İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / AKTÜALİTE
Okunma Sayısı: 1238
Yazar: Aydın Ünal
PROPAGANDA ARACI OLARAK YALAN

PROPAGANDA ARACI OLARAK YALAN2007 genel seçimlerinde Antalya'da AK Parti CHP'den 5 puan fazla oy aldı. 2009 yerel seçimlerine girerken, makas daralmıştı. Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olan Mustafa Akaydın, ihtiyacı olan birkaç puanı alabilmek için siyaset tarihimizin en popülist kampanyasını başlattı. Bedava elektrik, bedava ısınma, her gün bedava süt, Antalya'ya 4 yeni üniversite, 100 bin kişiye iş, öğrencilere burs, hastaneler, metro… Mustafa Akaydın, aklına ne geliyorsa vaadetti, seçilmesi için gerekli o birkaç puanı da aldı.

Antalya'daki ultra-popülist kampanyanın sonuç getirdiğini gören CHP, 2011 seçimlerinde aynı taktiği uyguladı. CHP'nin iktidar ya da birinci parti olmak gibi bir hedefi zaten yoktu. Oy oranlarının birkaç puan artması, Kılıçdaroğlu'nun parti içinde rahatlamasını sağlayacaktı. Sorumluluk almayacağını bilen, sırtında yumurta küfesi taşımayan CHP, 2011 seçimlerine çok uçuk vaatlerle girdi. “Her aileye 600 TL vermek”, “Mazotu 1,5 TL'ye indirmek” gibi yüzlerce imkânsız vaat havalarda uçuştu. Bu taktik de sonuç getirdi; CHP, 2007 seçimlerine göre oy oranını bir miktar artırdı.

Gezi olayları, CHP'nin söylem sınırlarını biraz daha genişletti. Ahlaki sınır tanımayan, en galiz küfürleri şirin protesto ifadeleri gibi sunan, hakaret ve iftirayı normalleştiren Gezi söylemi, CHP'nin popülist söylemiyle birleşti. Fetullahçıların küresel yalanları da bu dile eklendi. 2014 ve 2015'teki seçimlere girerken, CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, popülizme ek olarak sövmeyi, iftirayı, hakareti, en çok da yalanı propaganda malzemesi olarak bolca kullandı.

16 Nisan halkoylamasına girerken, CHP'nin ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun, artık daha da olgunlaşmış bu propaganda taktiğini ustaca kullandığını görüyoruz.

Kılıçdaroğlu, Anayasa değişikliği teklifinin içeriğine ilişkin üst üste gaf yapıyor, üst üste yanlış bilgi aktarıyor, çoğunlukla da yalan söylüyor.

Onlarca örneği var ama burada yazıp tuzağına düşmeyelim.

Kılıçdaroğlu, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının her toplumda istismara açık bir malzeme olduğunu biliyor. Hemen her konuşmasında, Suriyeliler üzerinden yalan söyleyerek, insanlık ve insaf dışı şekilde ırkçılık üzerinden de prim yapmaya çalışıyor.

Kılıçdaroğlu ne yaptığının farkında. Onun için de, yalan söylerken, çarpıtırken, ırkçılık yaparken son derece rahat.

Yalanların doğrulardan çok daha hızlı yayıldığını biliyor Kılıçdaroğlu. Milyonda 1 kişi bile olsa, yalanlarıyla etkileyebiliyorsa, bunu bir kazanç olarak görüyor.

Kılıçdaroğlu'nun yalan üzerinden propaganda taktiği bunlardan ibaret değil: Kendisine “yalancı” denilmesini istiyor, çünkü böylece gündemde kalıyor. Yalanlarına cevap verilmesini istiyor, çünkü böylece yalanları daha fazla dolaşıma giriyor, daha geniş kitlelere ulaşıyor.

3-5 oy fazla alabilmek için, ırkçılık yapmaya, “yalancı” damgası yemeye, güvenilirliği tamamen yok etmeye değer mi?

Kılıçdaroğlu, Fetullahçılar tarafından altına konulan o koltuğu dolduramadığını, 16 Nisan'dan sonra, yeni sistemle birlikte o koltukta daha fazla oturamayacağını iyi biliyor. 16 Nisan'a kendisi için bir “varlık-yokluk” sınavı olarak giriyor. Yok olup gitmektense, “ırkçı”, “yalancı” yaftasıyla da olsa, süreyi uzatmayı kazanç olarak görüyor.

Kılıçdaroğlu, kendisine “yalancı” denildiğinde, “televizyona çıkalım tartışalım” diyor.

Elbette hiç kimse, böyle sınırları olmayan bir figürle tartışıp ona prim kazandırmaz.

Ama hodri meydan! Kılıçdaroğlu, bu yazıdan dolayı davacı olabilir. Televizyonda değil ama mahkemede, bütün o yalanların tek tek üzerinden geçilebilir.

“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler… İlkesizliği ve ahlaksızlığı meşrulaştırmanın bahanesidir bu söz.

Kötü reklamla oy alan siyasetçileri millet 3 Kasım 2002'de sandığa gömdü. Çoğunun ismini bile hatırlamıyoruz.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Aydın Ünal
30-03-17
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
PROPAGANDA ARACI OLARAK YALAN
Online Kişi: 14
Bu Gün: 150 || Bu Ay: 3.252 || Toplam Ziyaretçi: 1.763.305 || Toplam Tıklanma: 44.210.752