HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM
Okunma Sayısı: 2426
Yazar: Serdar Demirel
İSLÂM REFORMİSTLERİ

SÜNNÎ İRAN NASIL ŞİÎ YAPILDI?Müslüman coğrafya siyasî, askerî, iktisadî, eğitim ve kültürel sahalarda büyük krizler yaşıyor. Bu krizlerin ana sebeplerinden birisi de Müslümanların dinî kaynaklarına dair yaşadıkları zihinsel teşevvüştür.

Oysa karşı karşıya kaldığımız meydan okumalara sağlıklı cevap vermenin yolu ilim kaynaklarımıza özgüvenden ve berrak bir zihinden geçer. Bunun için de tarihsel süreklilik içinde tutarlı bir usûl zemininde gelenek ve gelecekle vahiy üzerinden ilişki kurmamız elzemdir.

İslâm reformistlerinin yaptığı ise tam bunun tersidir. Onlar çözümü bize ait olan merkezi kriterleri yapıbozuma uğratmada, Müslümanları kendi dinî kaynaklarına dair şüpheye düşürmede bulmuşlar. Çözelim derken çözülmeyi esas almışlar..

Yapıbozumu gerçekleştirmek için ortaya bitip tükenmeyen bir enerjiyle bidat teviller, bidat düşünce ve yorumlar atmaktalar. Söylediklerinin birçoğusunun daha önce yaşanmış tarih tecrübesiyle, dinî referans kaynaklarıyla, üzerinde ittifak edilmiş usûl kurallarıyla, içtihat birikimi ve içtihat geleneğiyle uyuşmadığının farkındalar. Bu da ortaya koskaca bir meşruiyet sorunu çıkarmaktadır.

İslâmî ilmî gelenekte, Müslüman toplumunun din tasavvurunda meşruiyet zeminlerinin çürük olduğunu bilirler. Tam da bu sebeple kendilerini meşrulaştırmak uğruna üzerinde ittifak edilmiş merkezi kriterlerin meşruiyetini tartışmaya açarlar.

Meylettikleri, ikna oldukları, modern olanla uyuşturmak istediklerini meşrulaştırmak uğruna tarih tecrübesine müracaat eder, orada buldukları kötü emsalleri pireyi deve yapma yöntemiyle tarih tecrübemizden bizi utandırmaya kalkarlar.

Bunun için bir çok yol denerler. Rivâyet kitaplarını tarar, meşrep ve icatlarına ters düşen rivâyetleri karikatürize eder, uyanları ise sahih ve zayıf olmasına bakmaksızın hedeflerine yönelttikleri silahlarının şarjörüne sürerler..

Kitaplarda aktarılan imamların birbirine yapmış oldukları tenkitleri abartır, kimi fanatik yorumcuların katı ibarelerini genele teşmil eder, kimi “kîle, ruviye, nukile / denildi, rivâyet edildi, nakledildi” tarzındaki zayıflık ifade eden nakilleri birer tartışmasız bilgi gibi alır, kullanırlar.

Sahih hadisleri pervasızca rededebilenler kimi alimlere nisbet edilmiş ve zayıflık ifade eden  yollarla bize nakledilmiş sözlere yaslanarak muhaliflerine tarihiniz bu demeye getirirken ortadaki tutarsızlığı önemsemezler.

Hedefleri dini yapıbozuma uğratmak. Bütün yeni felsefik akımlar da işe karşı çıktığı sistemi yapıbozuma uğratmakla başlar. Yeni bir şey inşa etmek isteyenler öncelikle kadîm olanı itibarsızlaştırıp kendine meşru bir zemin açmak zorunda hissederler kendilerini.

Dinî zeminde de aynısı yaşanır. Protestanlığın ortaya çıkarken Hıristiyan dinî ilmî geleneği nasıl yapıbozuma uğrattığına bakmak bir fikir vermeye yeter. Bu durum ideolojiler için de aynısıyla geçerlidir.

Meselâ Osmanlı’nın külleri üzerinde yükselen Cumhuriyet, devletin ideolojisini de yenilemiş, lâ dinî bir dünya görüşünden yola çıkarak devleti ve toplumu yeniden yapılandırmayı hedeflemişti. Cumhuriyet elitleri bu büyük kopuşu hem kendilerine hem de topluma anlatmaları, yapılanlara hem kendilerini hem de toplumu ikna etmeleri gerekiyordu.

Cumhuriyet’i ele geçiren kadrolar Batılılaşmak, sözde bilimsel dünya görüşüne göre bir hayat kurmak adına katı bir Osmanlı düşmanlığına giriştiler. İşe tarihi çarpıtarak, geleneği ve hatta İslâm’ı karalayarak başladılar.

Osmanlı ve Selçuklu tecrübesini agresif çarpıtmalarla karaladılar. Maziyle ilişkilerini İslâm öncesi tarihle sınırlandırdılar. Çünkü yeni projeyi hayata geçirebilmek için dünle ilişiğin kesilmesi gerekiyordu. Toplumun ruh kökleriyle irtibatı kesip kolektif şuura format çekiyorlardı.

Bizim din reformistlerimiz de yöntem olarak pek farklı şey yapmıyorlar. Fıkhı, usûlü, hadisi reddettiler. Kimisi topyekûn kimisi meşrebine göre seçerek kısmî redde yöneldi.

Eleştirmedikleri bir şey kalmıyor: Bunların daha rijit olanları ise; Kur’an’ın lafızları Hz. Muhammed’e manası ise Allah’a aittir noktasındalar. Dolayısıyla tarihsel olan lafza değil Kur’an’ın sizi ulaştırmak istediği gayeye bakınız demekteler. Kuşkusuz Müslümanlar bunu kabul ederse bütün iddialarını yitirirler.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Serdar Demirel
10-09-15
E mail: yeniakit.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İSLÂM REFORMİSTLERİ
Online Kişi: 26
Bu Gün: 183 || Bu Ay: 8.005 || Toplam Ziyaretçi: 2.932.320 || Toplam Tıklanma: 58.667.618