AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 80
Yazar: Ayşe Böhürler
HEPİMİZ FARELİ KÖYÜN KAVALCISININ PEŞİNE Mİ DÜŞTÜK YOKSA?

HEPİMİZ FARELİ KÖYÜN KAVALCISININ PEŞİNE Mİ DÜŞTÜK YOKSA?Dopamin duşu

Âşık Nesimi türküsünde “Görünmez bir yara acısı çoktur/ Bedenimde değil ruhumda sızı” derken elbette kastettiği başka bir acı olsa da; bugün herkesi kendisine tutsak eden sosyal medyanın da açtığı yaralar tam da bu sözlere karşılık geliyor. 2012 sonrası gelişen sosyal medya “fareli köyün kavalcısı” masalında olduğu gibi, hepimizi çalgıcının peşinde koşan çocuklar gibi boğulacağımız bir dereye doğru koşturuyor. Bu tarif psikiyatrist Dr.Mustafa Merter’e ait.

Merter insanları fareli köyün kavalcısının peşinde koşmaya iten sebebin en başta beynimizi haz alma sistemini yöneten dopamin olduğunu söylüyor. Sadece madde bağımlıkları değil, internet bağımlığı da dopamin etkisiyle ortaya çıkıyor. “İnternet üzerinden ardı ardına gelen veri ve enformasyon akışı merakımızı tatmin ettiği için bizlere ‘dopamin duşu’ yaşatır bu sebeple bağımlı oluruz.” Mustafa Merter bu analizine “ilginçtir” diye devam ediyor… “Anderson Coopper ve Ramsay Brown adlı nörobilimciler ‘dopamine labs’ adlı bir şirket kurup dopamin salgılamasını azami dereceye çıkartacak bilgisayar programları yazıp Facebook ve App Ststore’a pazarladılar. Amaç insan beynini tuzağa düşürüp (brain hacking) yani aşırı ilgi çekip mümkün olduğunca fazla para kazanmaktı.” Bu dopamin artırıcı mekanizmalarla bağımlı olan insan matrix dışında kalamıyor. Bağımlılığını fark etse de kendi kendini kandırma ve inkar mekanizmaları devreye giriyor.

Mustafa Merter sosyal medya bağımlılığını “insanlık tarihinin en tehlikeli en sinsice ve küresel çağda en çok yayılma gösteren salgın hastalığı” olarak tanımlıyor ve bunun adını da “matrix sendromu” olarak koyuyor. Nesillere verilecek zararı azaltmak için de çarenin teşhis koyup çözüm arayışlarını sürekli canlı tutmakla bulunabileceğini söylüyor. Bu süreçte dikkat çektiği isim Jean Twenge. J. Twenge’nin bulguları 2012 sonrası ergenliğini yaşayanlarda depresyon, kaygı, intihar eğilimi, mutsuzluk, a sosyal kişilik, narsizm ve akıl sağlığının ciddi oranlarda yükseldiğini gösteriyor. Bu bağımlılığın ülke çapında insana ve topluma verdiği zararı azaltmak için acil bir eylem planı öneren Mustafa Merter’in önerilerinden bazıları şunlar:

-Ülke çapında ergenlerden başlayarak depresyon, öfke, narsizm bağımlılık gibi belirtilerin alan taramaları vasıtasıyla ölçülmesi ve elde edilen verilerin bir veri bankasında toplanarak meta analizinin yapılması.

-Geleceğe dönük tahminlerin yapıldığı Monitoring the Future benzeri bir kuruluşun devreye sokulması.

-Bütün eğitim sisteminin yeniden yapılanması ve matrix ile bağlantıların en asgariye indirilmesi. Ergenlerin özellikle korunma altına alınması gibi.

-Kişisel ekran zaman kullanımını belirleyecek ve denetleyecek test tekniklerinin geliştirilmesi.

-Her sene yeni bir durum tespiti yapılması ve önlemlerin yenilenmesi.

Matrix’de o kadar çok zaman geçiriyorsak çözüm üretmek yerine problemi yadsıyan küçümseyen bahaneler üretiriz. İnsanları matrixe sokmanın aslında sosyopolitik bir proje olduğu varsayımından hareketle bir matrix araştırma merkezinin kurulmasının aciliyetinden söz ediyor. Matrixin bir büyük mimarı var, biz orada eğleniyoruz zannederken düşüncelerimiz duygularımız alışkanlıklarımız açısından taramadan geçiriliyoruz. Büyük ihtimalle bütün bu bilgiler bir yerde toplanıyor ve dünya hakimiyeti üzerine projelere üretiliyor. Netflix’de yeni gösterilen Sosyal Dilemma belgeseli de bu satırların önemini doğruluyor.

AHLAKLI KİŞİ İLE AHLAKÇI ARASINDAKİ FARK…

Kadınlar olarak kendi yaptıklarını perdeleyip karşı tarafa sürekli ahlak satan insanlara çok alışkınız. Lakin insan gerçekten bu satıcılar karşısında bazen sahiden şaşkına dönüyor ve bu körlüğün nedenini sorgulamadan edemiyor. Geçenlerde Fatma Barbarosoğlu’nun 02.06.2017 tarihli “Çürüme ve Bozulma Ahlakçı Kişiler Tarafından Olur” başlıklı yazısına rastladım. Bir bölümü sizinle paylaşmak istedim:

“Çürüme ve bozulma ahlaksız kişiler yüzünden olmaz. Çürüme ve bozulma ahlakçı kişiler yüzünden olur.

Ne demek istiyorum? Tarih boyunca katiller, hırsızlar, hainler olmuştur. İlk katil ilk Peygamber’in oğlu.

Toplumları çürümeye götüren şey kişilerin kendisini bir yana kendi dışındakileri öteki yana koymasıyla başlar. Çürümeyi hızlandıran süreç, kişinin bütün iyilikleri kendisi için pay edip başkalarının başına gelen belaya sevinmesi ile başlar.

Çürüme, ‘kötü’ olanı seyredip/seyirci kalıp ‘Aman da ne kötü şeyler oluyor cemiyette’ şikayetini diline dolamak ile başlar.

Ahlaklı kişi ile ahlakçı kişi arasındaki fark son zamanlarda birbirine karıştırılır oldu.”

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ayşe Böhürler
19-09-20
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HEPİMİZ FARELİ KÖYÜN KAVALCISININ PEŞİNE Mİ DÜŞTÜK YOKSA?
Online Kişi: 30
Bu Gün: 4 || Bu Ay: 4 || Toplam Ziyaretçi: 1.642.629 || Toplam Tıklanma: 42.068.226