HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1260
Yazar: Mahmut Erol Kılıç
İrfansız ve hikmetsiz bir Sünniliğin vebali kime ait?

İrfansız ve hikmetsiz bir SünniliÄŸin vebali kime ait?SünniliÄŸin irfansız ve hikmetsiz salt bir fıkıh ekolü haline indirgenmesine ÅŸiddetle karşı çıkmamız lazım. Yoksa eriyen ve bir taraftan gizlice VahhabileÅŸirken diÄŸer taraftan mealcileÅŸen bir yeni Sünnilik anlayışı sahayı kaplamaya baÅŸladı. İlginç olan ÅŸu ki siyasi olarak birbirine zıt olan laik ve İslamcı söylemlerin bu konuda ağız birliÄŸi etmeleri. Yoksa İbn Arabi, Mevlana, Davud-ı Kayseri, Molla Fenari Sünni deÄŸil miydiler?

Bir rivayete göre Kur’an’ı ilk kez Türkçe'ye tercüme eden yine Molla Fenari deÄŸil miydi? Sünnilik tedrisatı deyince sadece ve sadece mevzuat ve kararnameleri ezberleyen mahkeme katipleri çıktı karşımıza. Montesqiou’nun Kanunların Ruhu’nu, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını, Orhan Münir Çağıl’ın Hukuk Felsefesi makalelerini ve de Makasıdu’ÅŸ-Åžeria eserlerini okumadan yönetmelikleri ve mevzuatı okumak bize ne Hâkim, ne Kâdı ve ne de Müftî verir. Bir Molla Fenârî çıkmaz bu anlayış ve müfredattan. Çıksa çıksa mahkeme katipleri çıkar. Belki bu da Cellat çıkmasından iyidir diyeceksiniz ama bir sonraki aÅŸamanın bu olduÄŸunu OrtadoÄŸu’da tecrübeyle gördük.

Aslen Afganistanlı olup ÅŸimdi Konya’da yaÅŸayan ve orada hem imamlık ve hem de yüksek lisans öÄŸrenciliÄŸi yapan Seyyid Arif isimli bir kardeÅŸimiz benim bu minvalde yayınladığım bazı yazılarımdan yola çıkarak bana HanefiliÄŸin yani SünniliÄŸin VahhabiliÄŸe kaydığı bir yer olarak Afganistan baÅŸlıklı bir mektup gönderdi. Temas ettiÄŸi ÅŸeylerin önemine binaen ve kendinden izin alarak mektubunu aÅŸağıda aynen naklediyorum:

“Muhterem Hocam, eskiden Afganistan’ın kuzeyinde bizim mollalar, yani yerel deyiÅŸle movleviler, büyük din alimlerimiz ve imamlarımız (ki bunların hepsi Hanefi idi) İslam kültürünü kucaklayıcı bir düÅŸünce yapısına sahiplerdi. ÖrneÄŸin bir Movlevi (medrese hocası) fıkıh, hadis, mantık, kelam (genelde Fıkh-ı Ekber ve Åžerhu’l-Akaid okutulurdu) gibi ilimlerin yanısıra ulu tasavvuf ÅŸairlerinden Mevlana, Attar, Sa’dî, Hafız, Nevayi ve hatta İkbal gibi ÅŸairlerin ÅŸiirlerinden birçoÄŸunu ezbere bilir, bunlar üzerinde düÅŸünür, yorumlar ve ÅŸiirlerin felsefesini yaparlardı. Katıldıkları mahfil ve dost meclislerinde meclisin atmosferine uygun ÅŸiirler seçerek okur ve maneviyatlarını etraftakilerle paylaşırlardı.

KüçüklüÄŸümüzde dinî eÄŸitim almak için gittiÄŸimiz camilerde, imamlar elifbe cüzünü bitirdikten sonra Kur’an-ı Kerim ile birlikte sırasıyla Çehâr Kitâb (dört kitaptan oluÅŸan mecmua), Hafız’ın Divanı, Kul Hoca Ahmet (Ahmet Yesevi’nin Divanı), Nevayi’nin Garâibüs-Sıgar’ı, Sadî’nin Bustan ve Gülistan’ı, Huveyda Divan’ı, Sofi Allah Yar’ın Tuhfetü’l-Âbidîn vb. gibi eÄŸitici ve ahlakî eserleri de okuturlardı.

Aynı müfredat evlerde bayan hocalar tarafından da kız çocuklarına okutulmaktaydı. Ayrıca ayda bir veya iki defa kitap okuma grupları oluÅŸturulur hem erkekler hem bayanlar arasında bu kitapların birinden parçalar okunarak sosyal baÄŸların güçlenmesi saÄŸlanırdı. Bunları gören son nesil biz olduk.

İşte yüzyıllardır böyle bir GeleneÄŸin devam ettiÄŸi bu bölgede bugün, bırakın yukarıdaki müfredatın okutulmasını, bu ulu insanlar, yazdıkları engin eserler ve hoÅŸgörülü düÅŸünce dünyaları yüzünden en çirkin ifadelerle tekfir edilerek İslam dışına itilmeye çalışmaktadırlar.

Bunun en acı tarafı ise bu çirkinliÄŸin kendilerini Hanefi mezhebi mensubu olarak gören “alimler” tarafından yapılmasıdır. Zira bu camilerde, medreselerde artık bu eserler hiç okutulmadığı gibi (çok az da olsa istisnalar var) talebelere, Kur’an ve hadislerle sözümona desteklenerek radikal ve ideolojik düÅŸünceler verilmektedir. Bunun ÅŸu an gözle görülen nedeni, bu ulemanın Pakistan’da resmi olmayan yerlerde eÄŸitim görüp ülkeye dönmeleridir. Bizim eski ulema ise ilim silsilelerini Buhara’ya dayandırırlardı. Sonuç olarak Hanefi geleneÄŸin bu mutedil düÅŸüncesi yerini, günbegün katı ve ötekileÅŸtirme üzerine kurulu Vehhabi zihniyete bırakmaktadır.”

İslam dünyasının genelinin yaÅŸadığı bu problemin Afganistan’daki görüntüsünden içerden bilgi paylaÅŸan kardeÅŸimize teÅŸekkür ederim. Yakın zamanda Türk Dil Kurumu Yayınlarından çıkan Orta Asyalı Baba Rahim’in devâsa eseri Mebde-yi Nûr’u (haz. Sadi Gedik) okuyordum ki yüzyıllar evveliyle aynı ÅŸeyleri söylediÄŸimizi görünce mesrur oldum:

“Ol sebebdin karvân-ı Mevlevî, mânâ-i Kurân’dan aldılar munı”.

Afganistan bu gelenekten uzaklaşırken bizde de bazı Hanefiler Osmanlı Hanefiliğinden yani Molla Fenari Hanefiliğinden fersah fersah uzaklaşmadılar mı?

Yıllarca bu anlayış siyasi olarak da desteklendi. Kur’an’ı anlamlandıracak dersler olan irfan ve hikmet derslerinin azaltılması ve hatta sıfıra indirilmesi talep edildi. Bunun yerine Arapça, Kur’an (tilavet) ve Fıkıh gibi bir usule, bir asla tabi olmadan anlamlandırılamayacak ilimler öne çıkarıldı. Sonuçta “altı yaşında bir kız çocuÄŸu ile evlenilir mi evlenilemez mi?” gibi “çok büyük, çok yüce, çok âli, çok yüksek metafizik bir konuda (?) derin ve ufuk açıcı fikirleri olan büyük allâmelerimiz (?)“ yetiÅŸti. Aynı kimseler Osmanlı İslamının kurucu babalarından olan Muhyiddin İbn Arabi gibi bir âlime ağır ithamlarda bulunurken onları koruyup gözeten yine Hanefi (ve hatta NakÅŸi) çevreler olmadı mı? DiÄŸer taraftan bu tür yaklaşımlara sırf oy kaybettirir diye siyasi olarak deÄŸil ümmetin imanının ve bu toprakların irfan ve hikmetle yoÄŸrulmuÅŸ İslamının dokusunu bozuyor diye ciddi bir din problemi olarak yaklaşılmadığı sürece kökten bir çözüm bulunamaz. Hasılı hep tekrarladığımız bir düsturu tekrarlayalım. Genleri ile oynanmış ve ne idüÄŸü belirsiz hibrit tohum İslam’ını daha fazla desteklemeyi bırakın. Yüzde yüz yerli Selçuklu-Osmanlı ilim geleneÄŸi tohumunu ihya edin.. “Görenedir görene, köre nedir köre ne?”… Vesselam..

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Mahmut Erol Kılıç
11-03-18
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İrfansız ve hikmetsiz bir Sünniliğin vebali kime ait?
Online KiÅŸi: 30
Bu Gün: 303 || Bu Ay: 7.108 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.872 || Toplam Tıklanma: 58.650.392