İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 141
Yazar: Hüseyin Yağmur
LAİKLERİN BİR KARA PROGANDASI OLARAK 'KARŞI DEVRİM' (1)

LAİKLERİN BİR KARA PROGANDASI OLARAK 'KARŞI DEVRİM' (1)14 Mayıs 1950'de iktidara gelerek 27 Mayıs 1960'da gerçekleşen Darbeye kadar 10 yıl boyunca iktidarda kalan Demokrat Parti aleyhinde yapılan en önemli propagandalardan biri de 'Karşı devrim başlatma' girişimidir. Bu kara propaganda, o yıllardan sonra bütün sağ iktidarlara karşı kullanılmış balistik bir yıpratma girişimiydi.

27 Yıl süren Tek Parti iktidarıyla etle tırnak gibi kaynaşmış CHP'li aydınların da büyük bir özenle yapılandırdığı bu propaganda esasen tarihe geçecek bir hakikat kalpazanlığından ibarettir.

Propagandaya göre 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, 'Atatürk Devrimlerini kaldırmaya yönelik karşı bir süreç başlatmıştır'. Darbeyle yıkılmasının ana gerekçesi de budur.

Ülke meselelerine ideolojik kalıp ve renklerden bakan bu şahıslar bu propagandayı milli bir kavram haline getirmişler, ne zaman CHP ve türevi partiler dışında ülkemizde bir sağ iktidar ortaya çıksa yapılan icraatları bu deli gömleğinin içine hapsetmeye çalışmışlardır.

Bir ülkeyi 1920 yılında yöneten insanlarla 80 yıl sonra yöneten insanların görüş ve düşüncelerinin birebir örtüşmesi fizik ve sosyal alemde cereyan eden 'tekamül kuralını' yok saymak anlamına gelir.

Karşı Devrimi Aslında Kim, Nasıl Başlattı?

Ancak CHP'li propagandistlerin söylediği anlamda ülkemizde bir karşı devrim söz konusu olmuşsa bunu gerçekleştiren CHP'nin değişmez genel başkanı sıfatıyla Milli Şef İnönü ve onun partisi CHP'nin bizatihi kendisidir.

Bu tezimizi doğrulayacak tarihin satır aralarına gizlenmiş çok sayıda ayrıntı, tarihe düşülmüş kayıt mevcuttur. Tarihe düşülmüş bu kayıtlardan, satır arasına gizlenmiş ayrıntılardan yola çıkarak CHP'nin ve onun Milli Şefi İsmet İnönü'nün bir karşı devrimi adım adım nasıl gerçekleştirdiğini izah etmek artık tarihi bir sorumluluk haline gelmiştir.

Esasen Karşı Devrim'in miladı, Mustafa Kemal Atatürk'ün bir sofra kavgasının ardından İsmet İnönü'yü başbakanlıktan uzaklaştırarak yerine Celal Bayar'ı getirmesi olayıdır.

Ünlü tarihçi Cemal Kutay'a göre ise Karşı Devrim, Atatürk’ün öldüğü gün başlamıştır. “10 Kasım 1938 günü saat 9.05’de Türkiye’de Atatürkçülük Devri bitirilmiştir. İnönü Atatürk ilke ve inkılaplarının asla takipçisi ve sahibi olmamıştır” (Kutay, 2000).

1938 yılında Atatürk'ün ölümünün ardından İnönü tarafından kurulan kabinede yer alan ve önceki kabineden çıkarılan bakanların kimlik ve şahsiyetleri karşı devrim ile ilgili ilk ipuçlarını verir. Cumhurbaşkanı İnönü'nün kurduğu yeni kabinede Atatürk döneminin ünlü kurmaylarından 6'sı saf dışı edilmiştir. Milli Şef İnönü, kabinenin ardından Meclis'i de aynı şekilde yeniden yapılandırır.

Yabancı Araştırmacı Feroz Ahmad, Yeni dönemin fotoğrafını şu cümlelerle gözler önüne serer: İnönü, Atatürk'e yakın olan ve kendisini eşitler arasında birinci olarak gören pek çok kişiyi uzaklaştırarak parti içindeki konumunu güçlendirdi. Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras büyükelçi olarak Londra'ya atandı.

Bayar, aralarında Savunma Bakanı general Kâzım Özalp'ın da bulunduğu bazı kabine üyeleriyle birlikte, başbakanlık görevinden alındı. Önemli milletvekillerinden bir çoğunun 1939 seçimlerinde yeniden seçilmelerine parti yönetimi izin vermedi. Aynı zamanda İnönü, Atatürk'ün eleştirmenleri ve rakipleri olmuş, 1926 temizliklerinden beri siyasetin dışında tutulmuş kişilerin seçilmelerine izin vererek siyasal mutabakatı genişletti. Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi eski generallerin ve Hüseyin Cahit Yalçın gibi gazetecilerin itibarları iade edildi ve bunlar 1939 parlamentosuna CHP delegeleri olarak seçildiler (Ahmad,1999:89).

Bir başka Yabancı araştırmacı Rustow bu süreci şöyle açıklar: “Atatürk'ün hasımlarından bazılarının milletvekili olmasına müsaade edildiği gibi, bazı sürgünler yurda döndü. Cumhuriyet rejimine muhalif olan diğer bazı şahısların bir kısım hakları iade olundu” (Karpat,1996:80).

Atatürk’le geçmiş dönemde ters düşmüş Kazım Karabekir ve Recep Peker'in 1938 araseçimlerinde mebus seçilmesinin ardından yeniden önemli görevlere getirilmesi Rustow'un bahsettiği anlamlı örneklerdendir. Nitekim “Kazım Karabekir 322 oyla meclis başkanı seçildi. Bunun üzerine 21 yıldır Ulus gazetesinde başyazarlık yapan Atatürk'ün kadim dostu Falih Rıfkı Atay Ulus'tan ayrıldı. (Ahmad,1976:3).

Prof. Dr. Kemal Karpat, Atay'ın Ulus Gazetesi'nden ayrılmasını şu ilginç tespitle açıklar: Çünkü CHP içinde dönen entrikalar işine devam edebilmesini zorlaştırmıştı (Karpat,1996:172).

İnönü'nün iade-i itibar ettiklerinden biri de 'son otokrat' diye de tanınan Recep Peker'di. Rusya'da Stalin'in yaptığı gibi partinin kontrolünü eline geçirmek istediği için 1938 yılında CHP Genel Sekreterliği'nden azledilen Peker, (Karpat,1996:79). önce parti yönetiminde, ardından Milli Şef Kabinesi'nde Başbakan olarak görevlendirilerek şereflendirilmiş oldu. İade-i itibar yapılan bir başka muhalifse Ali Fuat Cebesoy'du. “Cebesoy, Karabekir'in ardından Meclis Başkanı seçildi” (Ahmad,1976:4).

Dönemin önemli tanıklarından biri olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu da Milli Şef'in yürüttüğü bu operasyona şu cümlelerle şahitlik eder: İsmet Paşa, O'nun yakınında bulunanlardan, O'nun koruduğu, hoşlandığı kimselerden ortada hangi birini bırakmıştı? İsmet Paşa, yalnız Atatürk'ün çevresindekileri darmadağın etmekle kalmamış, bunlardan boşalan yerleri birtakım yeni kimselerle ve bir vakitler kendi yüzünden Atatürk'e dargın olanlarla doldurmuştu (Karaosmanoğlu,1993:160)

İnönü döneminin ünlü başbakanlarından Refik Saydam, göreve gelir gelmez geçmişi değerlendirme anlamında ünlü, 'A'dan Z'ye Her şey Bozuk' (Karaosmanoğlu,1993:359). sözlerini sarf etse de Bernard Lewis İnönü dönemini diktatörlükle suçlar: Atatürk'ün ölümünden sonra küçük çapta kişilerin elinde olan hükümet tarzı kelimenin genel olarak anlaşıldığı şekliyle diktatörlüğe daha yakın bir niteliğe düştü. Atatürk'ün hakim kişiliğinin ortadan kalkması rejimi baskıya götürdü (Lewis,2000:303).

İnönü'nün yaptığı ilk uygulamalar olan para ve devlet dairelerinden Atatürk'ün resminin kaldırılması, Çankaya gibi konutlarda Atatürk'ün hatırasına saygı gösterilmemesi, onu yakından sevenleri derin üzüntülere sevk ediyordu. Yakın dönem araştırmacılarından Orhan Karaveli o değişim günlerini şöyle anlatıyor: Atatürk öldü. Yaşasın İnönü! Çok geçmeden İnönü rüzgarı esmeye başlıyor her yanda. Atatürk’ün güzelim görüntülerinin paralarla pullardan yavaş yavaş kaybolması içlerimizi hüzünle dolduruyor. Hele ajans haberleri ile gazetelerde bıkıp usanılmadan her gün yinelenen Değişmez genel başkan, Milli Şef tekerlemesi ruhlarımızda tarif edemediğimiz bir rahatsızlık yaratıyordu (Karaveli,1999:171).

(Devam edecek)

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hüseyin Yağmur
09-01-21
E mail: milatgazetesi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
LAİKLERİN BİR KARA PROGANDASI OLARAK 'KARŞI DEVRİM' (1)
Online Kişi: 24
Bu Gün: 147 || Bu Ay: 5.619 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.231 || Toplam Tıklanma: 44.707.380