
| Kategori : / TEFEKKÜR | Okunma Sayısı: 3027 |
Ya Devlet BaÅŸa, Ya Kuzgun LeÅŸe (mi)?
BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın öÄŸrenci evleriyle ilgili açıklamaları gündemimizi meÅŸgul ediyor. ÖÄŸrenci evlerinde kızlı erkekli kalmaya yönelik eleÅŸtirilerin, devlet eliyle yapılacak araÅŸtırma ve yaptırımlara dönüÅŸebileceÄŸi yönünde, gerek BaÅŸbakan’ın, gerekse de “BaÅŸbakan’ın sözünü emir telakki eden kimi devlet görevlilerinin” sözleri kimi endiÅŸeleri de gündeme getirdi. BaÅŸbakan, Ak Parti hükümetlerinin yaptığına ÅŸimdiye kadar pek ÅŸahit olmadığımız türden bir “özel hayata müdahale” tutumu gösterebilecek bir “devlet gücünü” mü ima ediyordu acaba?
Öncelikle BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın açıklamalarının ve sonrasında o açıklamaları yorumlayan / tevil eden ek açıklamaların her birinin kendi başına ciddi sorunlar barındırdığını ifade etmemiz gerekiyor. Peki, öÄŸrenci evleri meselesine nasıl bakacağız? Öncelikle asıl meselemizin, devletin, insanların özel hayatı dâhil nelere müdahil olabileceÄŸi ve “meÅŸru hayat” ve “meÅŸru olmayan hayat” arasında özel hayatı içine alan bir seçim yapıp yapamayacağı meselesi olduÄŸunu belirtmemiz gerekiyor. Ancak bu meseleye verilecek cevapların bizi liberal devlet kavramının tuzaklarına da çekmemesi gerekiyor. Yani, basitçe “devlet, mümkün hayatlar arasında bir seçim yapamaz ve bireyin her türlü tasarrufu kutsaldır” ÅŸeklinde özetlenebilecek liberal tavır bize bu konuda herhangi bir ÅŸey söylemez. Soruna bir “Müslüman” olarak bizlerin nasıl bakacağı sorusu benim için asıl üzerinde durulması gereken ÅŸey.
Öncelikle devletin “meÅŸru hayat” ile “gayrı meÅŸru hayat” arasında yapacağı ayrımın kriterlerini neye göre belirleyeceÄŸiz? Bir Müslüman için meÅŸruiyetin hangi sınırlar içinde olduÄŸu meselesi çok da gizli deÄŸil. Bu konuda, en azından çerçeveyi belirlemek açısından hemen her Müslüman benzer ÅŸeyler söyleyecektir muhtemelen. Ancak, bu çerçeve içinde kalmayanların ne olacağı meselesi, Allah’ın insanları “imtihan” için yarattığı bir ortama nasıl müdahil olunacağı meselesidir. “Günah” iÅŸleyen Müslümanların ya da Müslüman olmayanların hayatlarına müdahalenin kriterleri nelerdir? Bir liberal devlet için bu soruya cevap vermek tartıştığımız konuyu ters yüz etmek anlamına gelir. Liberal devlet, dindarın haklarına kısıtlama ve müdahale getirirken, dindar olmayan liberal / modern bireyin hayatına “birey özgürlüÄŸü” diye sonsuz bir “özgürlük” alanı açar. Bu özgürlük içinde insanın kendisini rezil etme özgürlüÄŸü varken, kâmil insan olma yolunda ilerleme özgürlüÄŸü yoktur! Peki, Müslüman anlayışı, liberal anlayışın ayna görüntüsünü sunmak anlamına mı gelecektir? “Gerici dindarlığı” toplumsalın yararı için yasaklayan ya da gayrı-meÅŸru ilan eden liberalizmin karşısına, “günahkârlığı” devlet zoruyla yasaklayan bir ters-liberal anlayış mı olmalıdır bizim tutumumuz? Devletin “günahkârı” engellemek gibi bir yükümlülüÄŸü var mıdır ve bunu yapacaksa hangi kriterler üzerinden hareket edecektir?
Öncelikle bu tartışmanın tam da göbeÄŸinde olması gereken, ama her tartışma ülkemizde belirli bir yandaÅŸlık üzerinden yürüdüÄŸü için, genellikle görmezden gelinen bir durum var. AK Parti, özellikle basında liberallerle en başından beri çok ciddi bir dirsek teması içinde olan bir parti ve yaptığı birçok ÅŸeyde “Müslüman” anlayıştan çok liberal bir anlayışın görünür olduÄŸu da muhakkak. Gerek “ilerlemeciliÄŸi”, gerek “modernitenin” tüm araçlarını dönüÅŸtürerek kullanması ile on bir yıldır liberallerin memnun olduÄŸu icraatlar yapıyor. Basında ve kültür-sanat camiasında AK Parti ve hükümet kontrolünde olan kuruluÅŸlarda dahi liberal, hatta sol hâkimiyetinin olduÄŸunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Åžimdi asıl sorunumuza gelelim. BaÅŸbakan, ailenin korunması ve gençlerin ahlâkının korunmasının devletin görevleri içinde olduÄŸunu söylüyor. Bir Müslüman bakışı olarak doÄŸru bir cümle bu evet… Ama bunu devlet nasıl yapacak?
Burada iki anlayışı gözden geçirmemiz gerekiyor. İlkinde, “dışarıdan içeriye” ya da tümdengelimci olarak nitelendirilebilecek ve genellikle devletin ya da gücü elinde tutan erkin, toplumu ve bireyleri dönüÅŸtürebilme hakkını kendinde gördüÄŸü türlü cinslerden totaliter liberalizmler var! İster sosyalizm, ister liberalizm, ister İran İslam cumhuriyeti tarzı anlayışlar bu totaliter liberalizmler içine dâhil edilebilirler. Batı’da bu totalitarizm, ekonominin, reklamcılığın ve büyük ÅŸirketlerin hegemonyasında sosyal veya bireysel alanın neredeyse görünmez araçlarla kontrolü ÅŸeklinde olurken; sosyalist ülkelerde veya İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde devletin güç araçlarının “görünürlüÄŸünün” baskın olduÄŸu bir “dönüÅŸtürme” mekanizması mevcuttur. Ama her iki tür de son tahlilde devlet veya gücü elinde bulunduran aracılığıyla totaliter ya da liberal-totaliter dönüÅŸtürmeyi amaçlar. Burada devlet, ya liberal devlette olduÄŸu gibi, “insan hakları” ve “özgürlüklerde” her ÅŸeyi bilen ve bu bilgiyi hayata enjekte etmeye çalışan görünmez-totaliter bir tutum izler; ya da ikinci tür örneklerde olduÄŸu gibi kendi belirlediÄŸi ideoloji, din ya ahlâk anlayışı üzerinden direk olarak “meÅŸru” ve “meÅŸru olmayanın” ayrımı üzerinden bir ava soyunur. Her iki türde de bir av söz konusudur. Liberal devlet, türlü ekonomik ve siyasal güçleri seferber ederek Allah’ı (c.c.) ve Allah’a inanan dindarı hayattan atmayı amaçlar; sosyalist ya da İran veya Suudi Arabistan örneklerinde olduÄŸu türden ters(ten)-liberal devletler ise, “günahı” avlamaya çalışır. Her iki durum da bir ahlâkçılık üzerinden ahlâkın yitimi anlamına gelir.
İnsanın ahlâkiliÄŸi onun iyi ile kötü, günah ile sevap arasındaki seçim yapma yeteneÄŸinden kaynaklanır. MeÅŸru olanın devlet ya da ekonomik veya siyasal güçlerle belirlendiÄŸi ortamlarda ise “seçim” ortadan kalkar ve ahlâkilik deÄŸil avcı bir ahlakçılık ortaya çıkar. “Dışarıdan içeriye” türlü biçimlerdeki güçler yoluyla dönüÅŸtürme, sahte, içeriksiz ve kalıcı olmayan bir dönüÅŸtürmedir. Zira “dışarıya” ya da “siyasal olana” bakarken, içerisini unut(tur)ur.
Mesela AK Parti yanlısı “İslamî” ya da “muhafazakâr” basının veya TV’lerin serencamına bir bakalım. BaÅŸbakan’ın “gençlerin ahlâkını korumak” görevi olan devlet iÅŸleviyle ne kadar uyuÅŸuyor? Kendimizi kandırmayalım, ister “öteki” türden kanallarda, isterse de “muhafazakâr” kanallarda gördüÄŸümüz ÅŸeyler, reklamından, türlü tiplerde programlarda gördüÄŸümüz deÄŸiÅŸik türlerden pornografilerine kadar tümüyle aynıdır. TRT’den ATV’ye, TMSF yönetimindeki Show TV’ye, hatta STV veya Kanal7’ye hemen hemen tüm “AK Parti veya devlete yakın kanallar”da gördüÄŸümüz, liberal / kapitalist satış pazarlamanın vahÅŸi pornografisinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil. “Örnek olacak” ÅŸeyi ortaya koymak ve buradan hareketle her gence / insana kendi yolunu çizme ve kendi hakikat yolunda yürüme hakkı vermek yerine; örneklerin / örnekliÄŸimizin pespayeliÄŸine bakmadan, “dışarıdan içeriye” dönüÅŸtürme niyeti taşıdığımız zaman, bunun zorba bir tutumdan baÅŸka bir ÅŸey olmadığını tespit etmemiz gerekiyor.
Sorun, kız erkek karışık yurtlara ya da öÄŸrenci evlerine karşı olup olmamak sorunu deÄŸildir. Türkiye’deki çoÄŸu ailenin, kızının ya da oÄŸlunun, yurtlarda ya da evlerde karışık olarak kalmasını istemediÄŸini bilmek çok zor deÄŸil. Ama sorun bunun “tespiti” meselesi. Devletin evlerin içine uzanan bir “göz” olmaya hakkı var mıdır? Üstelik “yandaşı” olan TV’lerde hemen her türden pornografi tüm ülkedeki gençlere “örnek” olarak sunulurken… Müslüman olarak eÄŸer toplumu dönüÅŸtürmek” gibi bir yükümlülüÄŸümüz varsa, öncelikle “içeriden dışarıya” ya da tümevarım diye adlandırılabilecek bir tutum izlememiz gerekiyor. Basınımızdan tutun da, TV’lere, kurumlarımıza her ÅŸeyimiz liberal pespayeliÄŸin bütün unsurlarını üzerinde barındırırken, hiçbir alanda “örneklik” olarak kaba bir “bayındırlaÅŸmadan” baÅŸka bir ÅŸey sunamazken, “dışarıdan içeriye” dönüÅŸtürmeye çalışmak baÅŸarısız bir çalışma olacaktır olsa olsa… Üstelik Ak Parti’nin ÅŸimdiye kadar yapmış olduÄŸu olumlu birçok ÅŸeyin unutulmasına yol açacak büyük bir hatadır bu!
Müslüman’ın elbette toplumun ve devletin iÅŸleyiÅŸine yönelik fikir ve davranışlarını siyasi alan içinde ifade etme, temsil etme hakkı vardır. Zaten görevimizdir de bu... Ancak, biz Müslümanların unutmaması gereken asıl ÅŸey, içeriden dışarıya dönüÅŸtürme / dönüÅŸme meselesinde öncelikle kendi dairemizden baÅŸlayarak geniÅŸleyerek “büyüme” yönteminin “baÅŸarı” ÅŸansının diÄŸerine göre çok daha yüksek olduÄŸu gerçeÄŸidir. Zor yoluyla ayakta tutulmaya çalışılan hiçbir ÅŸeyin baÅŸarı ÅŸansı yoktur. Kendi dairemizde (kendimizden baÅŸlayarak basın, TV, kurumlarda vs.) liberal pornografinin her türden temsillerine para veya güç uÄŸruna izin verirken, “dış daireleri” deÄŸiÅŸtiremezsiniz. Örnek deÄŸilseniz, kimse sizi örnek olacak ahlâkta, duruÅŸta görmezse size veya sizin hayat biçiminize özenmez.
Günahı bilmek, göstermek, karşılığında doÄŸruyu, güzeli “yaÅŸayarak önermekle”; günahı yasaklamak aynı ÅŸeyler deÄŸildir. Allah’ın bile yapmadığı bir ÅŸeyi, kulun, ister devlet adına, ister yüce bir amaç uÄŸruna bir baÅŸkası için yapması zorbalıktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bataklık dururken ve bataklığı kurutmaya çalışacak önlemleri almak bir yana, bu bataklığı daha da büyütecek her ÅŸeyi bilinçli ya da bilinçsiz yaparken, tek tek sivrisineklerle uÄŸraÅŸmaktır bunun adı. Açık söyleyelim; biz Müslümanlar dünyaya yeni (eskimeyen yeni) bir ÅŸey söylemeyi ve bunu yaÅŸamayı beceremediÄŸimiz için, günahın bizatihi kendisine olan “özenmeyi” ortadan kaldıracak fikir ve yöntemler geliÅŸtirmeyi düÅŸünmek yerine, günahkârlarla (hem de kendimizi ve günahkârlığımızı çoÄŸu zaman unutarak) uÄŸraÅŸmayı yeÄŸlersek tersten-liberalizmin bir baÅŸka versiyonu olan totaliter bir anlayışı yeniden görünür hâle getiriyoruz demektir.
ÖrnekliÄŸimiz, kendimizden, oluÅŸturduÄŸumuz iliÅŸkilerle kurumlardan veya kendi kontrolümüzdeki basından baÅŸlayarak olur. Toplumsal alanın düzenlenmesinde, öncelikle “insana” kendi yolunu yürüme hakkı ve imkânı vermeniz gerekiyor. Kendi yolunu yürümek isteyen insana, eÄŸer bir örneklik oluÅŸturmak istiyorsanız örnek olacak insanları yetiÅŸtirecek kurumları ortaya koymanız gerekir. Yani “hadi bakın bir de böyle bir ÅŸey var, bakın ve beÄŸenirseniz gelin” demek… Ancak dost acı söyler. Ben “Müslüman” ya da “muhafazakâr” olarak adlandırılabilecek olan basında ve TV’lerde bir örneklik göremiyorum. Sayılamayacak kadar “pornografik” örneÄŸi her gün basınında gençlere örneklik olarak sunduktan sonra “biz gençleri korumak zorundayız” demek pek tutarlı bir davranış olmuyor.
Yazar: Enver Gülşen |
09-11-13 |
||
| E mail: timeturk.com.tr | Tweet | ||
| İ TUNCER | |||
MİLLİ EĞİTİMİMİZ |
Tarih : 19-11-13 | ||
AK parti iktidarının en zayıf yeridir milli eÄŸitimimiz. BaÅŸka bir çok alanda çok baÅŸarılı olmasına raÄŸmen bu alanda gözle görülebilecek bir ilerleme söz konusu deÄŸil. Neden acaba? Yaklaşık 100-150 yıldır yönünü batıya çevirmiÅŸ, yönünü çevirmekle kalmayıp, hem bastığı zemini hem de bütün kütlesiyle, 1000 yıllık muhteÅŸem geçmiÅŸini yok sayarak, batı denen bu köksüz soysuzluÄŸu kendine varılmak istenen muasır medeniyet olarak, hedef koyan ve her ÅŸeyini buna adapte etmeye çalışan bir anlayışın geldiÄŸi yer maalesef tam da bulunduÄŸumuz yerdir. Tabir caizse "Ne kuÅŸ ne de devedir" bulunduÄŸumuz yer. Milli EÄŸitim sistemimizin temellerini oluÅŸtururken, ilk olarak kim olduÄŸumuza ve nereye gittiÄŸimize nereye gitmek istediÄŸimize karar vermeliyiz. EÄŸer kim olduÄŸumuza ve gideceÄŸimiz yere karar verebilirsek sistemi oturtmak hiç zor olmayacaktır. GidiÅŸat kesintiye uÄŸramazsa 10-15 seneye inÅŸallah özlenen, arzu edilen ÅŸeyleri hep birlikte görürüz. |
|||