
| Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ | Okunma Sayısı: 1136 |
Ev, Sofra İşgal Altında Ve Kâbe Siyaha Büründü
Yönümüzü, yüzümüzü çevirdiÄŸimiz insanlık kadar kadim, ilk insan kadar eski iki kıble; Mescidi Haram, Mescidi Aksa...
Biri Yahudi tahakkümü altında. DiÄŸeri Bedevi kapitalistlerin tahakkümünde…
Yahudiler, Mescid-i Aksâ'nın altını eÅŸeliye eÅŸeliye hafriyat alanına çevirdiler.
Bedevi kapitalistler, Mescid-i Haram'ın etrafını nemrudi kulelerle donattılar.
Mescit evdir. İkisinin hukuki tabirle iÅŸlediÄŸi suç haneye tecavüzdür.
Söz konusu Beytullah (Allah’ın evi- Kâbe) ve Beytülmakdis (mukaddes ev) Mescid-i Aksâ ise cezayı modern hukuk belirleyemeyecek kadar acizdir. İki mescit ile birlikte kutsal olan iki ÅŸehir; Mekke ve Kudüs’e ihanetin cezasını belirleyecek yegâne kuvvet ALLAH Azze ve Celle’dir.
Kur'an-ı AzimüÅŸÅŸan, Mekke'yi ‘Ümmülkurâ' (ÅŸehirlerin anası) olarak adlandırdı. Bu ÅŸu manaya geliyor. Tüm ÅŸehirler ancak Mekke ve Kâbe ile izaha muhtaçtır. Kur'an'ın Kâbe'nin bulunduÄŸu beldeye ‘Ümmü'l-Kurâ' demesi buranın insanlık tarihinde ilk yerleÅŸik ÅŸehir olduÄŸu manasına gelir.
Âdem (As), kendisine Allah tarafından bahÅŸedilmiÅŸ bilgiyle yeryüzüne gönderilince önce bir ev sonrasında bir ÅŸehir inÅŸa etmeye giriÅŸmiÅŸti. Bu nedenle kurulan ilk ÅŸehre “el-beledî'l emin Mekke” denildi: “Ve hâzâl beledil emîn” (Tîn; 3).
Bu neden önemli derseniz? Bir gömleÄŸin düÄŸmelerinin baÅŸtan yanlış iliklenmesi diÄŸer düÄŸmelerin de yanlış iliklendiÄŸi sonucunu çıkarır. Modern bilimin ilk insanın maÄŸaralarda yaÅŸayan ucube varlık tasvirini Kuran-ı Kerim ÅŸehir meselesiyle yalanlar.
Bilimciler öteden beridir antropolojik yalanlar üzerinden bir tarih yazılımıyla her türlü sömürü düzenine teÅŸne oldular. Kur'an'ın tarih anlatımını dogmatik ve bilimsellikten uzak gördüler. Bundan mütevellit Kuran hakikatini kabullenmezler. Bunu kabul etmek demek sil baÅŸtan insanlık tarihinin ve üretilen tüm deÄŸerlerin yeniden formatlanması demektir ki bu da ilk insanın Âdem (as) olduÄŸu ve İslam hakikatinin kabullenilmesi demektir.
Modern bilime ÅŸu okkalı soru neden sorulmaz? İlk ÅŸehir nerede ve nasıl ve kim tarafından kuruldu? Bu soru hakikate alan açacak nitelikte oldukça kıymetli bir sorudur.
Âdem (As)'in eh-i beyti ile Kâbe ve Mekke’yi inÅŸası, yeryüzünde ilk topluluÄŸun yeryüzüne dağılmayıp ÅŸehirleÅŸtiÄŸi ve dolayısıyla bu durumda insanın yeryüzüne dağılmasının sonradan olduÄŸu ve bireysel olmadığı ortaya çıkıyor..
(beyt), diÄŸer evlerin inÅŸası ile ÅŸehir adını alır. Böylelikle ÅŸehir kendini teÅŸhir eder. İlk ÅŸehir (Mekke) kültürler ve zaman üstü tasarımıyla “emniyet” merkezlidir.
Mekân, kevn (kün/ol) kökünden gelir; yaratılış demektir. Ev mekândır, meskendir. Cami meskendir, mekândır.
Edebiyat geleneÄŸimizdeki beyit tarzı ÅŸiir geleneÄŸi “beyt”ten gelir. Åžair, ÅŸiirde bir ev inÅŸa eder. Beyit, ölçüsü vezni olan iki mısradan oluÅŸurken, mısra ise kapı kanadı manasına gelir. Örfümüzde eski mescitlerin kapısı iki kanatlı olması tesadüfi deÄŸildir. Eski evlerimizin bir büyük kapısı birde küçük kapısının olması inancın ÅŸiire mimariye yansımasıdır.
Kapitalizmin mimarî formu, toplum inancının mimarideki silüetidir.
İnanç; ibadetgâhı, ibadet alanı; evi, evin teÅŸrifatı; evin biçimine göre ÅŸekil almıştır. MüÅŸahhas örnek olması açısından; Kiliseler piramit ÅŸeklinde inÅŸa edilirken, mescitler Kâbe gibi kübiktir. İslam evleri, dairevi (kabeyn/iki ayak topuÄŸu formuyla ) ve yatay mimariyle inÅŸa edilmiÅŸtir. Kilise ise dikdörtgen ve piramitsidir. O nedenle evler keskin ve köÅŸelidir. Evin mobilya tasarımları hakeza aynı formlardan esinlenerek tasarlanır. Mesela yemek masasında yemek yenir ve yemek masası köÅŸelidir.
Müslüman sofra onun için yuvarlaktır, baÅŸ köÅŸesi yoktur. Kutsallığını Kâbe’den, bereketini onu yeniden inÅŸa eden İbrahim(as) den alır. Onun için hamd edilir. Onun için ÅŸükredilir.
Müslüman sofrasında kulun kula üstünlüÄŸüne ve protokole yer verilmez. Sofradakiler, büyük kimse zaten oraya yönelirler.
Adalet, en bariz haliyle maide (sofrada) de yansır. BölüÅŸüm, burada izhar olunur. Ekmek, o nedenle bir parçası kesildikten sonra sofra arkadaşıyla paylaşılır.
Gayri İslami sofrada ekmek baÅŸkası tarafından bölünmüÅŸ haliyle sofraya konur. Ne kadar takdir edilmiÅŸse o kadarıyla iktifa edersiniz.
Maide, bir kıyam bir eylem, bir emek, bir ikram, bir dayanışma manifestosudur. Müslüman evler gibi sofrada insanlar birbirine yaslanır. Namaza dururken safları sık ve uzun tutmak, cemaat olmak gibi. Sofraya haber verilerek gelinmez. Gelen Allah’ın misafirdir. Ve nasibini Allah gönderir. Allah’ın misafir gönderdiÄŸini sofra da ağırlamaktan daha bahtiyar bir durum olabilir mi?
Mescitte nasıl diz çökerek oturursanız sofraya da öyle oturursunuz. Mescide oturak taşınması ile sofraya sandalye çekilmesi arasında doÄŸrusal iliÅŸkiyi varın hesaplayın.
İdeal toplum, evlerin (meskenlerin, hanelerin) cami etrafında yuvarlak nizamıyla başlar, mahalle halini alır. Sokaklar can damarlarıdır ve şehir mahallerin birleşmesiyle değer bulur.
Bugünün düÅŸünce dimağı; finans(banka), ulaşım, iÅŸ merkezi ve piramitsel mekânlarla kent inÅŸa etti. Onun içindir ki kentte itikatta Müslüman bir dil ile konuÅŸan, amelde gayrimüslim eylemleri ile bir canavar insan olarak dolaşıyor.
Unutulan ÅŸu; bugün sofraya el uzatanlar, mescitlere el uzatarak iÅŸe baÅŸlamışlardı. Ve vatan Kâbede siyaha büründü, mukaddes ev iÅŸgal altında.
Yazar: Hüseyin Acarlar |
09-07-20 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||