüman yazarların vaazdan kaçmamaları elzemdir. Vaaz tıpkı teneffüs ettiğimiz hava, içtiğimiz su gibi hayatımızı oluşturan şeyler cümlesindendir. O Din'in dilidir, nebevi bir usûldür, semâvî geleneğin sürdürülme şartıdır; bozulan niyet ve eylemlerimizi düzelttiğimiz, unuttuğumuz hakikatleri yeniden hatırladığımız mihenktir.

Öte yandan edebiyat özel bir nimettir ve varlığı vaazın istismarından kaçınıldığı, nasihatın samimiyetinde samimi olunduğu oranda belirginleşir.

Bu farkları gözeterek vaaz ile edebiyatın ilişkisini sahih manada yeniden kurmanın derdine düşmezsek, yakın zamanda Elif Şafak ve türevlerini bile birer edebiyatçı vaiz/vaize olarak benimsemek zorunda kalırız.

Benden söylemesi.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız. 

Yazar: Ömer Lekesiz
25-07-12
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 1
uğurlu
Dilek
Tarih : 26-07-12

Vaaz, 'nebevi usûl'e alâkanın çoğalması,canlılığın artması dileğiyle...

 
VAAZDAN KAÇIŞ
Online Kişi: 30
Bu Gün: 167 || Bu Ay: 5.639 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.288 || Toplam Tıklanma: 44.708.897