
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 590 |
Seyrini kaybeden sefer
Bir karakter olarak doÄŸduk, duygularımızla, düÅŸüncelerimizle, huylarımızla, hassasiyet ve inanışlarımızla... Åžimdi sürekli deÄŸiÅŸiyoruz, sadece hayat deÄŸil, bizler de... Sürekli deÄŸiÅŸen her ÅŸey önceki haline (ki yalın halidir o) yabancılaşıyor demektir. Bir renge baÅŸka renkler katarsanız o artık baÅŸka bir renktir. Kendimizde kalmayı neden istemiyoruz, kendi rengimizde? BaÅŸlangıç noktamızdan, kendimizden, yalın halimizden uzaklaÅŸmayı neden bu kadar çok istiyoruz? Bunu gerçekten biz mi istiyoruz? Bunu seçiyor muyuz, buna inandırılıyor muyuz?
Spinoza çalışmadığımız yerden soruyor: “Neden insanlar, sanki özgürlükleri için savaşırmışçasına kölelikleri için savaşırlar? Neden sadece özgürlüÄŸü elde etmek deÄŸil, özgürlüÄŸe katlanmak da bu kadar zordur?”
Åžiddetli esen rüzgar, topraÄŸa iyi tutunmamış bitkileri önüne katıp sürükler, bulundukları yerden ötelere götürür. Köklerinin toprakla irtibatı kopan bu bitkileri beslenemez ve ölür. Kökleriyle toprağın derinliklerine tutunan bitkiler rüzgarın etkisiyle oraya buraya savrulsalar da ayakta kalır, hayatiyetlerini sürdürürler. YaÅŸadığımız sarhoÅŸ edici deÄŸiÅŸim çağının hayatımıza etkisini, o nevi söz dinlemez bir rüzgarın her ÅŸeyi önüne katıp götüren güçlü hava dalgalarına benzetiyorum ben. Kökleriyle toprağına sıkı sıkıya tutunmayanlar için oradan oraya sürüklenmek artık bir kader... Bugün adına deÄŸiÅŸim dediÄŸimiz ÅŸey, hayatın tabiatında var olan deÄŸiÅŸimden çok farklı bir ÅŸey... DeÄŸiÅŸimin hakikatinde insan deÄŸiÅŸen durumlarla sınanır ve bundan iyi ya da kötü bir netice alır. Bugün hayatın neredeyse olmazsa olmazı haline getirilen deÄŸiÅŸim ise ne kadar öyle görünse de temelde dünyadan önce insanı deÄŸiÅŸtirmeyi hedef alıyor.
“Yeryüzünün sayısız çalkantılarına aydan bakacak olursanız, sonuçta aralarında dövüÅŸen, mücadele eden, tuzak kuran, birbirini soyan, oynayan, delice eÄŸlenen, düÅŸen ve ölen bir sinek gürûhu gördüÄŸünüzü düÅŸünürsünüz ve hayvanın ne belalar, ne trajediler ürettiÄŸine inanmak mümkün olamaz” diyor Michel Foucoult, ‘DeliliÄŸin Tarihi’ kitabında.
Mevsimler hayatın aslî deÄŸiÅŸimi içinde bir yere sahiptir. İnsan, mevsimden mevsime geçerken yaÅŸanan tabii deÄŸiÅŸim içinde, sıcakla soÄŸukla, ekimle hasatla, sevinç ve hüzünle, dirim ve ölümle içinde milyon tane hikaye barındıran bir seyrüsefer yaÅŸar. Tabiatın seyri insanın da seyridir aynı zamanda... Yanılır, yenilir, mücadele eder, düÅŸtüÄŸü yerden kalkar, yeniden kanatlanır, hayatın içinde seyreden hikayelerle birlikte insan da akar. Bugün mevsimleri kendi doÄŸal seyirleri içinde farkedebilir durumda deÄŸiliz. O dikkatten, o hissiyattan, o idrakten uzaklaÅŸalı çok oldu. Åžimdi mevsimler içinde yaÅŸadığımız, beraber aktığımız, etrafımızdaki tabii deÄŸiÅŸimle bütünleÅŸme gayreti içinde olduÄŸumuz tecrübeler deÄŸil artık bizim için; meteorolojik takiplerin, trafik yoÄŸunluklarının, moda kreasyonlarının, tatil programlarının, küresel felaketlerin, sıkışık ve boÄŸucu eÄŸitim sezonlarının fonu, malzemesi daha çok. Dolayısıyla biz gerçekte mevsimlerle birlikte yaÅŸamıyoruz, hayatlarımızda mevsimlerin getirdiÄŸi baÅŸkalıkları taşımıyoruz; aksine mevsimleri ticari döngülere dönüÅŸtüren yeni zihniyetlerin kürek mahkumluÄŸunu yapıyoruz. Malum, kürek mahkumları kas güçleriyle gemilerin ihtiyaç duyduÄŸu hareketi saÄŸlar ve ömürlerini bunun için tüketirler. Geminin nereye gideceÄŸini belirleyense ensesi kalın tutulan kaptanlar vasıtasıyla her geçen gün semiren gemi sahipleridir.
“Kuru bir yaprak mısın ki” dedi meczup, “rüzgara inanıp dalından kopuyorsun!”
Yazar: Gökhan Özcan |
17-08-20 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||