
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1165 |
Cumhuriyet tarihinden itibaren laik ve sekülerci merkez kadronun 1947’lere kadar resmî anlamda din eğitimine izin vermediği dönemleri bilmem hatırlatmama gerek var mı? 1947’de toplumsal talepler karşısında açılan İmam hatip okullarının 28 Şubat’ta kıyıma uğraması ama 28 Şubat’a kadar bile eğitimde gerçek anlamda dini ve muhafazakâr değerlerin yer almaması da bu işin ayrı bir boyutu.
Değişen sosyolojik değerleri okumadan günümüz gençlerini suçlamayalım tadında yazılara bakınca sanki her alanda tam anlamıyla muhafazakâr ve dini değerleri gençlere veren kurumlar vardı da değişen sosyolojik ve teknolojik gelişmelerle erozyona uğradı algısı oluşturmak da çok gerçekçi durmuyor.
Batı’da özel okullardan devlet okullarına kadar birçok yerde muhafazakâr ve dini değerleri koruyan gençlerde hala o değerlere sahip olan nesiller yetişirken sosyoloji ve teknolojideki değişime aldırmadan ama teknolojiden de faydalanan nesiller şu an o ülkelerin kıymetli bireyleri olarak yetişiyor. Yani bizde gençlere muhafazakâr ve dini değerleri verebilen kurumlar Cumhuriyet tarihinden itibaren kurulamadığı ve eğitim sistemine yerleştirilemediğinden dolayı popüler kültür tarafından erozyona uğrama durumu daha belirgin gerçekleşiyor.
Anaokulu çocuklarının bile her hafta farklı yabancı bir şarkıyı ezberleyip evlere gönderildiği bir dönemde birkaç aydının bir araya toplanıp Necip Fazıl’ı veya C. Meriç’i anıyoruz diye zaman israfı yapması bu minvalde çözüm değil ancak oyalanmak olur.
O zaman çözüm ne? Değerlere sahip çıkan aydınlar toplanıp MEB bakanını ziyaret ederek ‘Değerler eğitimi diye okullarda verdiğiniz eğitimin bir işe yaramadığını görüyoruz, bu işin çözümü batı eğitim sistemlerini taklit ederek sözde değerler eğitimi vermekle de olmuyor’ diyerek işe başlayabilirler. Bu işin çözümünün imam hatip liselerinin sayılarını artırmaktan da geçmediği kesin!
Devam edeceğiz.
Yazar: İkram Bağcı |
29-09-18 |
||
| E mail: dirilispostasi.com | Tweet | ||