
| Kategori : / KADIN VE ÂİLE | Okunma Sayısı: 3133 |
“Kadının asli görevi anneliktir. Kadın zorunluluk yoksa çalışmasın, evine dönsün, kadınlığını yapsın, aileler aile olsun.” …
“Kadın üretkendir, evde oturmasını beklemek çaÄŸdışıdır. Kadın ne pahasına olursa olsun çalışmalıdır.”…
Son günlerde kadının çalışması çok tartışılan bir konu… Bir türlü anlayamadığım nokta ÅŸu; bu sorgulama sürecinde erkeklerin dokunulmazlığı nedendir? Her ortamda, her durumda kadınların çalışması konusuna odaklanmışken sözü ne zaman erkeklere getireceÄŸiz? Kadının birinci görevi annelik ve kadınlık… Peki, erkeÄŸin birinci görevi nedir? ErkeÄŸin de asıl görevi doÄŸasına uygun sorumluluklar ve babalık deÄŸil midir? Kadınların güvenemediÄŸi erkekler yüzünden kendilerini dışarıya attıkları bir toplumda erkeklerden hiç bahsedilmeyiÅŸin nedeni nedir?
“Eve ekmek getiriyorum.” cümlesinin arkasına sığınıp, bunun ötesinde yapacağı ve yapmayacağı her ÅŸey için kendini haklı gören bir erkeÄŸin, görevini yerine getirdiÄŸi söylenebilir mi? “AkÅŸama kadar yoruluyorum zaten, kafam ÅŸiÅŸti.” deyip, baba özlemi çeken çocuklarını eÅŸine doÄŸru ittiren, televizyonun karşısında haberdi, maçtı saatlerini geçiren bir adam, faturaları ödüyor diye aile reisi olma vazifesini yaptığını iddia edebilir mi?
Baba olmadan, kadının annelik yapmasının çok zor olduÄŸunu söylüyor uzmanlar. Günümüzde babalar nerede? İşte mi? O zaman, iÅŸten gelince nerede peki? Baba gün boyunca yok, akÅŸamları da varlığının kimseye hayrı yok iken; bu hayalet babalarla o yuvada yetiÅŸen çocuklardan kime ne hayır gelir? Yıllar sonra büyüyüp de evlendiklerinde hayalet babalarından öÄŸrendikleri güvensizlikleri, sevgisizlikleri eÅŸlerinden görmemek adına çırpınan ve bir kez daha güvenleri sarsılan kadınları kim suçlayabilir? GüvenemediÄŸi eÅŸleri yüzünden ellerinde maddi güvence tutabilmek adına bir arayış içinde kadınlar. Erkekler bu hazin tablonun farkında mı acaba? Aile kavramı insanın kendini en güvende ve huzur içinde hissedeceÄŸi yer olması gerekirken neden eÅŸinden gizli banka hesabı açtıran kadınlar var?
Ben üç yıl önce iki diplomaya sahip bir ÅŸekilde iÅŸten ayrılma kararı aldım. Bir bankamatik kartımın olamayacağı pahasına da olsa… Çalışmadığım bu süreçte eÅŸim her aldığımı başıma kaksaydı, her adımımın hesabını yapsaydı ben bu kararımda huzurlu olabilecek miydim? Eve geldiÄŸinde bana emreden, zulmeden bir eÅŸim olsaydı, evde yemek yapmaktan keyif duyabilecek miydim?
Kadınların sabahın en erken saatlerinde yollara düÅŸüp, gece vakti evde olmalarından, nefes nefese halleriyle bir de evde koÅŸturmalarından yana deÄŸilim, yüreÄŸim sızlıyor. Çünkü kendim yaÅŸadım… Kadının fıtratında evinden böylesine uzakta olmak yok. Hele hele koklamaya kıyamadığı yavrusunu birilerine emanet edip, içinde derin bir sızıyla, gözlerinde yaÅŸlarla iÅŸ yerinin yolunu tutmaya bence hiçbir kadın hevesli deÄŸil. Ama ya iÅŸi bırakıp evde olsa, eÅŸi akÅŸam geldiÄŸinde ona sanki evin hizmetçisiymiÅŸ gibi davranıp, yapamadığının hesabını sorsa, yaptığına burun kıvırsa… “Sen evde yatarken, ben dirsek çürüttüm.” deyip, ayaklarını uzatıp uyuklayana kadar televizyon seyretse… “Ben o parayı nasıl kazanıyorum, sen biliyor musun?” deyip, beÄŸenerek aldığı bir bluzun on saat lafını etse… Söyler misiniz bu kadın neden evde olmak istesin?
İş dünyasının zorlayıcı etkilerini en derin ÅŸekilde yaÅŸamış biri olarak, evliliÄŸimin ilk iki yılını yaÅŸanmamış sayıyorum ben. İşin ağırlığından, mesai saatinin uzunluÄŸundan ziyade yaÅŸadığım ruhsal sıkıntılar… Ruhuma ters giden, beni yoran pek çok ÅŸey… Böylesine bir çalışma hayatı kadınlık fıtratıma tersti, bu yük fazla ağırdı… O uzun ve stresli yılların sonunda onulması zor yaralarım var ÅŸimdi: Savunmacı, sabırsız, güvensiz tavırlarım var… Modern hayatı ve kadının ne pahasına olursa olsun çalışmasını dayatan toplumun ÅŸimdi bana ne faydası var? Kim öder benim stres dolu geçen, yitip giden yıllarımın bedelini? Cüzdanım dolarken, ruhumdaki güzellikleri boÅŸaltan günlerin telafisini ÅŸimdi kim yapabilir?
Kadın modern hayatın bütün pırıltılarından, prestijinden sıyrılıp akÅŸam evine geldiÄŸinde kendisiyle ve ailesiyle baÅŸ baÅŸa… Kariyer, iltifatlar, dışarıda giydiÄŸi şık çizmeler, pahalı takıların ışıltısı ve iÅŸin güzel yanları dışarıda kalıyor. Kapıyı kapattığı anda iÅŸin bütün olumsuz yanlarıyla birlikte ev, yemek, iÅŸ, çocuk, eÅŸ… Kadının kadınlık ve annelik yapmaya vakti yok, gücü yok. Hep yoÄŸun, hep yorgun…
Bunca yoÄŸunluÄŸa ve yorgunluÄŸa, yüzüne bakmaya katlanamadığı nice kiÅŸilerden gördüÄŸü saldırgan davranışlara, hakaretlere göz yummak pahasına da olsa kadını çalışmaya iten, erkeÄŸin ona sahip çıkmaması ve güvensiz tavırları deÄŸil midir? Belki de bu kabullenemediÄŸi öfkenin sonucu dış dünyada mutluluk arayışıyla, çalışan kadın iÅŸ hayatında sosyalleÅŸme umudunda; çalışmayanlar ise sanal ortamlarda arkadaÅŸlıklar peÅŸinde. Çünkü erkekten deÄŸer göremiyor ve kimseye güvenemiyor kadın.
Kadının fıtratında deÄŸer görmek var, fark edilmek… Evini tek başına geçindiren bir kadının, her türlü durumun üstesinden gelip, çalışmak zorunda kalması anlaşılabilir. Ya maddi durumu yeterli olanlar? Evinde fark yaratamayan ve fark edilmeyen kadın paraya ihtiyacı olmasa da kendini dışarıya atıyor. Kendini deÄŸerli hissedebilmek için, deÄŸer görebilmek ve mutlu olabilmek için çalışmak istiyor. Sanki her ÅŸey dışarıda üretilmeliymiÅŸ gibi, çalışmayan kadınlar çaÄŸdışıymış, beceriksizmiÅŸ gibi. Bir yol konulmuÅŸ önümüze, özgürlük, çaÄŸdaÅŸlık diye, yitip giden kadının fıtratıyla birlikte saÄŸlığı ve mutluluÄŸu oluyor. Her gün sosyal bir ortamda bulunmanın verdiÄŸi etkiyle yeni harcamalar ve sonrasında daha çok kazanma zorunluluÄŸu doÄŸuruyor kendine kadın. Tüketim toplumunun kurbanı olarak daha iyi giyinmek, daha iyi yaÅŸamak uÄŸruna evinden daha da uzaklaşıyor. Böyle olunca kadın geç saatlere kadar dışarıda, erkek de keza öyle. Peki, aile nerede?
Evler akÅŸamları yemek, içmek, uyumak gibi temel ihtiyaçların karşılandığı bir otel haline geliyor, çocuklarda aile aidiyeti ve güven duygusu geliÅŸemiyor. Bu da pek çok ÅŸeyin eksikliÄŸini ortaya çıkarıyor. Sorunlu ailelerden sorunlu erkekler çıkıyor; bunlar geleceÄŸin aynı tahammülsüz, ilgisiz babalarına dönüÅŸüyor. Baba desteÄŸi olmayınca evde anneliÄŸi annesinden görmeyen kızlar, geleceÄŸin anneliÄŸi hissedemeyen kadınları haline geliyor. Hayalet baba, mutsuz anne, mutsuz çocuklar, mutsuz nesiller… Bu nesillerden oluÅŸan yeniden mutsuz aileler, mutsuz çocuklar… Aileleri bu çıkmaza sokan ÅŸey; modern hayatın tüketimi artırıcı etkisinden daha öte erkeÄŸin bu süreçte kadını hayat içerisinde yalnız ve savunmasız bırakması.
Günümüz annelerinin mutsuzluÄŸunun ilacı, çöken ailelerin ÅŸifası uzakta deÄŸil, kendi kültürümüzün derinindeki baba rolünde saklı: Emanetin hakkını vermek…
“Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız…” diyen bir Peygamberin (s.a.v.) dinine inanan erkeklerin üzerine eÅŸ ve baba gömleÄŸi giymeden önce kendine sorması gereken ÅŸu deÄŸil midir?
“Yarın bu yavruları ve aileyi bana emanet eden Yaratıcı ‘Emanetlerime ne yaptın?’ dediÄŸinde ben ne cevap vereceÄŸim?”
Yazar: Gonca Anıl |
02-02-13 |
||
| E mail: cocukaile.net | Tweet | ||