HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 3467
Yazar: Yusuf Kaplan
Postmodern Endülüs felâketi ve Türkiye'nin kritik yeri

Önce şu: Şebekeyi çökertelim, Erdoğan'ı yedirmeyelim, cemaati şebeke'den kurtaralım ve ezdirmeyelim.

UNUTMAYALIM: ENDÜLÜS DE BÖYLE ÇÖKMÜŞTÜ

Yaşadığımız felâket, yeni bir Endülüs felâketine hangi açıdan benziyor, bu meseleyi biraz vuzuha kavuşturmakta yarar var.

Kurtuba'nın 1326 yılında düşüşüyle birlikte Endülüs'ün çöküşü başlamış ve tam 176 yıl sonra, 1492 yılında Endülüs'e nihâi ölümcül darbe vurulmuştu.

Endülüs'ün tarih sahnesinden silinmesinin en önemli nedenlerinden biri, Endülüs'teki emirliklerin birbirleriyle kapışmasıydı.

Bu kapışma öylesine kontrolden çıkan boyutlar kazanmıştı ki, bazı Müslüman emirler, Haçlı Hıristiyanlarla ittifak yapmaktan çekinmemişler ve sonunda bu, merkezî Endülüs yönetiminin önce kan kaybetmesine ve zamanla tarihten silinmesine neden olmuştu.

BUGÜNÜN HAÇLILARIYLA İŞBİRLİĞİ YAPMANIN VE MÜSLÜMANLARI ARKADAN VURMANIN BEDELİ!

Dün, Müslüman emirler, Haçlı Hıristiyanlarla, yüzkarası bir işbirliği yapmışlar ve Endülüs'ün tarihten silinip gitmesine yol açan bir ihanet örneği ortaya koymuşlardı.

Bugünse, sözümona bir Müslüman oluşum, ilk defa toparlanmaya ve mazlum Müslüman halkların umudu olmaya başlayan Erdoğan Türkiyesi'nin yürüyüşüne karşı küresel şer güçleriyle yüzkarası bir işbirliği içine girmiş durumda.

Üstelik de bugünkü Müslümanların, küre ölçeğinde bir ölüm-kalım mücadelesi verdikleri bir yokoluş zamanında Türkiye'nin umut olduğu kritik bir zaman diliminde yapıyor şebeke bu yüzkarası ihaneti!

Allah Türkiye'yi ve mazlum ümmeti, şebekenin şerrinden korusun!

ŞEBEKE'NİN 'GÖREVİ': POSTMODERN ENDÜLÜS FELÂKETİ

Yaşadığımız felâketi, yeni bir Endülüs felâketi olarak tanımlamamın ikinci nedeni de şu: Başını ABD, İngiltere ve İsrail'in çektiği küresel sistem, bu şebeke'yi, İslâm'ı küresel sistemin çıkarlarına hizmet edecek ve zamanla İslâm'ı dönüştürerek bitirecek küresel bir taşeron olarak kullanıyor.

Adına ılımlı İslâm, İslâm'ın protestanlaştırılması dediğimiz, küresel sistemin 1989 yılında, Soğuk Savaş'ın sona er/diril/mesinden itibaren başlattığı, İslâm'a karşı postmodern savaş süreci, yeni Endülüs felâketidir.

Tehlikenin ürperticiliğinin farkında mıyız: Yeni Endülüs felâketi olarak tarif ettiğim İslâm'la postmodern savaş süreci, sadece Türkiye'yi vurmayı değil, İslâm'ı dönüştürmeyi, bitirmeyi ve İslâm dünyasını nihâî olarak Batılıların kölesi hâline getirmeyi amaçlıyor.

Bu proje, hem Türkiye'nin sınırlarını aşan hem de İslâm'ı dönüştürerek bitirmeyi amaçlayan bir proje olduğu için, birincisinden çok daha tehlikelidir.

BİRİNCİ MEDENİYET KRİZİ'Nİ NASIL AŞTIK?

Müslümanlar, tarihleri boyunca iki büyük medeniyet krizi yaşadılar.

Birinci medeniyet krizi, Moğol ve Haçlı saldırılarından sonra 1258 yılında Bağdat'ın düşmesi ve Kurtuba'nın Haçlılar tarafından 1326 yılında işgal edilmesiyle birlikte 13. ve 14. yüzyıllarda yaşanmıştı.

Birinci medeniyet krizini hangi dinamikler üzerinden ve nasıl aştık peki?

Selçuklu'nun gerçekleştirdiği, Ehl-i Sünnet Omurgayı kuran ve Osmanlı'nın gerçekleştirdiği, Ehl-i Sünnet omurgayı muhkem bir şekilde koruyan, akîde, fikir ve siyasette ilk kez İslâm dünyasını yekvücut hâle getiren muazzam, muazzez ve derinlikli medeniyet hamlesiyle aştık.

İKİNCİ MEDENİYET KRİZİNİ NASIL AŞABİLİRİZ?

Şu an, son üç asırdan bu yana, ikinci büyük medeniyet krizini yaşıyor Müslümanlar. Bu ikinci kriz, birincisinden daha derin, daha büyük ve daha tehlikeli.

Birinci medeniyet krizi, esas itibariyle kurucu irade'nin çökertilmesinden kaynaklanan siyasî bir krizdi.

Selçuklu ve Osmanlı hamleleriyle kurucu irade'yi muhkem bir şekilde tesis etmeyi ve birinci medeniyet krizini aşmayı başardık Allah'ın lütuf ve keremiyle.

MEDENİYETİN İKİ SÜTUNU: TARİHÎ DERİNLİK VE İRFANÎ DERİNLİK

Şu an yaşadığımız ikinci medeniyet krizi, siyasî değil varoluşsal bir krizdir: Bizim hem İslâm'la hem de hâkim dünya'yla ilişkilerimizi yerle bir eden, tersyüz eden bir kriz bu: Çift yönlü temassızlık: Hem kendi dinamiklerimizle hem de dünyayla temasımızı, yaratıcı ilişkiler kurmamızı imkânsızlaştıran epistemolojik kırılma ve ontolojik kopuş.

Birinci krizi aşmamızı sağlayan akide, fikir ve siyasette yekvücut olmamızı mümkün kılan iki temel sütunu bugün yalnızca biz canlı tutuyoruz.

Bu iki temel sütun irfanî derinlik ile tarihî derinlik'tir.

Bir medeniyetin yaratıcı ruhunu oluşturan irfanî derinlik ile, bir medeniyetin kurucu iradesini oluşturan tarihî derinlik, bugün iyi-kötü yalnızca Türkiye'nin sahip olduğu iki olmazsa olmaz hayatî, varoluşal ve bizi tarih girdirecek iki temel sütundur.

ŞEBEKE'YE YÜKLENEN TEHLİKELİ MİSYON: EN BÜYÜK TARİHÎ İHANET!

İşte şebeke, medeniyet kurucu bu iki sütunu hedef alan küresel şer güçlerin şebekliğini yapıyor sadece.

Başka bir ifadeyle, bir yandan, ilk defa Erdoğan Türkiyesi'nde ete kemiğe bürünen, zirve noktaya ulaşan kurucu irade (Türkiye'nin ekonomik,teknolojik, siyasî ve stratejik hamlelerle ördüğü korunaklı duvar), yıkılmaya çalışılıyor.

Öte yandan da şebeke, Türkiye'nin sınırlarını aşan bir cinayete taşeronluk ediyor: İslâm'ın dönüştürülerek küresel sisteme boyun eğdirilmesi ve bitirilmesi cinayeti bu.

Yok oluş sürecini iliklerine kadar yaşayan İslâm dünyasının tam da toparlanmak üzere olduğu ve Türkiye'nin bu toparlanma sürecine yüzyıllık süreçte ilk defa öncülük etmeye ve umut olduğunu göstermeye başladığı bir zaman diliminde şebekenin Türkiye'nin vurulması ve İslâm'ın bitirilmesi tezgâhına taşeronluk yapması, tarihte Müslümanların karşı karşıya kaldıkları en büyük ihanettir.

Bu nedenle, şebeke, bir yandan Türkiye'nin yürüyüşünü durduracak ve kurucu irademizi yerle bir edecek; öte yandan da, İslâm'ı dönüştürerek bitirmeyi hedefleyen tarihî bir cinayete taşeronluk yaptığı için derhal çökertilmelidir.

Şebeke'nin, bu büyük ihaneti kavrayabilecek derinliğe sahip düşünürü, çaplı adamı ve beyin takımı yok ne yazık ki!

Şebeke'ye yön veren tetikçiler ve gazeteciler, cemaati de, Türkiye'yi de ve bizzat İslâm'ın geleceğini de tehlikeye soktuklarını göremeyecek kadar zihnî bir körleşme ve köleleşmeyle maluller!

EĞER ŞEBEKE ÇÖKERTİLEMEZSE, ŞEBEKE'NİN KORKU İMAPARATORLUĞUNDA BOĞULURUZ!

Eğer şebeke çökertilemezse, yeni, postmodern Endülüs felâketinin önüne geçebilmemiz çok zor olabilir.

O yüzden şunu söylüyorum: Şebeke çökertilmeli, Erdoğan yedirilmemeli ve cemaat ezdirilmemelidir.

Eğer şebekeyi çökertirken, cemaati ezdirirsek, yarın bunu tarihe, gelecek kuşaklara karşı izah etmekte zorlanırız. O yüzden cemaat, şebeke'den kurtarılmalı ve şebeke öyle vurulmalıdır!

Öte yandan eğer Erdoğan'ı yedirirsek, Türkiye'nin leş kargalarına yem olmasının önünü sonuna kadar açmış oluruz ve bir daha da belimizi doğrultamaz ve şebeke'nin korku imparatorluğunda boğulmaktan kurtulamayız, vesselâm.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yusuf Kaplan
09-03-14
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Postmodern Endülüs felâketi ve Türkiye'nin kritik yeri
Online Kişi: 23
Bu Gün: 627 || Bu Ay: 7.432 || Toplam Ziyaretçi: 2.931.400 || Toplam Tıklanma: 58.656.676