İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM
Okunma Sayısı: 1696
Yazar: Mustafa Çelik
CÂHİLÎ STATÜKOYU KUTSAMAK...

CÂHİLÎ STATÜKOYU KUTSAMAK... Cahiliyye; İslâm öncesi ve İslâm dışı bütün ideolojilerin, düzenlerin ve sistemlerin genel adıdır. Cahiliyye, cahiliyyedir. Cahiliyyenin iyisi olmaz. Cahiliyye bütünüyle kötülüktür. Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini dışlayan, hiçe sayan her kanun, her yasa, her eylem ve söylem –kimin tarafından ortaya konulursa konulsun- cahiliyyedir. Cabir b. Abdullah (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.), (Vedâ Hutbesi’nde) şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Cahiliyyenin işlerine aid her şey (bütün cahiliyye kanunları, yasaları ve anayasaları) ayaklarımın altına alınmıştır!” (Sahih-i Müslim, Hacc, B.19, Hds. 147) Bu hadis-i şeriften açıkça anlıyoruz ki; cahiliyye düzenlerinin, yasalarının, kanunlarının yeri ayakların altıdır, tarihin çöp sepetidir.

Hz. Ömer (r.a) elinde Tevrat nüshaları ile Hz. Peygamber’e (sav) gelmiş ve “Ey Allah’ın Resûlü! Benî Kurayza Yahudilerinden komşum olan birine uğradım ve bana bunları yazdı, sana onları arz edeyim mi?” deyince Rasûllüllah’ın gazaptan rengi değişmiştir. Hz. Ömer, onun kızgınlığını anlayıp şöyle mukabelede bulunmuştur: ‘Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, peygamber olarak Hz. Muhammed’e razı oldum.’ Bunun üzerine Rasûllüllah şu tarihi cevabı vermiştir: “Sizin aranızda (şimdi) Musa da olsaydı ve siz beni terk edip Musa’ya bağlansaydınız dalalette olurdunuz. Ümmetlerden siz benim payıma, peygamberlerden de ben sizin payınıza düştüm.” (Abdur-rezzak, Musannef, no: 10164, c. VI, Sh: 113; Ahmed, Müsned, c. III, Sh: 470; İbni Hamza, Esbabu Vurudi’l-Hadis, no: 1402, c. III, Sh: 135) Burada söz konusu edilen dalalet; Hz. Musa’ya ittibadan kaynaklanan bir dalalet değildir. Aksine Allah’ın emrine uymayarak gönderilen elçiye; Hz. Muhammed (sav)’e uymamaktan kaynaklanan bir dalalettir. Şimdi insaf ile düşünelim ve yüksek sesle konuşalım: Hz. Ömer (R.a.)’in elinden Tevrat sayfasını alarak Kur’ân’la birlikte hükmü kalkmış olan bir kitabın geçerli olmadığını, olamayacağını ortaya koyan Rasûlüllah (sav), Müslüman olduklarını söyleyen bu ülkenin idarecilerinin ellerinden İsviçre’den, Fransa’dan, İtalya’dan ve Almanya’dan alınmış olan bu kokuşmuş düzmece kanunları alıp tarihin çöplüğüne atmaz mıydı?

Hilafetin ilgasından sonra bu ülkede kanunlar İsviçre’den, Fransa’dan, İtalya’dan ve Almanya’dan alındı. Ama İslâm’dan hiç kanun alınmadı. Hedef; İslâm’ı mahkûm etmek, İslâm’ı ve Müslümanları hayatında taşrasında tutmaktı.

İslâm ile idare olunmaya son verildiği günden bu yana Allah’ın dininden alınmayan ve Allah’ın dinine uygunluk arz etmeyen her kanun, her yasa, bu milleti zehirleyen zakkum oldu. Adalet divanında ne kadar gülü reyhan varsa hepsi soldu. Bakınız Kazım Karabekir Paşa cahili statüko bekçiliği hesabına kitaplarını yaktırana şiir diliyle şunları hatırlatıyor:

“Sende kuvvet varsa bende de hakikat var,
Kuvvet sistir kalkar, hakikat güneştir doğar,
Ben korkmam kuvvetten, sen de korkma hakikatten,
Ondan korkanlar ayrılamaz zulüm ve zulmetten. Halbuki,
Kimde hakikat gördünse sen ondan çok korktun,
Tevkifler yaptın, evleri bastın.
Neydi kastın?
Çok insan astın.
Tevkif olundum, köşküm basıldı,
Dört çuval evrakım da alındı,
Üç bin kitabım gece yakıldı,
Yıllarca peşime hafiye takıldı.
Fakat gördün ki, hiç korkmam ben,
Niçin ya hâlâ sen
Korkuyorsun hakikatten?” (Sebil, 13 şubat 1976, s.3)

Cahili statüko; kuvveti putlaştırıp hakikati mahkûm etmektir. Kaba kuvveti hakkın ve hukukun yerine geçirmektir. Çünkü cahili statüko; zulüm ve zulmettir. Öyle bir Lâ dini düzene düşmüşüz ki; gölgelerin kalbinde titriyor çiçekler. Kendileri gibi Lâ dini düzene inanmayanların ellerine imkân geçse Allah’tan gelmiş olan İslam düzenine inanmış Müslümanların kanlarını içecekler. “Bizden başka insan, bizden başka hak-hukuk sahibi yok” psikolojisiyle hareket etmek, felaketlere davetiye çıkartmaktır. Müslüman zincir vurdurmaz boynuna. Canı, malı pahasına da olsa geçit vermez camileri ahıra dönüştüren Ebu Cehil soyuna!.

Askeri darbelerin bu milletin başına musallat ettikleri yasaları ve anayasaları dokunulmazlık zırhına büründürüp kutsal payesi verenler, cahili statüko’nun yeminli mühimmat bekçileridir. Dine, imana hizmet iddiasıyla yola çıktıklarını iddia edenlerin cahili statüko’nun yeminli mühimmat bekçiliğini yapmaları bizi dilhun etmektedir. Mahşeri bir serabın ardından yürüyerek gözlerini kaybeden bir kervan yerlerde süründü. Vakta ki Müslüman kendi imanının rengine büründü. Yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü!..

Kanatlanmış umudumuzun elleri. Lekesiz iman yıkıyor lâ dini ihtilalleri. İman kuşatmış kederimizi rengiyle. Müslüman yaşar kendi diniyle!..

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Çelik
03-04-17
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
CÂHİLÎ STATÜKOYU KUTSAMAK...
Online Kişi: 35
Bu Gün: 170 || Bu Ay: 5.642 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.300 || Toplam Tıklanma: 44.709.100