İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / TEFEKKÜR
Okunma Sayısı: 1811
Yazar: Yusuf Kaplan
TÜRKİYE'NİN ASIL SEÇİMİ

TÜRKİYE'NİN ASIL SEÇİMİÇakıl taşlarını temizleyecek, yapı-taşlarını döşeyecek bir siyaset için...

Türkiye, yeni bir seçime doğru gidiyor... Ama nihâi seçimini henüz yapabilmiş bir ülke değil Türkiye.

İDDİALARIMIZI YİTİRMEK!

Şunu demek istiyorum: Osmanlı durduruldu; ardından Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyet, Osmanlı'nın medeniyet iddialarını reddederek yola koyuldu: Ve Avrupa'nın, Asya'nın, Afrika'nın -yani üç kıtanın- kavşak noktasını bin yıldır şekillendiren bir toplum, sanki tarihe yeni giren nevzuhur bir toplummuş gibi, medeniyet hafızasını sıfırladı ve Anadolu coğrafyasına hapsoldu.

Bu, tarih yapmış, sadece İslâm tarihini değil dünya tarihini şekillendirmiş bir toplumun tarihten sürgün edilmesi ve tarihte tatil yapmaya mahkûm edilmesiydi.

Başka bir ifadeyle, Batılılar tarafından dışarıdan sömürgeleştirilemeyen bir toplumun, içeriden devşirme elitler marifetiyle kendi-kendini sömürgeleştirmesiydi.

Belki, başlangıçta, Cumhuriyet, en az iki asır boyunca üzerimize üzerimize gelen Avrupalılara şunu demek istemişti:

"Tamam, biz bütün medeniyet iddialarımızdan vazgeçiyoruz. Artık bu oyunda biz yokuz. Önünüzde engel olmayacağız. Hatta biz de Avrupa uygarlığının bir parçası olacağız."

Evet, Avrupalılar, bütün dünyayı sömürgeleştirmişler, bütün medeniyetlerin kökünü kazımışlar, hepsini tarihten silmişler ya da artık tarih yapamayacak kadar "hadım etmişler", fosilleştirmişlerdi.

Tarihten silinmemek için, Avrupalılara, tarih yapan bir aktör olarak medeniyet iddialarımızdan vazgeçtiğimizi deklare ettik açıkça... Bu, tarih yapmış bir toplum için çok büyük bir riskti: Sonu, ölümle neticelenebilecek büyük bir felâkete dönüşebilirdi bu.

Türkiye için ölüm neydi, ne olabilirdi?

YENİDEN TARİHE GİREBİLMEK İÇİN...

Türkiye'nin Müslüman kimliğini, tarihini, hafızasını ve muazzam medeniyet tecrübesini inkâr etmeye kalkışması, bu toplumun ölümü demekti. Ayrıca bu, dünyanın, insanlığın umudunun bitmesi anlamına gelecekti: Türkiye, herkese hayat hakkı tanıyan, başka kültürlerin, dinlerin ve medeniyetlerin kökünü kazıma ilkelliği sergilemeyen tek küresel ve evrensel medeniyet tecrübesini insanlığa armağan etmiş yegâne aktör'dü.

0 yüzden, Türkiye'nin tarih yapmasını mümkün kılan İslâmî tecrübesini unutması, yalnızca Türkiye'nin tarihten çekilip gitmesiyle değil, herkesi kucaklayan muazzez hakikat medeniyeti tecrübesinin de yeniden insanlığın önünü açma imkanlarının bitmesiyle sonuçlanacaktı.

Cumhuriyet'in bize kazandırdığı en önemli şey, zaman'dı.

Evet, zaman kazandık ve yeniden toparlandık. Ama henüz bizi her bakımdan Batı'ya bağımlı kılan b/ağlardan kurtulamadık; bizi zihnen Batılıların kölesi hâline getiren ve en ürpertici sonuçlarını genç kuşaklarımızı yabancılaştırıcı, mankurtlaştırıcı, İslâmî anlam haritalarımızdan uzaklaştırıcı sefih seküler eğitim, kültür ve medya rejiminde gördüğümüz seküler zihnî prangaları kıramadık.

TÜRKİYE'NİN NİHÂÎ SEÇİMİ'NE DOĞRU...

Özetle, Türkiye, varoluşsal seçimini yapamadı henüz: Yeniden tarih yapacak uzun soluklu bir medeniyet yolculuğuna çıkacak İslâmî bir yörüngeye oturamadı.

Şunu aslâ unutmayalım: Türkiye, ya medeniyet iddialarına yeni bir ruhla sahip çıkacak ve dünya tarihinin yapılmasında yeniden kilit rol oynayan ana aktörlerden biri olacak; ya da  kendini inkâr edecek ve tarihten silinip gidecek...

Türkiye'nin seçimi bu aslında.

İşte 7 Haziran seçimleri, bu açıdan Türkiye'nin nihai seçimini yapma sürecinde kilometre taşlarından biri olacak bir seçim olacak...

Bu seçimlerde, bizim geleceğimizi kuracak donanımlı, medeniyet rüyaları gören, Türkiye'nin önündeki çakıl taşlarını temizleyecek ve önümüzü açacak, bizi hakikat medeniyeti yolculuğuna çıkaracak yapıtaşlarını döşeyecek vefakâr, cefakâr ve fedakâr bir öncü kadronun siyasete taşınması gerekiyor.

Burada bu öncü kadronun çekirdeğini oluşturabileceğini düşündüğüm, fikirleri, mücadeleleri ile yakından tanıdığım bazı isimleri sizlerle paylaşmayı bir yükümlülük olarak addediyorum.

ÖNCÜ KADRO'NUN ÇEKİRDEĞİ

Sivas: Levent Mehmet Kasabaoğlu. Sağlık sektöründe önemli işler yaptı. Mütevazi ve samimi bir isim.

Kayseri'den Oğuz Memiş ve Bünyamin Kaplan. Oğuz Memiş, heyecan, birikim ve yılmaz dava adamı. Bünyamin Kaplan, samimiyet, birikim ve gönül adamı.

Ankara'dan Erol Göka ve Döne Aslan. Erol Hoca, entelektüel ufuk ve derûni birikim, Döne Aslan sosyal ve kültürel coşku demek.

Rize'den Eyüp Furtuna, ihlas, ufuk ve dinamizm.

Malatya: Melik Hüseyin Demirbay. Sağlıkçı. Samimiyet timsali.

Tokat: Avukat Mustafa Aslan. Gönül adamı.

Bursa'dan Kani Torun ve Gürsel Sönmez. İkisi de efsane isim.

İstanbul'dan Yusuf Armağan ve Seyfullah Sevinç. Yusuf Armağan, çap demek, yürek demek, dava adamı demek. Seyfullah Sevinç'se, saf ve temiz çocuğu masum Anadolu'nun.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yusuf Kaplan
10-03-15
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
TÜRKİYE'NİN ASIL SEÇİMİ
Online Kişi: 29
Bu Gün: 166 || Bu Ay: 5.638 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.283 || Toplam Tıklanma: 44.708.826