
| Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar) | Okunma Sayısı: 1792 |

Körpecik çocukların imtihan dertleri hiç deÄŸiÅŸmiyor. On beÅŸ yıl içinde kaç imtihan sistemi geldi geçti ülkemizden. LGS, OKS, SBS ve son kalkan (kalkıp kalkmadığı henüz tam belli deÄŸil. Adı kalkıp kendi kalacak gibi) TEOG...
İmtihan derdini yaza yaza bitiremedi yazarlar. Bakınız ta 2009'da yazılmış bir yazı... O zamanki TEOG diyebileceÄŸimiz SBS'nin nasıl çıldırtıcı bir imtihan olduÄŸu ve böyle bir sistemle "insan" yetiÅŸtirilemeyeceÄŸi anlatılıyor.
DeÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸeyin olmadığını okuyunca anlayacaksınız. (DoÄŸruluÅŸ)
Küçük gülen gözleri özlüyorum pırıl pırıl dünyaya bakan gözleri. Dünyayı okÅŸar gibi seven ellerin, tebessümüyle dünyaya anlam katan gözlerin ve Peygamberin cennet kokusu dediÄŸi yüzlerin sahibini arıyor gözlerim. Dünyanın güzelliÄŸini gören, tonlarca ağırlığı sırtında taşımayan bedenin ve ruhun daha mutlu olduÄŸunu ve olacağını düÅŸünüyorum. Bazı eskilerin yeniyi arattığı bu günlerde en çok aranan eskilerden biri çocuklarımızın ve çocukluÄŸumuzun olduÄŸunu düÅŸünüyorum.
Rasim Özdenören'in bir anısını okumuÅŸtum. Anısı ÅŸöyleydi; Rasim ve Alaattin Özdenören'in ikizleri ilkokul sıralarındayken öÄŸretmenleri çocuklara en sevdiÄŸi ve en çok oynadığı oyuncakları okula getirmelerini istediÄŸinde ikizler hiç oynamadıkları ve fazlada sevmedikleri vitrinde duran dokunmadıkları bile cicili bicili oyuncak bebekleri götürürler. Oysaki onların sevdiÄŸi oyuncakları bunlar deÄŸildir. En çok sevdiÄŸi oyuncakları utançlarından okula götüremedikleri topaçları, çemberleri, çelik çomakları ve tornetleridir. Oysaki ÅŸimdiki çocuklara “en sevdiÄŸiniz oyuncağı getirin” diye bir ÅŸey denilse bilgisayarlarını ya da play station'larını sırtlanıp götürmek zorunda kalacaklardır herhalde.
Onları hiç yormayacak, hiç sıkmayacak ve zihinlerini ÅŸapÅŸallaÅŸtıracak bu oyunları da alabildiÄŸince zevk alarak oynayamıyorlar. Çünkü ailelerin vereceÄŸi süre boyunca oynayabilecekleri için hiçbir zaman doyum saÄŸlayamayacaklar. Haz ve elektronik çağının çocukları hiçbir zaman hazza nokta koyamayacaklar yani bir anlamda haz alamayacaklar. Çünkü bilgisayar oyunlarının o bitmez tükenmez piramitleri onlara haz vermeyecektir.
Oyunsuz ve oyuncaksız çocukluÄŸunu geçiren çocuklar bir de eÄŸitim sisteminin bütün köhneliÄŸinin sıkıntılarını çekmek zorunda kalacaklar. Çocukların ruhunu, yüzlerindeki tebessümü, gözlerindeki parıltıyı alan ve bir deveboynuna benzeyen eÄŸitim sisteminin boyunduruÄŸu bir nesli iÄŸreti bir kalıptan geçirmektedir. Yusuf Kaplan'ın bir yazısında geçen bir anekdot adeta bu durumu özetlemektedir. Daha önceki[1] bir yazımda verdiÄŸim bu anekdota bir daha vermek yer istiyorum. “…O zamanlar İ.Ü ÖÄŸretim görevlisi Fransız Sosyolog Rustow o zaman asistanı olan Erol Güngör'le Beyazıt meydanında dolaşırken 6–8 yaÅŸlarında küçük bir çocuÄŸu gördükten sonra ÅŸöyle demiÅŸtir: "Erol, etrafta 6–8 yaÅŸları arasında, gözlerinden zekâ fışkıran çocuklar görüyorum. Bu zeki çocukları okullarınıza alıp nasıl aptal hale getirdiÄŸinizin sırrını bir türlü çözemiyorum. Sahi, bu çocukları okullarınızda nasıl aptal hale getiriyorsunuz?"[2]
Tanrılar çıldırmış olmalı filminin kahramanları ve oyuncuları gibiyiz. Büyüklerimizin çıldırmış gibi bir halde vücuda getirdiÄŸi eÄŸitim sistemi çocuklarımızı da çıldırmış bir hale sokmaktadır. İlkokul 2. sınıfta test çözen çocukların çağında yaÅŸamaktayız. 6. sınıfa geldiÄŸinde gözlerinin feri sönmüÅŸ ve benliÄŸinin fevri dönmüÅŸ çocukların yüzlerini temaÅŸa etmekteyiz. Güya çocukların kaderini 3 saate sıkıştırmayan büyüklerimiz çocukların kaderini 3 taksime bölme baÅŸarısını göstermiÅŸtir. SBS sınavıyla okulun önemini artıracağını dershaneyi devreden çıkaracağını zanneden akıl yapısı etüt merkezlerini de/haraları eÄŸitim hayatımıza kazandırmıştır.
11–12 yaşındaki çocukları SBS gibi dandik bir sınavın stresine sokmak ne eÄŸitimcilikle ne siyasilikle veya bakanlıkla izah edilir bir durumu yoktur. Okulu, ailesini, oyunu, arkadaÅŸlığı, kitabı ve kendi çocukluÄŸunu devreden çıkaran bir eÄŸitim sisteminin çocuklarının gelecekte hangi psikolojide ve kiÅŸilikte olabileceÄŸinin hesabı yapılmış mıdır? SBS sınavı tüy dikme eylemi ve projesidir. Bu sistemin ne kıymetli(!) köÅŸe-kapan- yazarlarımız, ne psikologlarımız ne de siyasetçilerimizin tarafından eleÅŸtirisi ve sorgulaması yapılmıştır. Bence bu sistemin çocukların üzerinde getirdiÄŸi sıkıntılar bakımından hukuksal niteliÄŸi bile hukuk adamlarımız tarafından ciddi olarak tartışılmalıdır. Kitap okumayan, arkadaÅŸlarıyla oynayamayan, anne-babası tarafından sürekli test çözmesi tehdidiyle baskıya uÄŸrayan, çocukluÄŸunu dershane ve etüt merkezleri arasında unutan ve ıskalayan çocukluÄŸumuz hain bir sistem tarafından katledilmektedir. Bazıları bu cinayete ya fail olarak ya da seyirci olarak bizzat katılmaktadır. ÇocukluÄŸunu yaÅŸayamayan, insanlarla diyalog gerçekleÅŸtir-e-meyen, düÅŸünce üretemeyen ve cümle kur/a/mayan insani niteliklerini kaybetmiÅŸ bir neslin yetiÅŸmesine yol açmış bir eÄŸitim sistemi midir yoksa insan öÄŸütme mekanizması mıdır?
Her yıl bu iÅŸkenceyle karşılaÅŸan ve bu iÅŸkence korkusuyla test çözen ve modern karakteri daha zayıf bir sofizmin/dershaneciliÄŸin kucağına atılan bu çocukların durumunu seyretmek ya da buna yol açmak insanları aslanlara parçalatan roma paganizminin halet-i ruhiye'sine sahip olmaktır. Bu sistemi çalıştırmak için ehrama taÅŸ taşıyan eÄŸitimciler ise sözün bittiÄŸi yerdir. Çocukların çocukluÄŸunu terk etmesi ruhun bedeni terk ediÅŸi gibi bir durumdur. Çocukların bu sürece tabi tutulmaları çocukları sonuç itibariyle yürüyen bir ölüye veya kadavraya dönüÅŸtürmüÅŸtür. Bu SBS sınavının kaliteli bir eÄŸitim ve insan meydana getirdiÄŸini iddia eden bir zihin yapısının ciddi anlamda sakatlığının bulunduÄŸunu iddia edebilirim. Çünkü küçücük çocukların test, sınav, dershane hipodromunda koÅŸuÅŸturması hafta sonu sabahın köründe dershane yollarında olmaları beni sarsıyor. Bundan haz alanlar var ise bir hekime gidip insani damarlarına bir baktırsınlar derim.
EÄŸer bu eÄŸitim sisteminde ısrar edilirse kitap, vatandaÅŸların ihtiyaç listesinde 235'nci sırada yer alır. İngiltere ve Fransa'da toplumun yüzde 21'i düzenli kitap okuyan bizde 10 binde bir kitap okuyan, günde ortalama 5 saat televizyon izleyen, yılda sadece 6 saat kitap okuyan bir nesil ortaya çıkar.2
Evet bu sistemle insan yetiÅŸtirilmez. Tabiî ki insan yetiÅŸtirilemediÄŸi gibi doktor, öÄŸretmen, mühendis, hukuk adamı vs. yetiÅŸtirilemez. Hele ki filozof ya da ya da bilim adamı hiç mi hiç yetiÅŸtirilmez. Çünkü J.J. Rousseau “Bir insanı insan yapmadan filozof yapamazsınız.” der. Her ÅŸeyin her an kutsala dönebildiÄŸi ülkemde 8 yıllık zorunlu eÄŸitimi kutsallaÅŸtırdığımız gibi -ki bu militarist bir kutsallaÅŸtırmadır- SBS'yi de kutsal tartışılmaz bir sistem haline getirmeden tartışmaya açmalıyız ve kanaatimce bu uygulamadan tez elden vazgeçmeliyiz. Çocuklarımızın insan olabilmeleri, ruh ve beden saÄŸlığı için…
2 http://www.timeturk.com/gunde-kac-saat-kitap-okuyoruz-62812-haberi.html
Yazar: Mehmet A. Tepe |
25-10-17 |
||
| E mail: timeturk.com.tr | Tweet | ||