
| Kategori : / AKTÜALİTE | Okunma Sayısı: 2461 |
Yasta olan sadece 300 kişi ile irtibatlı bir sosyal grup değil. Yasta olan bütün millettir. Ancak maden ocağının altında kalan millet değildir. Eğer bu yüzleşme adil bir biçimde gerçekleşmezse, toplum nezdinde ve hak nezdinde sorumlu olan bütün paydaşlar asıl o zaman maden ocağının altına gömülürler.
Yüz on kilometrelik yolu aldıktan sonra maden yatağında çalışmaya gelen 30 köylüden 11'i öldü. Oğlunun hastalığını tedavi etmek için gereken 700 TL'yi kazanmak amacıyla çalışan baba hayatını kaybetti. Erzurumlu bir baba madende emekli oldu, üç çocuğu okusun diye yeniden döndü ve orada öldü. Baba ve kardeşini, karnında çocuğunu taşıdığı kocasını ve beraber çalıştığı kardeşlerinden ikisini kaybedenler… Çalışmaya başladığı dördüncü günde madene gömülen... Daha onlarca hikaye. Bu ölülerin hikayelerinde her şey var. Baba, kardeş, ağabey, eş, … Bu hikayelerin içinde yoksulluk ve çaresizlik var. Çocuklarını okutmak ve bu yoksulluklarından onları kurtarmak için kendilerini feda eden babalar.
Gencecik gelinler ağlıyor, kardeşler ağlıyor, çocuklar ağlıyor, seksenli babalar ve dedeler ağlıyor; bütün Türkiye ağlıyor. Futbolcular saygı duruşunda bulunuyor, camiler sala okuyor, eğlence yerleri kapanıyor. Toplum acının bütün varlığını kuşatan günlerde yasa giriyor. Herkesin katıldığı bir yas bu. Toplumun kendi felaketiyle yüzleşerek yaşadığı bir travmaya karşı gösterdiği bir tepkidir bu. Bütün yaslar, bizleri acılar karşısında metanete, sükunete, sabra ve ayakta kalmaya çağırır. Türkiye bu sabrı ve metaneti gösteriyor. Felaketlerle doğan acılar karşısında sabretmeyi göstermenin erdemini ortaya koyuyor. Yas, bizleri yeniden bütünleştiriyor. Acılar ve yasalar toplumları bütünleştirir. Sevinçlerin ve müjdelerin bütünleştirmesi gibi. Çünkü yas ile beraber bütün farklı duruşlarımızı bir kenara bırakarak ortak insani bir duygu etrafında halkalanıyoruz.
Güvenlik yatırımı olmayınca
Acılarda ve yaslarda küslükler biter. Acılara ortak olma ve acılardan doğan yaraları sarmak için var gücüyle ortaklaşma öne çıkar. Türkiye bütün varlığıyla bu acı etrafında bir oldu, millet oldu. Bunu istemeyenler yası bile çok gördüler. Çünkü ortak yas, ortak birlik şuurunun yeniden inşası demektir. Bunu bozmak isteyenler yine iş başına geçtiler. Protestolar, algı operasyonları, küfürler, tehditler ve dezenformasyonlar ile beraber Türkiye'ye milli yası çok gördüler. Milletin ortak bir acı etrafında birliğini hissetmesini istemediler. Bunların hiç önemi yok, çünkü büyük toplum milli yası yaşıyor. Birlikte ağlıyor, birlikte acı hissediyor. Herkes Soma'daki kadının, kardeşin, eşin, gelinin, dedenin, babanın ve çocuğun gözyaşlarına ortak oluyor.
Yas, ölülerimize duyduğumuz saygıyla kendimize olan inancı bize kazandırır yeniden. Soma madeninde hayatını kaybeden insanlarımıza tuttuğumuz yas aracılığıyla aslında kendimize olan saygımızı kazanıyoruz yeniden. Çünkü felaket bizden çıktı. Bu toplumun kanunlarından, siyasetlerinden, iş sürecinden, sendika ilişkilerinden, yoksulluklarından, gelir dağılım biçimlerinden, memurlarından doğdu. Onun doğurganı biziz.
Felaket içimizden çıktı. Hep beraber ürettiğimiz bir toplumsal dünyanın varlığından meydana geldi. Bu varlıktan çıkan ve yeterince uygulanmayan yasalarından, görevlerini yeterince yapmayan görevlilerinden, işçilerini koruyamayan ve kollayamayan sendikalarından, daha fazla kar için yeterli güvenlik yatırımları yapmayan patronlarından ve işçi hakları konusunda yeterli adaleti uygulamayan siyasetinin rutinliğinden. İshak Alaton, bir iş adamı olarak kendi payına düşeni ne güzel ifade ediyor: 'Soma'daki olay insanın yarattığı büyük bir günahtır. Ben diyorum ki bütün sanayicilerin bunda payı var. Bu günahı hep birlikte idrak etmeliyiz, paylaşmalıyız. Ben de bu günaha dahilim. Çünkü zamanında alınması gereken tedbirleri anlatamamışız'.
İşçi kazaları ve işçi ölümleri
Kapitalizmin yüzyıl önceki çalışma koşullarını işçilere sunan bir çalışma ve iş tarzıyla, yine yüz yıl önceki kapitalizm iş kazalarının benzerleri yaşanır. İnsan hayatının 'ucuz iş gücü' olarak değerlendirildiği bir dünya görüşünün ilkel biçimlerinden ilkel yıkımlar yaşanır. Türk kapitalizmi, Soma madeninin dibine gömülmüştür! Vahşi, ilkel, kuralsız ve bütün aç gözlülüğüyle bu gömülmeyi yaşamıştır. Bu kapitalizmin bir maden ocağıyla, bir yılla, bir avuç insan kanı bedeliyle kalkınma gerçekleştirme tarzı Soma maden ocağının altında kalmıştır. Soma maden ocağının altına göçen başka bir olgu da işçi sendikalarıdır. İşçilerin hakları ve güvenliği için var olan bu örgütler, bütün meşruiyetlerini sorgular hale geliyorlar. Sendikalar, bu kadar insanın öldüğü bir ülkede acaba ne iş yapar? Bunu sorma hakkımız vardır. Çünkü felaketin odağında işçiler yer alıyor. İşçilerin en başta gelen temsilcileri sendikacılardır.
Ölüm ve işin ikiz kardeş olduğu çalışma ortamlarında, işçi kazaları değil işçi ölümleri yaşanır. Türkiye, bunlarla yüzleşmek zorundadır. Her büyük felaket arkasından büyük acıları getirdiği gibi büyük dönüşümleri de getirebilir. Toplumlar, büyük felaketlerle gelen büyük acıları aşmak için üstün bir performans sergileyerek büyük çözümler üretebilirler. Soma maden ocağı felaketiyle beraber biz neden bunu yaşamayalım? Bu büyük acımızı aşmak için neden büyük dönüşüm hamlelerinde bulunmayalım.
Yüzleşme gerçekleşmeli
Siyaset, iktidar, sendika örgütleri, iş adamları, denetim bürokratları, kamuoyunu aydınlatan aydınlar ve yazarlar topluca bu yüzleşmeye katılmalıdırlar. Kimse kendisini dışarda tutarak masumlaştırmadan işçiler ile ilgili önemli düzenlemeler, haklar, güvenlik mekanizmaları, sağlıklı denetim sistemleri vs. geliştirmek için mücadele vermelidir. Sınıfsallık, egemenlik, iktidar ve çıkar ilişkilerinin dışına çıkıp insani temelde ve adalet düzleminde hareket etmeliyiz. Soma bunlar için bir başlangıç, bir start olmalı.
Bir bakanın dediği gibi 'kimsenin gözünün yaşına bakmadan' olayın meydana geliş nedenleri, sorumluları, bağlantıları ve ihmalleri bütün çıplaklığıyla ortaya konulmalıdır. Türkiye ve Türkiye'nin iktidarı, yargısı ve ilgili bütün yapıları bunu yapmak zorundadırlar. Çünkü bu mesele bir kasaba, bir ocak ya da bir 300 rakam meselesi olmaktan çıktı. Bütün millete mal oldu. Çünkü yasta olan sadece 300 kişi ile irtibatlı bir sosyal grup değil. Yasta olan bütün millettir. Ancak maden ocağının altında kalan millet değildir. Eğer bu yüzleşme adil bir biçimde gerçekleşmezse, toplum nezdinde ve hak nezdinde sorumlu olan bütün paydaşlar asıl o zaman maden ocağının altına gömülürler.
Yazar: Ergün Yıldırım |
18-05-14 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||