
| Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar | Okunma Says: 664 |
Kastamonu yüz yl sonra Mehmed Âkif’i hatrlad m?
Mehmed Âkif, 19 Ekim 1920’de Ankara’dan Kastamonu’ya gider.
“slâm airi” dâvet üzerine 10 Nisan’da stanbul’dan yola çkm, 24 Nisan’da Ankara’ya ulamtr. Millî Mücadele’nin iç cephesinde onun sözü güçlü bir silâh olmutur. Ankara’ya geldikten bir ay sonra Büyük Millet Meclisi bir irad heyeti oluturarak Kuva-y Milliye kart bir hareketi önlemek için Konya’ya gönderir. Antalya Mebusu Hamdullah Suphi, Trabzon Mebusu Ali ükrü, Konya Mebusu Refik (Koraltan) ve Mehmet Âkif’ten oluan heyet haziran banda Konya’dadr. Mehmed Âkif’in Konya’daki konumalar etkili olur. Fakat onun asl yüksek sesle konutuu tarihî ehir Kastamonu’dur. Burada Nasrullah Camii’nde mehur vaazn verir (19 Kasm 1920).
Millî Mücadele yllarnda Mehmed Âkif’in iirleri dnda vaazlar da ümid ve iman alayc tesir uyandrr. Böylece cami ile cephe arasnda salam bir ba kurulur. Mehmed Âkif’in bütün Millî Mücadele boyunca büyük tesir uyandran ve yanklar yapan vaaz Kastamonu Nasrullah Camii’ndekidir. Bu vaaz, dümanlarn bizi mahkûm etmek istedikleri artlarn arl ve bizi içimizden parçalayarak yenmek istedikleri ana fikri etrafnda gelitirilir. Böylece Âkif’in Konya isyan srasnda yüklendii vazifenin benzerini Kastamonu’da da yürüttüü görülür.
Mehmed Âkif’in Nasrullah Camiinde verdii vaaz hemen akabinde Sebilürread’da yaymlanm, bu nüsha gördüü ilgi yüzünden tekrar baslm ve datlmtr. Ayn zamanda Elcezire Cephesi Kumandanl bu vaaz Diyarbekir’de küçük bir risale olarak yaymlar. Kastamonuda Nasrullah Kürsüsünde Mehmed Âkif Bey’in dinî ve ictimaî hitabesi baln tayan ve Diyarbekir Vilayet matbaasnda baslan (1337, 32 sf.) risalenin iç kapanda u ibare vardr: “Sebilürread Mecmuas müdir-i muhteremi Mehmed Âkif Bey’in Kastamonu’da Nasrullah Camii erifinde irad buyurduklar mevaiz-i dinîye ve mânevîyeyi okumak, …Hristiyanln din-i mübini mahv ve slâmlar esir gibi kullanmak gâyelerini istihdaf ettii u srada, her bir mümin ve müslim için farzdr. Üstad- diyanetperverin kelâm- pür mealisiyle tenvir ve tezyid-i mâneviyat eylenmesini tavsiye eylerim. Elcezire Cephesi Kumandanl.”
Mehmed Âkif, bu vaazna Âl-i mran sûresinin 118. âyetini tefsir ederek balar. Bu âyette denilmektedir ki: “Ey iman edenler, siz yabanc kimselerden dost ittihaz etmeyin. Sizin skntlara musibetlere, felâketlere uramanz isterler… Görmüyor musunuz, hakknzda besledikleri dümanlk azlarndan tap dökülüyor. Bununla beraber yüreklerinde, sînelerinde gizlemekte olduklar kinler, garezler, husumetler, o bir türlü zabtedemeyip de azlarndan kaçrmakta olduklar dümanlktan çok büyüktür, çok iddetlidir. Size her biri ayn hikmet, mahz- ibret (ibretin ta kendisi) olan âyetlerimizi böyle sarih bir sûrette bildirdik. Eer sizler ak karadan, iyiyi kötüden seçer, hayrn errini düünür akl banda adamlarsanz bu hikmetlerin, bu ibretlerin gerektii ekilde hareket ederek hem dünyada, hem ukbada (öte dünyada) felah bulursunuz.”
Mehmed Âkif konumasna, “Ey müslümanlar, sizin için bu âyet-i celileye ittibadan baka selâmet yolu yoktur. Takib edilecek hatt- hareket, düstur- siyaset tamamiyle bu âyet-i celilede toplanmtr” diye balar. Tevbe sûresinden meâlce yakn bir âyet daha zikrettikten sonra, bir zamanlar Kur’an’da bu misilli âyetlerde dier milletlere kar iddetli davranld hissine kapldn belirtir. Bu eytanî vesveseler, o devirlerde, aydnlar arasnda yaygn olan Avrupa’nn iyilii, üstünlüü, medenilii konusundaki kanaatlerden doar. Mehmed Âkif, yalanp bilgi ve görgüsü arttkça, Avrupallara hamledilen deerlerin hakikati hâlde olmadn anlar. Hatta dünyann çeitli yerlerini gezdikçe, Avrupallarn esareti altnda yaayan insanlar gördükçe, daha önce böyle vesveselere dütüü için tövbe eder.
O’na göre, Avrupallar hakkyla anlayp bunu iki cümleyle ifade eden Hersekli Hoca Kadri’nin tesbiti yerindedir:
“Adamlarn güzel eyleri vardr. Evet çok güzel eyleri vardr. Lâkin unu bilmeliyiz ki, o güzel eylerin hepsi, evet hepsi yalnz kitaplarndadr.”
Hoca Kadri, Mehmed Âkif’in deer verdii bir ahsiyettir. 1900’li yllarn banda Paris’e kaçm ve 1918’de vefat edinceye kadar orada yaamtr.
Âkif de,“Heriflerin ilimlerini, fenlerini almal. Fakat kendilerine asla inanmamal, asla kaplmamaldr. Hususiyle slâma kar mutaassptrlar” diyor.
Örnek olarak, ngilizlerin Türk ve Alman ordularn yenerek Kudüs’ü igal etmelerinin Viyana’da sevinç gösterileri ile karlanmasn ve Almanlarn Türkiye ile ittifakna katolik milletvekillerinin kar çkmasn anlatr. Bunlar “nasl olur da vahî Türklerle, müslümanlarla ittifak yaparz” derlermi. Âkif, sözünün devamnda, onlara kar düüncelerimizi hiçbir zaman ilimlerine ve sanatlarna sçratmamamz gerektiini söyler. Bin tarihinden itibaren müslümanlar çalmay brakm, buna karlk Avrupallar ilerlemilerdir. Onlara kar durabilmek için onlarn teknolojisine sahip olmamz gerekir. Bunun için aramza sokulan ayrlkçlar bakmadan, birlik olmal, ortak hareket etmeliyiz. Müslümanlar Allah’n kitabna, Resulullah’n emrettii vahdete, birlie, cemaate sarlmadkça, dünyalarn da âhiretlerini de kuramazlar. Milletler topla, tüfekle, zrh ordularla, tayyarelerle yklmyor ve yklmaz. Ancak kendi aralarnda çözülerek yklr. Bütün müslüman hükümetler tefrika yüzünden yklmtr. “Biz Türkiye müslümanlar, dünyann üç büyük kt’asna hâkimdik. Müslümanlk râbtas; rk, iklimi, lisan, âdat, ahlâk büsbütün baka olan birçok milletleri yekdierine smsk balamtr.”
Mehmed Âkif, sözü austos aynda bize dayatlan Sevr Andlamas’na getirir. Dümanlarmzn tertib ettikleri sulh artlar bizim için dünya yüzünde hayat hakk brakmyor. Gezdii yerlerden u intiba edinmitir: Halkn hiçbir eyden haberi yok. Aydn geçinenler artlarn ar olduunu biliyorlar, ama bilgileri son derece icmâlî, zannediyorlar ki, memleketin kenarlar (Hicaz, Badat vb.) elden çknca i olup bitecek. Artk herkes kendi iiyle megul olacak. Âkif bu tavr karsnda isyan eder: “Allah rzas için olsun, u muahedenâmenin bizim hakkmzdaki maddelerini okuyunuz. Okumak bilmiyorsanz birisine okutunuz da dinleyiniz.”
Mehmed Âkif, Sevr Muahede'siyle elimizin kolumuzun balanacan, bütün güç kaynaklarnn elimizden alnacan belirttikten sonra, “yabanclar neden bizimle bu kadar urayorlar” sorusuna cevap arar. Bunlar, Cihan harbinin banda bütün milletlerin istiklâli için çaltklarn ve harb ettiklerini söylediler. Mahkûmiyetleri altnda bulunan 100 milyon müslümana da istiklâl sevdas geldi. Bu isyanlar kanla bastrdlar ama, bunlarn tekrar ba kaldrmamalar için dünyada hiçbir müstakil Müslüman memleketin kalmamas gerekirdi.
Mütarekeden sonra iki müstakil Müslüman hükümeti kalmaktadr: ran ve Osmanl Devleti. "Himâyelerini lânet halkas gibi acemlerin boynuna geçirerek icabna bakmlar.” “O hâlde yalnz biz kaldk. Ey cemaat-i müslimin! Biz ise asrlardan beri âlem-i slâmn banda olarak ehl-i salîbe kar çarpyoruz. Dünyann bütün müslümanlar selâmetlerini, necatlarn, yllardan beri mütak olduklar (özledikleri) istiklâllerini kurtarmak için bizden örnek alyorlar. Yüzlerce milyon müslümana nisbetle bizim bir avuç mesabesinde olan halkmzn ne ehemmiyeti vardr? demeyiniz. yi biliniz ki, bu bir avuç halkn bütün âlem-i islâmda pek büyük mevkiî, pek büyük itibar vardr. Bütün müslümanlar bilirler ki, maazallah Türk milletinin devrilmesi bütün cihan- iman sarsacaktr, bütün müslüman yurtlarn en müdhi zelzelelere tutulmu gibi hasara uratacaktr.”
“Diyeceksiniz ki; -Bugün bütün dünyaya hâkim olan düman satveti karsnda bizim ne ehemmiyetimiz olur ki, herifler senin dediin gibi bizim günün birinde büyüyeceimizden korksunlar da bu kadar ihtiyata lüzum görsünler?” “Yanlyorsunuz!”der Âkif; Avrupallar yalnz bugünü deil, gelecek asrlar da düünürler. Gelecekte güçlenebileceimizi de düünürler. u ânda onlar iki tehlike korkutmaktadr. Bunlar slâm tehlikesi ve komünistlik tehlikesidir.
Mahkûm milletler 6-7 sene süren harb sonunda bir hayli tecrübe kazandlar. Meselâ, batllarn ordularnda savatklar için harb tecrübesi ve batllarn vaadlerinde durmadklar. Hepsi de dümana kar uyandlar. Bilhassa müslümanlar. Dümanlarmz en çok slâm tehlikesi korkutuyor. kinci tehlike ise komünizmdir. Harp Avrupa’da snf farklarn keskinletirdi. Rus ihtilali Avrupa’da sosyalistleri harekete geçirdi. Bütün nizam sarslabilir.
Mehmed Âkif sömürgecilerin sömürge ahalisine hayvan muamelesi yaptn söyler ve “ahali açlktan ölür, yine de sömürgecilerden çok vergi verir”, der. “Peki bu vergiler ne olur bilir misiniz? Sömürgecilerin hazinelerine toplanp müstemlekat ahalisi arasnda nifak çkarmaya, fesad çkarmaya sarf edilir.” Mehmed Âkif, Afrika sömürgelerini sözkonusu ederek misalleri çoaltr. Tekrar ülkenin içinde bulunduu duruma döner.
“slâmn son sna”
“Bizi mahv için tertib edilen muahede-i sulhiye (bar andlamas) paçavrasn mücahidlerimiz ark tarafndan yrtmaya baladlar. imdi beri taraftaki dindalarmza düen vazife Anadolumuzun dier cihetlerindeki dümanlar denize dökerek o murdar paçavray büsbütün parçalamaktr. Zira o parçalanmadkça slâm için, Türk için bu diyarda bekâ imkân yoktur.”
“Ey cemaat-i müslimin! Hepiniz bilirsiniz ki, buhranlar içinde çrpnp duran bu din-î mübin, bu mübarek yurt sizlere vediatullahdr (Allahn emanetidir). Kahraman ecdadmz bu sübhanî vediay siyanet urunda canlarn feda etmiler, kanlarn seller gibi aktmlar, muharebe meydanlarnda ehid dümüler; râyet-i islâm (slâm bayran) yerlere düürmemiler… slâmn son mültecas (sna) olan bu güzel topraklar düman istilas altnda brakmayalm. Yeisi, meskeneti, ihtiras, tefrikay büsbütün atalm, azme, mücadeleye, vahdete sarlalm. Cenab- kibriya Hak yolunda mücadele için meydana atlan azim ve iman sahipleriyle beraberdir.”
Mehmed Âkif, müteakib günlerde de Kastamonu kazalarnda çeitli camilerde vaaz ederek halk Millî Mücadeleye, dümana kar mukavemete dâvet eder. 25 Aralkta Ankara’ya dönmek üzere hareket eder.
Nasrullah Vaaz devrinde büyük bir tesir uyandrm, onbinlerce baslp datlm, bütün camilerde cemaate okunmutur. Âkif’in Kastamonu’da olduu günler, stiklâl Mar yarmasnn gazetelerde ilan edildii günlerdir. Burada bir taraftan, arkada Eref Edib’in bana sarlan belây def etmeye çalrken, dier taraftan Sebilürread’n yaym için de uramaktadr. Âkif soranlara yarmaya katlmayacan söylemitir: “Ben ne müsabakaya girer ne de caize alrm.”
Millî meselelerde ödül sözkonusu olmaz, hele parann pulun lâf bile edilmez, gerçek mükafat millet verir.
Evet, yarmaya girmeyecektir. Para mükafatn da almayacaktr. Fakat stiklâl Mar’n yazacaktr. Zaten zihninin bir köesinde yazlmaktadr. Nasrullah kürsüsünde söylenenler stiklâl Mar’nn düünce arkaplannn açklamas mahiyetindedir.
Yazar: D. Mehmet Doðan |
19-11-20 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||