HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1040
Yazar: Murat Başaran
HADİ YA!

HADİ YA!Çocukken rahmetli annemle Kadıköy Osmanağa Camii’nde Gönenli Mehmed Efendi’nin vaazına giderdik.

O muhterem nur yüzlü Allah dostu biraz ilmihal bilgisi öğretir, ibretli menkıbeler anlatır, arada gür sesiyle Kur’an-ı Kerim okurdu.

Rabbine, O’nun son peygamberi Efendimiz Muhammed Aleyhisselam’a ve Allah yolunda yürüyen gönül dostlarına söz geldiği zaman ya heyecanlanır, ya sesi titreyip ağlar ve dünyanın faniliğinden, İslam’ın güzel hasletlerinden bahsederdi.

Sonra Nakşibendiyye kutlu yolunun büyüklerini tanıdım.

Anlatılanlar çok da farklı değildi.

Hep güzel ahlaka, Allah’a dosdoğru kul olmaya, sevgiye, adalete, merhamete çağıran sohbetlere muhatap oldum.

Kur’an-ı Kerim yüce kitabımız başımızın tacı, Efendimiz Aleyhisselam ümmeti için merhamet deryası kesilmiş Rabbimizin Habibi ve onun arkadaşları da “Anam babam sana feda olsun” diyen ve dediklerini yapan muhteşem insanlardı.

Bize çocukluğumuzdan beri din adına hep güzel şeyler öğrettiler.

İnanmayan inanmaz…

Mehdi Aleyhisselamın geleceğine, Hazreti İsa Aleyhisselam’ın döneceğine iman ettik.

Fakat hiç kimse “Mehdi bekleyin. Boşuna yorulmayın. Mehdi Aleyhisselam gelince bütün problemleri düzeltecek!” filan demedi.

Bugün “Mehdicilik yapıp yan gelip yatıyorlar” argümanıyla çemkirenler için cehalet yeterince açıklayıcı bir kavram değil. Cilik, cülük yapmıyoruz, yan gelip yatmıyoruz yani…

Diyeceğim o ki, elini eteğini öpüp hürmet ettiğimiz mübarek ve muhterem insanlar çelişkisiz ve İslam tarihi ve medeniyetinden yani müktesebatından tevarüs ettikleri sağlam bir iman ve itikad ile fert fert herkesin “iyi insan” olması, hem dünyalarını ve hem ahiretlerini kurtarması için gayret ettiler.

Onların hiçbiri tembelliği işaret etmedi…

Onların hiçbiri düşmanlığı ve kavgayı işaret etmedi…

Onların hiçbiri lüzumsuz ve faydasız tartışmaları işaret etmedi.

Haa… Yollarından gittiklerini iddia eden münasebetsizler çıkmış olabilir… Onlar o büyükleri bağlamaz.

Bu mübarek ve muhterem insanlar hangi tarik üzere olurlarsa olsunlar Ehl-i Sünnet ana caddesinden ayrılmadan, o caddede ilerleyen bütün herkesi çok sevdiler.

İşin başı doğru bir itikat ile iman idi. Ve onun reçetesi de Nazım Hikmet’in düşman olduğu “Mızraklı İlmihal” risalesiydi.

Nedir o?

İslam’ın, imanın şartları… İbadetlerin farzları, sünnetleri… Haram olanlar… Yasaklananlar yani…

Neye nasıl inanılması lazım geldiğine ve günlük hayatta nasıl yaşanması gerektiğine dair mufassal bir kılavuz.

İşte bu yol, sağlam ve kökü Efendimiz Aleyhisselama dayanan ve Efendimiz’in vahiyle öğrenip öğrettiği yani tatbikatıyla eshabına ezberlettiği, onların da tabiine ve tabiinin de tebei tabiine bellettiği ve günümüze kadar gelen dosdoğru yoldur.

Neden yaratıldık?

Biz kimiz?

Eşya nedir?

Eşyanın hakikati nedir?

Varlık gayemiz nedir?

Bu ve benzeri bir kamyon soruya cahiliye standartlarıyla yani hem çoğu kez ilk insan ve ilk Peygamber Adem Aleyhisselam’ı kabul edip ve ama insanlığın macerasını absürt bir şekilde mağara ilkelliğiyle başlatan sakat ve beyhude bir noktadan cevap bulmaya çalışan felsefenin çocukları “hakikat” arayışında değiller; aksine “huzur bozan” bir karanlık cemiyetin spastik evlatları hüviyetindeler.

Yani ya iman etmemişler…

Ya da imanlarına teslim değiller!

Neden yaratıldık?

Eğer ateist değilsek ve Allah’ın ilk insanı ilk elçi/ peygamber olarak yarattığına inanıyorsak “Neden, nasıl, niçin” gibi soruların tamamının cevabı “iman”ımızda mündemiç olmalıdır.

Bugün Allah’ın dinini eksik veya güncellenmeye muhtaç eski bir versiyon olarak görmek en hafif tabirle ahmaklıktır.

1400 küsur sene önce, zamandan ve mekândan münezzeh olan, olmuş ve olacakların ilmiyle alim, sonun ve sonsuzluğun yaratıcısının “İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığa razı oldum.” buyruğuna muhatap olarak kendimizi güncellemeliyiz.

Zavallı insanın dünyayı, çevreyi, insanı, ahlakı, ruhu katlederek sözde ulaştığı bilimsel vasatı “aydınlanma” zanneden eblehler, bu sahte aydınlanmayla “vahyi” daha iyi anlayıp yeniden yorumlayabileceklerini zannediyorlar.

Efendimizden bugüne kadar gelen on binlerce alim bulundukları zamana göre dini güncellemeye kalkışmadılar; Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler ile sabit ve kesin olan dini anlatmak ve o dinin düşmanlarıyla mücadele etmek için ter döktüler. Şüpheleri yoktu çünkü… İmanları sağlam, ilimleri sahihti.

Bugün Kur’an-ı azimüşşan’a neden dil uzatıyorlar?

Bugün Efendimiz Aleyhisselamı neden tartışmaya cüret ediyorlar?

Bugün neden 1400 senelik müktesebatı bir kenara koyup cücük akıllarıyla çevre ve gürültü kirliliğine sebep oluyorlar…

Bu hainler, bu densizler, bu çakallar hep oldu ve olacak…

Bugün sesleri çıkıyorsa sebebi biziz…

Çünkü biz dünyaya meylettik.

O yazımın başından beri saydığım ve övdüğüm muhterem ve mübarek insanların hizmetlerini hem müntesipleriymiş gibi ve hem de hizmetlerine sahip çıkıyormuş pozlarıyla bir şekilde ranta, ticarete çevirip önümüze gelene sattık.

Omurgalarımız yumuşadı…

Dik duramaz olduk.

Paraya, ekranlara, şöhrete dayanamadık.

Böyle olduğu için de o şahsiyetsizler hem siyasetin içinde hem medyada ve hem her köşede necaset saçmaya devam ediyorlar…

Şikâyete hakkımız var mı?

Metin Akpınar’ı müthiş sanatçı, Uğur Dündar’ı araştırmacı gazeteci, Yaşar Nuri’yi çağdaş cesur alim yapan biz değil miyiz?

Aslında bunların izdüşümü sayılabilecek karakterde insanları milletvekili, bakan, kurul üyesi, aydın, gazeteci, fikir adamı, estek köstek diye kabullenip ceketimizin düğmelerini iliklemedik mi?

Oy istediler verdik. Film çektiler seyrettik. Konferansa çağırdılar, gidip dinledik…

“Utanırdı burnunu göstermeye sütninem!” diyen Necip Fazıl’ın gölgesine sığınıp onu pazarladık ama dönüp yarının sütninelerini teşhirciliğe davet ettik.

Yüz yıldır şikâyet ettiğimiz kripto- elitist azınlığın karşısına neyle çıktık?

İnşaat işleri ve komisyonculukla…

Müstehak olduğumuz için FETÖ belası hücrelerimize sindi…

FETÖ’den kurtulduk mu?

FETÖ gibi veya daha beter virüsler bünyemizi çürütmeye devam etmiyor mu?

Başa dönelim…

Cami minberlerinden Gönenli Mehmed Efendi gibi salt Allah rızası için sohbet eden kaç tane isim sayabilirsiniz bugün?

İktidarda kim olursa olsun lafını esirgemeyecek bir Necip Fazıl’ımız var mı? Necip Fazıl ki çok eleştirildiği noktadan parayı belki mesele eder fakat bulunca ezer, üstüne basar geçerdi. Bir araçtı onun için… Şimdikiler istiflemeyi seviyor.

Şirketleşmiş cemaatler, otelcilik yapan hocaefendiler, komisyoncu siyasetçiler…

Ne anlatıyorum ben yahu?

Memleketin ve dünyanın devasa meseleleri dururken?

Tamam, çekiliyorum…

Seyirciliğin konforuna devam…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Murat Başaran
28-12-18
E mail: medyamit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HADİ YA!
Online Kişi: 33
Bu Gün: 703 || Bu Ay: 6.681 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.217 || Toplam Tıklanma: 58.640.528