
| Kategori : / AKTÜALİTE | Okunma Sayısı: 1862 |
10 Ağustos gerçeği...
Meclis üzerinde, milletvekilleri üzerinde, partiler üzerinde işleyen baskı mekanizmaları Cumhurbaşkanını milletin bizzat seçmesiyle işlemez hale gelmiştir. Artık cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sahneye konulan 'Bizans oyunları' sona ermiştir. '10 Ağustos'un tarihsel anlamı budur. '1982 Anayasası' Cumhurbaşkanına neredeyse Fransa'da olduğu gibi 'Yarı-başkanlık' yetkileri vermişti. Merhum Prof. Bakır Çağlar'a göre 1958 tarihli Fransız Anayasası'nın esinlediği model serisi içinde görülen 1982 Anayasası Devlet Başkanına, 'Devlet Cihazı'na dayalı bir 'Devlet İktidarı' kullanma imkanı tanımıştı. 1982 Anayasası Devlet Başkanını yetkilendirerek, klasik parlamenter rejm yerine 'Başkanlı Parlamenter rejimi'ni getirmişti. 1990-2002 yılları arasında en az 10 hükümet değiştiği halde sistemin işlemeye devam etmesi Cumhurbaşkanının devlet iktidarını sürdürmesi sayesindeydi.
1982'den bu yana Cumhurbaşkanlığı bir 'sembolik' makam, bir 'zabıt katipiliği'' yahut bir 'Çankaya noterliği' muamelesi görmemiştir, hiçbir Cumhurbaşkanı da kendisini öyle görmemiştir. Ancak Cumhurbaşkanları 'demokratik meşruiyyet' tartışmasına sebebiyet vermemek yahut siyasi bir krize, bilhassa da bir hükümet krizine yol açmamak için, görev ve yetkilerini kullanırlarken temkinli davranmak lüzumu hissetmişlerdir. Bu yüzden halk oyuyla seçilmesi Cumhurbaşkanına daha rahat davranma imkanı tanımıştır. Sistemin eksiklik ve zaafları varsa eğer, zamanla anlaşılacaktır. Düzeltme, değiştirme siyasetin, Meclis'in işidir.
'12 Eylül' darbesini yapanlar 1982 Anayasası'nı kendi rejim tasarılarına uygun şekilde hazırlatmışlardı. Anayasal organlar da bir 'vesayet' temelinde düzenlenmiştiler. Bu düzenlemede baş rol Cumhurbaşkanına verilmişti. 'Askeri vesayet' devam ettiği sürece, Cumhurbaşkanını Meclis seçtiği sürece, darbeciler tarafından hazırlatılan 1982 Anayasası'nda verilen olağanüstü yetkiler 'istenmeyen kişiler'in eline geçmeyecekti. Bunun için 'modern', 'post-modern' her türlü darbe meşru görülüyordu. Kriz dönemlerinde Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ara ara gündeme getirilmiş ama iş daha ileriye götürülememişti. Mesela '28 Şubat' sürecinin en sıcak döneminde, 1998'de, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin Anayasa değişikliği tartışmaya açılmıştı. Askeri vesayetin bütün çıplaklığıyla kendini gösterdiği dönemde böyle bir değişikliği tabii ki gerçekleşemeyecekti.
'10 Ağustos'a damgasını vuran Anayasa değişikliğinin bir Cumhurbaşkanlığı krizi sırasında hayata geçirildiğini hatırlatmak gerekiyor. Ancak o kez siyasi koşullar değişmişti, sahnede güçlü bir hükümet vardı, halk kısır çekişmelerden bıkmıştı. Her Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir müdahale girişimi geleceğe dair ümitleri köreltiyordu. Devlet'in Millet'in hizmetinde olması gerekirken aşağılayıcı bir 'vesayet gömleği' biçilmişti millete. Türkiye 21. Yüzyıla bu deli gömleği ile giremezdi. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi bu vesayetin kaldırılmasıdır. 10 Ağustos gerçeği 'efendi millet' özleminin ifadesidir. 1982 Anayasası'nın Cumhurbaşkanına tanıdığı görev ve yetkiler darbeciler tarafından sivil demokratik siyaset üzerinde bir vesayet aracı olarak tasarlanmıştı. Bu yetkiler artık halkın oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır. Böylece darbecilerin Millet'ten esirgediği güç, 32 yıl sonra Millet'in eline geçti. Bundan böyle Cumhurbaşkanlarından beklenen aslî görev Millet'in verdiği 'güç'ün 'öteki', 'beriki' demeden 'Millet hizmetinde' olmasını sağlamalarıdır.
Yazar: Abdullah Muradoğlu |
12-08-14 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||