HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 1592
Yazar: Salih Mahdumoğlu
BİTMEZ BU EĞİTİM DERDİMİZ!

VAKİT VARKEN OKUYALIM; MEZARDA OKUNMAZMillî Eğitim Bakanının eğitim sistemi ile ilgili açıklamaları, öğrencilerin daha iyi yetişmeleri için eğitimcilerle, velilerle, sosyal bilimcilerle görüşüp çalışmalarını paylaşmaları senelerce hasret kaldığımız, bütün iktidarların senelerce ihmal ettiği meselelerdir. Bu meseleleri dert edinmeleri, çare aramalarından dolayı tebrik ediyorum.

Temeldeki mesele, insan ve eğitim meselesidir. Öyle bir eğitim gerçekleştirmeliydik ki kültür erozyonunu durdurup, özlenen vasıflarla mücehhez, “Şahsiyetli adam” yetiştirebilelim. Şahsiyetli adam da kendi değerlerimizle bezenmiş hayat tarzımızda, millî olan yahut olması gereken  “eğitim sistemimiz” içinde yetişir. İnsanı tanımadan, insanı fıtratının dışında bir eğitime tâbi tutarak, hangi güzel neticelere, huzura, sevgi-saygı toplumuna ulaşabilirsiniz? Bu sebeple ailelerin, öğretmenlerin işi gittikçe zorlaşıyor. Verecekleri hizmet de o kadar önem arz ediyor. Elde edilen her bilgiyi veya kazandığımız her imtihanı, (sınavı) yahut bitirdiğimiz her okulu, rahat ve konforlu bir hayatın kapısından geçebilme ruhsatı gibi kullanırsak; varlığımızla yokluğumuz arasında fark kalmaz. Başkalarının değiştirdiği kadar değişiriz, başkalarının tayin ettiği noktada dururuz, başkalarının yazdığı senaryoları uygularız.  

Tahsil hayatı; kendisine teslim edilen yavrulara, maddeyi yenecek ruh ve şahsiyet sağlamlığı vermeli. İnanan, düşünen ve hissederek yaşayan, kendi değerlerini rehber edinen bir yapının oluşmasını gerçekleştirmek durumundayız. Okumaya, düşünmeye vakit ve mecal bırakmayan bir hayat tarzı icbarının mağluplarıyız. Bu mağlubiyetten ancak kendi gayretimizle kurtuluruz. Bunu başaramazsak, çocuklarımızı da kurtaramayız. Her şeyi sisteme yıkmakla, nefsimize beraat imkanı kazandıramayız. İnsan kaybederse, “İnsanı insan yapan değerler” kaybederse kim ne kazanacak? Sellerin sürüklediği kuzuları, aynı sulara kapılmış insanlar değil; selin dışında kalabilmiş kişiler kurtarabildiğine göre, selin dışında kalmak zorunda değil miyiz?

Eğitim sistemimiz, her öğrencinin okumayı sevmeye çalışmasını sağlamalıdır. Gençlerimize-çocuklarımıza, okuma ve düşünme sevgisi aşılamanın çarelerini aramalıyız. Aslında okumamakla okumayı bilmemek arasında netice farkı yoktur. Okumadan nasıl kalkınacağız, gelişeceğiz, “çağdaş” seviyenin ötesine atladığımızı iddia edebileceğiz? Biz yaşadığımız yılları, anlamadan yaşıyoruz. Çünkü okumuyoruz, okuyarak düşünmüyoruz, düşünerek bakmıyoruz. Okumadan olmaz. Okumayan, ekran başında kaybolur gider. Okuma alışkanlığı âdeti, geleneği, birikimi olmayan insanlar; bilgisayar, internet ve televizyonun bağımlısı durumuna düşünce, kaybolur giderler. Meselelerin meselesi “okumak”tır. Okumaksızın düşünmek mümkün değildir. Düşünmeden, eğlencelik kabilinden laf dinlemenin ve söylemenin hiçbir faydası yoktur. Bizim kültürümüzün mânevî kökü, kitaptır, düşüncedir. Okumanın faziletini ve hayırlı verimlerini kimse bizim gibi yaşayabilme talihine sahip değildir. Ancak okumamanın tahribatı ve zararları da herkesten çok bizim üzerimizde etkili olur. Gençlerimize-çocuklarımıza, okuma ve düşünme sevgisi aşılamanın çarelerini arayalım. Okuma meselesi baş meseledir. Öğrencilerimiz için, kitaplar tesbit edip öğrencilerin her mezuniyette tesbit edilen kitapları hazmederek ve okuduklarını pratik hayata dönüştürerek ‘ortak değer’ elde ederek mezun edilmelidir. Eskiden (5 ilkokul, 3 ortaokul, 3 lise, 4 veya 5 yıl üniversite tahsili yapılıyordu.) Üniversiteyi bitiren bir öğrencinin 15/16 yıl tahsil hayatı vardı. Her sene 10 kitap okuttuğumuzu düşündüğümüzde mezunlarımız 150/200 kitap okuyarak mezun etmemiz gerekirdi. Hangi aile yapısı, hangi hayat tarzı, hangi siyasi görüş ortamında olursa olsun tesbit edilip okutulan kitaplar kendi değerlerini, kendi mukaddeslerini, yaşasın/yaşamasın kendi dinini, dini hassasiyetleri, Kitabını, Peygamberini, kavramları öğreterek mezun edebilseydik, her türlü eksikliklerine rağmen vatan, millet, devlet düşmanı olmazlar, aidiyetlerini unutmazlar, milletini/ümmetini bilirler. Slogan haline getirilen ideolojik ve kökü dışarıdan gelen hiçbir fikri/felsefi düşüncelere itibar etmezlerdi.

Gençlerimizde manevi-fikri-felsefi-edebi hiçbir değerli kitabı birkaç saat okumaya dayanabilecek hal bırakmadılar. Futbol, magazin, diziler, sosyal medya bağımlılığı, vs. gençleri çürüttü. Okuyamaz, düşünemez hale getirdi. Haz, hız, konfor, refah, lüks, özenti ortamı uyuşturdu. Kimlik/kişilik/şahsiyet tarafları öldürüldü, robot haline getirildi. Onları adeta bezdirmişiz, tüketmişiz. Hayatın çok geniş ilgi alanlarına karşı, onları asgari mânâda olsun donatamamışız. Gençliğe saygı ve sevgi, ona seviyeli eğitim vermektir. İşe yaramaz diplomalar vermek, okulları ‘diploma dağıtan büro’ durumuna getirmek çözüm müdür? Kabahat; eğitim anlayışımızda, hayat ve insan anlayışımızda. Her şey oradan kaynaklanıyor.

Bencillik/Menfaatini önde tutma, sevgi/saygı/şefkat/merhamet/hissiyat/karakter, vs. gibi özellik ve halleri eğitim sistemimizde verememe ‘hastalıklı toplum’a fertler yetiştirme halidir. Eğitimlerin eğitimi, “sevgi eğitimi”dir. Gönüllü, kutlu, mutlu ufuklu eğitimdir ki; onun, diploması ve mezuniyeti olmaz. Herkesi hem öğrenci hem öğretici haline getiren eğitimdir. Büyükler bundan uzak olduğu için, çocuklar da büyüklerden uzak. Biz ne vermemiz gerektiğini bilmediğimiz için çocuklar ve gençler de ne istediklerini bilmiyorlar.

Pozitivist ilimcilik, maddeciliğin ekonomizm türüyle öyle bir kaynaştı ki; ortaya, tutacak tarafı olmayan, kaygan-sırnaşık-önü alınamaz apayrı bir moda tasallutu çıktı. Girmediği yer, nüfuz etmediği alan, kemirmediği doku kalmadı. Fikir, ilim, edebiyat, estetik, politika, musiki, her şey yamuldu. Üstelik birileri sebebi oldukları neticenin aynı zamanda şikayetçisi oldular. O bakımdan işimiz çok zorlaştı. Eğitimimize kalite, muhteva, seviye, ruh ve ideal getirmemiz zaruret haline geldi. Her şeye rağmen bunu kim yapacak? Sadece yetkililere havale etmek doğru mu? Devasa eserleri ülkemize kazandıran, gecesini gündüzüne katan siyasilerin çalışmalarına karşı vurdumduymaz hale düşürülenleri uyarmak, onları vefalı yetiştirmek, maddi/manevi nimetlere şükretmeyi öğretmek, bu imkanı bahşeden Rabbini unutmamak, ‘yapılanların hepsi insan için’ düşüncesini vermek herkesin vazife ve sorumluluğudur. İnsanın önce kendine karşı, sonra ailesine, sonra çeşitli yakınlık dairelerinden oluşan çevresine, sonra milletine, sonra insanlığa karşı sorumlulukları vardır. Unutmayalım ki; düşünmeyene sorumluluk da veremezsiniz. Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) iletmesi gereken bir vasıtadır. Aileden eğitim sistemimize, medyamızdan, teknolojinin oyuncakları olan bilgisayar ve internet ağına kadar buram buram milli ve manevi değer verip, mazi-hal-istikbal köprüleri kurarak geleceğe daha güvenli bakamaz mıyız?

Siz gençlerimize din-dil-tarih şuuru vermezseniz; tarihinden utanan, üç-beş yüz kelimeyle zorla konuşan kekeme, iç güdüsüyle hareket eden şekli-şemaili bozuk tanınmaz bir genç topluluk elde edersiniz. Bu milletin derdi bizim derdimiz. Bu milletin üzüntüsü, bizim üzüntümüz. Sıkıntısı bizim sıkıntımız. Sevinci de bizim sevincimiz. İnanan, düşünen, hisseden, şuurlu, bilgili, dengeli, insan olmak hedefi önceliklidir. Değişim adına yıkıp geçtik. Yağmur gibi bilgi yağsa, seller gibi teknoloji aksa ne olacak; sevgi ve düşünce bütünlüğünü, siz eğitimin ve hayatın temeli yapmamışsanız ne elde edebilirsiniz. Şefkatle, merhametle, sevgi hamuruyla yoğrulmuşuz. “Sevgi, saygı, edep, nezâket, merhamet” örneklemeleri zaafa uğradığından görevlerimizi ifa etmek de gittikçe zorlaşıyor.

Bu eğitimin merkezinde de aile var, anne, baba var. Gencimizi her şeye rağmen nasıl kazanırız? Buna cevap arayalım. Yaşamak için, var olmak için, gelişmek için, mutluluk için, bütünlük şuuruna ermeye, düşünmeye sevmeye, iç zenginliğimize yönelmeye, öz eleştiri cesaretini göstermeye muhtacız. Farklı ve özümüzle bağdaşmayan, ihtiyaçlara itildiğimiz için bunu anlayamıyoruz. Anlayamıyoruz; ama sonuçlarını yaşıyoruz! Şuurunda olsak da olmasak da yaşıyoruz. Acılar, hasretler, hicranlar, çaresizlikler peşimizi bırakmıyor. Gençlerde aradığımız, onlar için düşündüğümüz istikbal ölçüsü nedir? Teknolojiyi bilsin, bir-iki dil öğrensin, kaliteli okullardan mezun olup diplomalı olsun. Bu bakış yeterli mi? Diploma ve kariyer hastalık halini almadı mı?

Eğitim meselesi halledilmeden hiçbir mesele halledilemez. Siyaset, hukuk, ekonomi, hepsi muallakta kalır. Sadece bilgisayarlı-internetli eğitim, kıymet hükümleri vermez. İnançtan, ahlâktan, idealden, sevgiden, faziletten, saadetten söz etmez. O sadece maddeyle meşgul olur. Millî eğitimi millîleştirmedikçe, onun hiçbir meselesini çözemezsiniz. Millî eğitimi millîleştirmedikçe; “demokrasi”, “medeniyet”, “çağdaşlık” gibi kavramları oturtacak bir temel de bulamazsınız. Eğitime kalite, muhtevâ, seviye, ruh, ideal getirmeye mecburuz. Yüreği sevgiyle dolmayanın gözleri yaşarmaz, yaşarmayan göz görmez¸ görmeyen düşünemez, düşünmeyen yaşayamaz.

Yazar: Salih Mahdumoğlu
21-01-17
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BİTMEZ BU EĞİTİM DERDİMİZ!
Online Kişi: 27
Bu Gün: 664 || Bu Ay: 7.469 || Toplam Ziyaretçi: 2.931.452 || Toplam Tıklanma: 58.657.248