
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Sayısı: 1053 |
Kadir MısıroÄŸlu Üstad'ın ardından
Bazı zatlar, bazı kimseler üzerinde derin tesir meydana getirirler. Aziz aÄŸabeyim Kadir MısıroÄŸlu da vefatına dek bu fakir için öyleydi.
Kadir MısıroÄŸlu ismini ilk mektep yıllarında Sebil Dergisi’nin çıktığı 1976 yılında duymuÅŸtum. Sebil’in ilk sayılarını okuma fırsatı olmuÅŸ, muhtemelen ne dediÄŸini anlamamıştım ama kendisine karşı öylesine büyük bir ünsiyet hâsıl olmuÅŸtu. Bu fakirin, merhum üstad ile ÅŸahsen olmasa da kalben ilk tanışma yıllarıydı bu. 1979 veya 80 yılında Konya Akıncılar DerneÄŸi’nin Uluırmak Åžubesinden “Sarıklı Mücahitler” kitabını alıp okumak nasip olacaktı. Zaten ardından 12 Eylül 1980 darbesi gelecek, onun için sürgün ve gurbet yılları, bizim için de O’nun eserlerinden istifade dönemi baÅŸlayacaktı.
Kendisi ile ÅŸahsî tanışıklığımız sonrasında ise irtibatımız hiç kopmadı. Zira üstadda insanı kendine çeken ilginç bir haslet vardı. Bu heybetli ve dev yürekli adamın bir adım ötesinde muazzam bir merhamet dağı yatmaktaydı. Fakat bunu görmek için onunla zaman geçirmek ya da celalli halinden hiçbir zaman alınmamak ÅŸartı ile görebilirdiniz. O, teÅŸbihte hata olmazsa Hz Ömer (r.a.)’i hatırlatırdı celal, adalet ve merhamet sıfatları ile…
Nasıl geçindiÄŸimi, bir ihtiyacımın olup olmadığını, ihtiyacım olacak olursa mutlaka sadece kendisinin haberi olması gerektiÄŸini o kadar çok suâl etti ki, bu, onun ne kadar babacan ve cömert bir kimse olduÄŸunun açık bir niÅŸânesiydi. Ziyaretine gelen o kadar çok kiÅŸiye, o kadar çok kitap hediye ederdi ki, sanki o kadar kitabı hediye etmek için neÅŸretmiÅŸti. Bir kiÅŸinin adı geçtiÄŸinde o kiÅŸiyi sevmiÅŸ, ama o, üstadın ziyaretine gelmeyen biri ise, “kitap imzalasam götürebilir misin” diye söyler, imzalar ve gönderirdi.
Kendisinden bir ÅŸey talep etseniz, mümkün kılmak için her meÅŸru yolu dener, olmayacaksa, yapamayacaksa da açıkça mümkün olmayacağını veya yapmak istemediÄŸini söylerdi. Bir defasında, yeniden milletvekili adayı olmak isteyen bir kiÅŸi, kendisini uzak bir memlekete kuzu kebabı yemeye davet etti. Bir elini masaya vurdu ve “bir lokma yemek için yerimden kalkıp baÅŸka bir yere gidecek … adam deÄŸilim” diyerek reddetti.
İster siz ondan isteyin, isterse de o sizden talep etsin, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, o mesele neticelenmemiÅŸse onu sorar, siz ne söylediÄŸinizi unutsanız bile o asla unutmazdı. Bir hâdiseyi farklı farklı zamanlarda, hatta aradan onlarca yıl geçse bile naklettiÄŸinde asla ne bir eksik, ne de bir fazlası olurdu. Günümüzde, bir Hadis râvisinin onca Hadis-i Åžerif’i nasıl naklettiÄŸini, üstadı görünce çok daha iyi idrak etmek mümkündü. Zira bir hususa gereken ehemmiyeti veriyorsanız, onu dâvâ edinmiÅŸseniz, o sizin için bir inanç ve dert ise unutmanız mümkün olamazdı. Ebu Hureyre (r.a.) gibi Sahabe-i Kiram’ın seçkinlerini eleÅŸtirenler, kötü niyetlerinin yanı sıra kendi hafızaları ve samimiyetsizliklerine bakarak hüküm vermekteydiler.
Birkaç kez üstada bir meseleyi sorduÄŸumda aynen nakletmek bir yana, bunu daha evvel de sorduÄŸumu yüzüme vurmuÅŸtur. Bir hususta örnek verecekse, onca kitabın içinde onun hangi kaynakta olduÄŸunu ve neresinde yazıldığını dahi söyleyebilirdi. Bir ÅŸeyi bir an olsun hatırlayamadığında ise o an yanında olanlara sorar, neredeyse hiç kimse bilemez veya hatırlayamaz, üstad da “Cumhuriyet nesli…” diyerek baÅŸlardı söze… Sohbetlerini dinleyenler bilir ki, bir bahsi anlatırken baÅŸka bir bahse geçer, ondan baÅŸka bahse, ondan baÅŸka bahse, sonra en baÅŸta nerede kalmışsa oraya döner, konuyu mutlaka tamamlardı.
Bu fakirin gıda meseleleriyle ilgilenmesinden çok hoÅŸnut olur ve teÅŸvik ederdi. Gıda siyaseti de dâhil onca mevzuya hâkim olduÄŸu halde, bir ÅŸey anlattığımda “Allah Allah onu hiç duymadım, bu hususta devam et, cihad ediyorsun” diyerek iltifat ederdi. 2012 yılıydı ziyaretine gittiÄŸimde “Cumartesi müsaitsen benim yerime sen konuÅŸ” dedi. Aslında çok mühim bir iÅŸim vardı ama tereddüt etmeden “elbette nasıl tensip buyurursanız” dedim. Muhtemelen kürsüsünü verdiÄŸi tek kiÅŸi olma ÅŸerefine nail oldum. Bu muhteÅŸem hatip ve Türkçe’nin tüm kâidelerini kusursuzca bilen, kelime hafızı ve yaÅŸayanlar arasında Türkçeyi en güzel konuÅŸan, bilgisi konusunda bu gariban gibi yüzbinleri cebinden çıkaran, bildiklerimiz ilminin zekâtı bile olmaya muktedir olmayan, büyük dâvâ adamının karşısında konuÅŸmak… Ya cahilliÄŸin eseri, ya da emrin karşısında çaresizliÄŸin bir neticesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi.
KonuÅŸmadan sonra telefonla arayarak “bu hafta da devam et” talimatını verdi. O haftada önceki hafta olduÄŸu üzere kürsüye kendileri çıktı ve söze ÅŸöyle baÅŸladı: “Sâmiini kiram… Eskiler böyle söylerdi. Muhataplarına ihtiram ederek, sâmiini kiram… Eski medreselerin ÅŸöyle bir usulü vardı. Bir meseleyi izah ederken, suâli mukadderlere cevap vererek anlatırlardı. Suâli mukadder ÅŸu demektir: Bir ÅŸey söylediÄŸiniz zaman, muhatabın zihninde uyanması muhtemel suâli, mukarrir yani söz söyleyen kendisine sorulmuÅŸ addederek cevap vere vere ilerler. Bu medreselerin meÅŸhur metodudur.
Ben çocukluÄŸumda çok medrese tahsili görmüÅŸ insanların dizinin dibinde oturdum. Bundan dolayı dikkat ederseniz, benim sohbetlerim parantez açıp kapatmakla geçer. Orada bir suâli mukadder vehmettiÄŸim zaman, ona cevap teÅŸkil etmek üzere bir parantez açarım, o suâle cevap vererek asıl meseleye avdet ederim. Bu, medreseli hocalarımdan edindiÄŸim bir intibadır. Lafı biraz uzatır, kısa söylemeyi beceremem, fakat daha anlaşılır hâle getirir…
Cumhuriyet nesilleri sabırsızdır. İmparatorluk mantığı üst üste iki taÅŸ koyduÄŸu zaman, ‘nasıl koyayım ki, en az bin yıl devam etsin’ diye bir düÅŸünceyle gerçekleÅŸir. Cumhuriyetin mantalitesi, anı yaÅŸamaktır. Yarın diye bir meselesi yoktur. Birinden bir söz naklediyorum yeni nesillere karşı, ben “bugün çarÅŸamba dedi” diyeceÄŸim, ben “bugün çarÅŸambadır” diyormuÅŸum gibi muhatabım “hayır bugün çarÅŸamba deÄŸil, cumartesi” diye sözümü keser. Beklemez hükmün ne suretle nihayetleneceÄŸini. Onun için bir tarafı sizin nesillerinize ait bu cumhuriyet atmosferinden gelen zaaf, bir tarafı da mukarririn muhtemel suâllere cevap vermek gibi bir alışkanlığının olmaması yüzünden…
Biz, bu dersleri bir ilk olarak hayati ehemmiyete haiz… Az bilindiÄŸi için de bu ehemmiyet dehÅŸet verici derecede olan beslenmeyle ilgili sıkıntılara cevap teÅŸkil etmek üzere, bu iÅŸte ihtisas yapmış bir arkadaşımızı davet ettik. Herkes her ÅŸeyi bilmez, istisnâî bir program yaptık. Fakat iÅŸaret ettiÄŸim bu müterâfik kusurdan, hem size, hem de mukarrire ait noksanlıktan dolayı binlerce suâlle karşılaÅŸtık. Tabi bu sualler internet üzerinden geldiÄŸi için, bu kadar cârî suâl meselenin cevapsız kalmasına gönlümüz razı kalmadığından, Kemal Özer bey kardeÅŸimize bu suâllere cevap vermek üzere bu mesele etrafından biraz daha konuÅŸmasını rica ettik…” diyerek önceki haftaki nâkısalarımızı güzel bir üslup ve örneklikle izah etti. Yani üstad, bildiÄŸimiz hiç kimseye benzemezdi.
Yeni Söz gazetesine Genel yayın Yönetmeni olarak baÅŸlamıştım. Bir gün, bana destek olmak üzere hiç kimsenin yapmayacağı bir teklifte bulundu. “Benden Tarihe Haberler” ismiyle hazırladığı benzersiz hâtıratı gazetenizde tefrika etmek istersen verebilirim. Biz, tefrika bitince basarız. Böylece sana ve gazetenin tirajına bir katkısı olur. Bir bedel falan da istemem.”
Bu hem büyük bir fedakârlık, hem de bize karşı bir örneklikti. Çünkü kitabı para kazanmak için yazıp neÅŸreden bir kimse deÄŸildi. O kitabı hizmet, bir vecibe, bir dâvâ ve iman meselesi olarak görmekteydi. Bu nedenle de her kelimesi ihtimamla seçilirdi.
“Benden Tarihe Haberler”i tam 99 gün tefrika ettik. Hakikaten gazetenin duyulmasına ve tirajına büyük katkı saÄŸladı. 17 Mayıs 2016’da tamamladığımız neÅŸir bittiÄŸinde ÅŸu cümleleri kaleme almıştım: “99 gündür son yüz elli yılımızın âdeta bir hulâsası olan ve son derece etkileyici bir hatıratın tefrikasını yayınlıyorduk. Hak ve adaletten taviz vermeyen feraset sahibi bir Müslüman’ın, çilekeÅŸ bir dâvâ adamının, acı hâtıralarla dolu bir ömrün, benzersiz bir tarihçinin, velût bir müellifin kaleminden, yani son Osmanlı Üstad Kadir MısıroÄŸlu’nun 41 önemli ÅŸahsiyetle ilgili hâtıratını tefrika ediyorduk. Yayınımız bugün itibariyle nihâyete erdi.
Üstadın “Benden Tarihe Haberler” dediÄŸi hâtıratından hepimiz çok ÅŸey öÄŸrendik. Gazetemize de çok büyük bir deÄŸer ve itibar kattı. Okurlarımızdan özellikle de orta ve ileri yaÅŸlı kitlelerden sitayiÅŸ dolu mesajlar aldık. Son yüz elli yılımızın âdeta bir hulâsası olan bu sarsıcı hâtırat, bazı ÅŸöhretli kimseler ile adları unutulmuÅŸ bazı ÅŸahsiyetlerin hüzün ve acı dolu hayatların hikâyesiydi. Sadece onların deÄŸil, Türkiye’nin yani hepimizin.
ÇoÄŸunluÄŸu İslam dâvâsına hizmet etmiÅŸ bu zatlar, numune ÅŸahsiyetlerden oluÅŸuyordu. İlimlerine, hilmlerine, hamiyyetlerine, vefalarına, sahavetlerine, feraset ve basiretlerine, dâvâ söz konusu olduÄŸunda hiddetlerine vakıf olduk. Sadece 41 isimle sınırlı kalmayan, mevzu içinden baÅŸka mevzulara yöneldik. Pek çok İslam düÅŸmanının icra-i mesailerini öÄŸrendik.
Kısacası yüzlerce hâtırat ve eser okuyarak elde edebileceÄŸimiz, önemli bir bölümü ise bizatihi Üstad Kadir MısıroÄŸlu’nun ÅŸahsi yaÅŸadıkları olduÄŸundan, baÅŸka hiçbir yerde okuyamayacağımız hâtırattı bunlar. Son Osmanlı’nın kaybettiÄŸimiz lisan ve üslûbuyla okuduk. Meselelere Müslümanca bakmayı öÄŸrendik.
Lâkin ömrünün minicik ancak önemli bir özetini kitaplaÅŸtıran, eseri basmadan evvel gazetemizde bilâbedel neÅŸredilmesini teklif ederek tarihe büyük bir not düÅŸen, nasıl örnek insan olunacağına dair ders veren, müÅŸfik, mümtaz, bilge, ârif, âlicenap, irfan ve feraset ehli büyüÄŸümüz Kadir MısıroÄŸlu üstadımıza hürmet, muhabbet ve sonsuz ÅŸükranlarımızı arz ederiz. Cenab-ı Hâkk (c.c.) Hazretlerinden, kendisine sıhhat, afiyet, uzun ömür, her fani gibi âhir nefesine eriÅŸtiÄŸinde “Lailaheillallah Muhammed Rasülullah” diyerek Rabbine iltica etmesini niyaz ederiz. Âmin!”
Bize söylemese de bu bitiÅŸ metnimizi beÄŸendiÄŸi haberini alınca daha bir hoÅŸnut olmuÅŸtum. ManÅŸetlerimizi beÄŸendiÄŸi için de bir ziyaretimde ÅŸöyle iltifat etti: “Biraz daha genç olsaydım, seninle birlikte dergi çıkarmak isterdim, ama artık buna mecalim yok…”
Gerçekten kendinin hakkını ödememiz mümkün deÄŸil, üstada, Allah ömür verdiÄŸi müddetçe dua edeceÄŸiz. Rabbim bizim hasenelerimizden ona da yazsın!
Kendisine baÅŸka kitap ithaf eden olmuÅŸ mudur bu bilgiye sahip deÄŸilim. Lakin bu fakirin kaleme aldığı “Hangi Suyu İçmeli” adlı eserimizi, bu büyük, yiÄŸit, muazzez dâvâ adamı, kıymetli aÄŸabeyime ÅŸu ibarelerle ithaf etmiÅŸtim: “Bu eseri kabul etme lûtfunda bulunur iseler, ziyaretlerimde zatıma geniÅŸ zaman ayıran, sorularıma cömertçe cevaplar veren, daha önemlisi gerçek bir baba gibi davranan, çilekeÅŸ dâvâ adamı, su gibi aziz Kadir MısıroÄŸlu aÄŸabeye ithaf etmek isterim.” Bundan da hoÅŸnut oldu ve bir Ramazan günü memnuniyetini ifade etti.
Ne oldu biliyor musunuz? Bu eserin baskısının bittiÄŸi, son nüshasının da Kocaeli Kitap Fuarında satıldığı günün ertesi gün, Üstadı ahirete yolcu ettik. Yolcu etmeden evvel son sözü Kelime-i Åžehadet olarak…
Odasına gittiÄŸimizde yerinde yoksa bilirdik, o daÄŸ gibi adam saÄŸdı ve gelecekti. Defnettikten sonra ona büyük hizmetleri dokunan Ali İhsan Bey yukarıya odasına davet etti. Gitmek istediÄŸimi söylesem de ısrar etti. Masası dolu ama koltuÄŸu boÅŸtu ve o artık yan taraftaki muazzez toprakta Rabbiyle baÅŸ baÅŸaydı.
Åžu hatıra ile nihayete erdirelim yazımızı… GeçtiÄŸimiz Ramazan ayının son günlerinde ziyaretine gittim. İftara doÄŸru, Yazarlar BirliÄŸi’nin iftar daveti için müsaade istedim. “Gitme, kal birlikte iftar edelim” dedi. “Peki” diyerek kaldık. O son iftardı ve zaten bu Ramazan’ın ilk iftarını, üstadı Rabbimize (c.c.) yolcu ettikten sonra yine onunla son iftar ettiÄŸimiz yerde yapmak mukaddermiÅŸ.
Ey bu aziz dâvânın büyük savunucusu, Hakk’a karşı boynu kıldan ince, Hakkı savunmak için asla taviz vermeyen büyük insan!
Seni gerçekten seviyorduk ve sevmeye devam edeceÄŸiz! Senden o kadar ÅŸey öÄŸrendik ki, asla sana ve ortak dâvâmıza ihanet etmeyeceÄŸiz!
Biliyoruz ki, bu ayrılık kalıcı deÄŸil, seninle Livâü’l-hamd sancağı altında buluÅŸmayı Rabbimizden niyaz ediyoruz. Rabbim mekânını cennet, dereceni âlî eylesin! Firdevs cennetlerinde ebediyyen yaÅŸatsın, Rasülullah (s.a.v.)’e komÅŸu eylesin!
Zira Sen surda gedik açmadın, Necip Fazıl üstadın açtığı gediÄŸi, yani dâvâmıza engel bâtıl duvarları tümüyle yıktın. Artık ümitvarız ve Sen aramızda olmasan da bu mukaddes dâvâya son nefesimize dek sâdık kalacağız! Åžayet bu öksüz yapı, bizlerin ellerinde kalırsa, Onu devam ettirmeyen çırak utansın! Allah (c.c.) senden ebeden razı olsun aziz aÄŸabeyim!
Yazar: Kemal Can Öztürk |
17-05-19 |
||
| E mail: gercekhayat.com.tr | Tweet | ||