İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM
Okunma Sayısı: 1099
Yazar: Mustafa Çelik
Müslüman, din düşmanlarıyla değil, din kardeşleriyle barışır.

Müslüman, din düşmanlarıyla değil, din kardeşleriyle barışır.Her Müslüman başlıbaşına bir değerdir

Müslüman, asırların insan güzelidir. Müslümanın değeri imanıyla, ameliyle, ahlâkıyla ölçülür. Müslüman dik başlı değil, başı dik olandır. Müslümana çatık kaşlı olmak değil, güleryüzlü olmak yakışır. Müslüman din düşmanlarıyla değil, din kardeşleriyle barışır. İnsanlığın hayrı için hayır yolunda hayırlı olanlarla yarışır.

Kâfirlere şirin görünmek için bukalemunlaşmak, Müslümanın vasfı değildir. Küfrün imana, kâfirin Müslümana hoş bakmayacağı, onu elinden geldiğince horlayacağı izahtan varestedir. Tarih buna şahittir. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ibret alınması ve inananları teselli için bu gerçeğin misallerini vermektedir. Hemen bütün peygamberlere ilk inananlar, toplumların üst düzey yöneticilerince horlanmışlar, hatta bu zümre tarafından inançsızlıklarına sebep olarak gösterilmişlerdir. Müşterek vasıfları azgınlık ve sapıklık olan ve Kur’âni ifadesiyle kendilerine mele’ adı verilen bu yöneticiler, küçük gördükleri inananlarla aynı imanı paylaşamayacaklarını, onların kovulması halinde belki inanabileceklerini söylemişlerdir. İlk örnek Hz. Nuh ve kavmidir. Nuh aleyhisselam milletini Allah›a inanmaya ve kulluğa çağırdığı zaman, kavminin ileri gelenleri, «Bizim ayak takımının sana uyduklarını görüyoruz. Sizin bize üstün bir tarafınız da yok...» diyerek inananları açıkça küçümsemişlerdi. Hz. Nuh, bu seviyesiz horlamaları, bütün zamanlara örnek olacak tarzda şöyle cevapladı:

“Hor gördüğünüz mü’minlere Allah hayr/iyilik vermeyecektir diyemem. Kalplerindekini Allah bilir. Böyle bir şey söyleyecek olursam, o zaman zalimlerden olurum.” (Hûd Sûresi/31)

“İman edenleri (çevremden) kovamam... Ben onları kovacak olursam, Allah’ın intikamına karşı bana kim yardım edebilir?” (Hûd Sûresi/30)

Bu âyetlerin bize hatırlattığı ve öğrettiği hakikat şudur: İman edip kayıdsız şartsız İslâm’a teslim olan her Müslüman; zengin olsun fakir olsun, kuvvetli olsun zayıf olsun başlı başına bir değerdir. Bir dünyadan vazgeçilir ama bir Müslümandan vazgeçilmez. Müslümanları bütün dert ve dâvâlarıyla benimsemek, üzüntü ve sevinçlerine kardeşçe ortak olmak, onları en sıcak ve samimi ilgiye layık görmek, asla ama asla onları küçümsememek her birimizin iman borcu ve sorumluluğudur. İslâm uleması, en doğuda bir kadın esir olsa, oradakiler onu kurtaramasa, en Batı’daki Müslümanlara onu kurtarmak farzdır, dedi. Abbasi Devleti, esarete düşen bir kadının hürriyeti için Doğu Roma üzerine dev bir ordu gönderdi. Sahabe Medine’de bir Yahudi’den mümine bir kadının intikamını almak için kılıç kuşandı. Bir Müslümanı hor görmeyeceksin, bir Müslümanı azımsamayacaksın. Önderimiz/örneğimiz Hz. Muhammed (sav) zenginliğine, fakirliğine, rengine, ırkına, kuvvetli olmasına, zayıf olmasına bakmaksızın her Müslümanı değerli görmüş ve ciddiye almıştır.

Hz. Abdullah bir şey almak için bir ağaca çıkmıştı. Bu arada çok zayıf olan bacakları göründü. Bazı sahabiler bunu görünce gülüştüler. Peygamberimiz bunu hoş karşılamadı ve şöyle buyurdu:

“Niçin gülüşüyorsunuz?! Abdullah’ın bacakları kıyamet günü Uhud Dağı’ndan daha ağır gelecektir.” (İbn-i Sa’d, et-Tabakitü’l-Kübra, C:3, Sh: 155, Beyrut/1990)

İbni Mes’ud (r.a.), Peygamberimizle birlikte bütün savaşlara iştirak etti. Büyük kahramanlıklar gösterdi. Bedir Savaşı’nda yaralı bir hâlde bulduğu Ebû Cehil’in kafasını keserek Rasûlüllah’a götürdü. Peygamberimizin vefatından sonra da Yermük Savaşı’na katıldı. Barışta da, savaşta sahâbe hep olmuştur. Allah yolunda Allah için savaşı ve barışı boş verenler, sahâbelerin yolunu boşayanlardır.

Müslüman hem savaşın ve hem de barışın insanıdır. Müslümanın yeri bütün zamanlarda ve mekânlarda bir tek Müslümanların yanıdır. Sahâbenin yolu, Müslümanı ciddiye alma yoludur. Müslümanın Müslümanla var olma yoludur. Müslüman olmanın bedelinin canla ödendiği coğrafyaların her gün biraz daha çoğaldığı bir dünyada yaşıyoruz. İşin dilhun (iç kanatan) tarafı Müslümanları bırakıp kâfirlerle barışıyoruz. Bütün dünya kâfirleri bir tek Müslümanın tırnağı eder mi?

İslâm’ı dünyaya hâkim kılmanın yolu, İslâm’a hadim olmaktan geçer. İslâm’a hadim olmayan Müslümanlara hasım olur. İmanlarını birbirlerine zulüm etmek için kullananlar, kendi imanlarına zulüm etmiş olanlardır. Rasûlüllah (sav) bizlere Müslümanın değerini hatırlatıyor:

“Şüphesiz dünyanın yok olması Allah katında Müslüman bir kişinin haksız yere öldürülmesinden daha ehvendir.” (Sünen-i İbn Mace, Kitabu”d-Diyât, B.1, Hds.2619. Sünen-i Tirmizî, Kitabu”d-Diyât, B.7, Hds.1414)

“Bir dünya bir Müslümandan ehvendir” ilkesiyle hareket etmeyenler, ehvenleşmeye mahkûmdurlar. Bir Yahudiye, bir Hıristiyana, bir münkir ve müşrike verdiği değeri Müslümana vermeyenin Müslümanlığından zerre kalmamıştır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Çelik
24-01-18
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Müslüman, din düşmanlarıyla değil, din kardeşleriyle barışır.
Online Kişi: 26
Bu Gün: 164 || Bu Ay: 5.636 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.276 || Toplam Tıklanma: 44.708.637