
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 658 |
(…..) Tek Parti Döneminin ünlü matbuat müdürü Vedat Nedim Tör de Anılarında bu süreçten hüzünle sözederken İnönü'yü oy avcılığı yapmakla suçlar: PaÅŸamızın Atatürkün ölümünden sonra ortaya çıkan bazı vefasızlıkları Onun siyasal kiÅŸiliÄŸine gölge düÅŸürmüÅŸtür.Paralardan pullardan Atatürkün resimlerini çıkartmak,Atatürkün ebedi ÅŸef sıfatına karşılık kendine Milli Åžef dedirtmek,Atatürkün en yakın iÅŸ arkadaÅŸlarını iÅŸlerinden uzaklaÅŸtırmak,Kemalist Devrimleri oy avcılığı için açık eksiltmeye koyacak yolu açmak,köy enstitülerini kapatmak gibi davranışları da ne yazıkki Tarih Babanın insafsız belleÄŸine kazılmıştır (Tör,1999:132).
Dr. Hakkı Uyar bu dönüÅŸüm sürecini İnönü'nün kendi izahına da yer vererek ÅŸöyle açıklar: İnönü'nün cumhurbaÅŸkanı olmasında sonra, olaÄŸanüstü toplanan CHP Kurultayı'nda Atatürk'ün 'Partinin banisi ve ebedi baÅŸkanı' ilan edilmesi (madde 2) ile birlikte, Atatürk'ün 'Ebedi Åžef' ve İnönü'nün de 'Milli Åžef' ilan edilmesi süreci baÅŸlamış ve aynı zamanda bu iki terimin kullanılması resmi bir nitelik kazanmıştır. Söz konusu Kurultay'da İnönü'nün 'Partinin DeÄŸiÅŸmez Genel BaÅŸkanı' ilan edilmiÅŸ olması (madde 3), Milli Åžef'lik ile birlikte düÅŸünüldüÄŸünde, yeni bir dönemin baÅŸladığını açık bir ÅŸekilde göstermektedir. Milli Åžeflik yılları, İnönü'nün yüceltilme yılları olmuÅŸtur. Özellikle, I. Ve II. İnönü savaÅŸları ile Lozan AnlaÅŸması'nın yıldönümlerinde, basına baktığımızda İnönü'ye övgüler düzüldüÄŸü görülmektedir.
Milli Åžef'lik döneminin bir baÅŸka ayırıcı özelliÄŸi de, İnönü'nün resminin yeni basılan paralara konması ve ayrıca İnönü resminin tüm devlet dairelerine konulmasıdır. BelirleyebildiÄŸimiz kadarıyla, 1940-1948 yılları arasında basılan kağıt paralarda İnönü'nün resmi yer almaktadır. İnönü paralara kendi resminin konulmasını ÅŸöyle açıklıyor: “Atatürk ölmüÅŸtü. Lider gitmiÅŸti. Ona yakın olan biriyim ve Atatürk'ü göÄŸsünde taşıyan bir İsmet İnönü olarak da, liderliÄŸi ilan etmek zorundayım. Atatürk'ü bu kadar kudsiyetle andığım halde gölgesinde lider olmam. Paraların üzerinde Atatürk var ama Atatürk yok. Anlatmak istedim ki Atatürk öldü. Ama yeri boÅŸ kalmadı”. Yine aynı dönemde, devlet dairelerine ve hatta köy odalarına ve köy okullarına kadar İnönü'nün resmi asılmıştır (Uyar,1999:81).
Ancak bürokrasideki deÄŸiÅŸim hızı baÅŸdöndürecek boyuttadır:Milli Banka ve Cemiyetlere gönderilmiÅŸ olan bir genelgede, İnönü'nün resimlerinin asılması istenmektedir: “Büyük Milli Åžef Reisicumhur İsmet İnönü'nün resimleri bir ressama yaptırılarak teksir edilecek ve bütün devlet daireleri ile müessesata aynı resim asılacaktır. Bu karara göre ÅŸimdiden fazla masrafa girerek resim yaptırılmamasını arzeder, saygılar sunarım”.
İnönü'nün resimlerinin asılmasına iliÅŸkin olarak, 7 Kasım 1939 tarihinde, Anadolu Ajansı'nın bir haberinde ÅŸu bilgi verilmektedir: “C. H. Partisi'nin teÅŸebbüsüyle evvelce iki kıymetli ressamımıza yaptırılan Milli Åžef İnönü'nün resimleri köy odalarına ve köy mekteplerine varıncaya kadar bütün devair ve müessesata yetecek miktarda basılmak üzere bir müesseseye sipariÅŸ verilmiÅŸti. Bu müessesece, hazırlanan nümuneler beÄŸenilerek derhal teksire baÅŸlanması tebliÄŸ edilmiÅŸti. Birinci kanun sonundan itibaren peyderpey tesellüme baÅŸlanacak olan bu resimlerin her yerde muntazam ve mazbut bir ÅŸekilde asılmasını temin için çerçeveli olarak tevzii partice düÅŸünülmüÅŸ ve icabeden tedbirler alınmıştır” (Uyar,1999:83).
Neredeyse dönemin bütün tanıklarını eserlerinde karşı devrim süreci benzer ifadelerle yer alır. Mihri Belli de iÅŸte bu tanıklardan biri:O yıllarda “Milli Åžef” İnönü'nün çevresinin Atatürk aleyhinde sinsi bir propaganda sürdürdüÄŸü de bir gerçektir.
“Kral Öldü. YaÅŸasın Kral,” anlayışıyla Atatürk resimli posta pulları ortadan kaldırıldı. Pullar artık İnönü resimliydi. Güdümlü basında artık Atatürk'ten söz edilmez olmuÅŸtu. Bütün övgüler “Milli Åžefe” idi. Büyük hanımefendinin davetlisi olarak CumhurbaÅŸkanlığı KöÅŸkü'ne sık sık giden bir hoca efendi (Uyar,1989:212).
YaÅŸanan bu süreç Atatürk'ün anısına Milli Åžef'in saygısı konusunda dahi derin tereddütler uyandırıyordu. Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu Yeni dönemin bu yüzüne ÅŸu ifadelerle parmak basar: Milli Åžef devrindeki diÄŸer bazı olaylardan bahsedeceÄŸim. Bunların en başında posta pullarından, kağıt paralardan Atatürk resminin çıkartılıp yerlerine İnönü resimlerinin konması geliyordu ve bu olay İsmet PaÅŸa aleyhindeki polemiklere geniÅŸ bir yol açıyordu. Lakin, halk vicdanında derin tepkiler uyandıran baÅŸka bir mesele daha vardı ki, o da Atatürk'ün yıllar ve yıllarca Etnografya Müzesi'nde eÅŸyaları arasında bırakılışı ve ÅŸanına layık bir Anıtkabir inÅŸası iÅŸinin, her baÅŸtan savma iÅŸler gibi bir komisyona havale edilip uyutulmasıydı.
Bu komisyonda bulunan Falih Rıfkı Atay -kendisinin bana anlattığına göre- Atatürk'ün Çankaya'da gömülmek istediÄŸini ve bu dileÄŸini adeta bir vasiyet ÅŸeklinde tekrar ettiÄŸini hatırlatır. Buna karşın CumhurbaÅŸkanlığı Genel Sekreteri Kemal Gedeleç de “İnönü'ye, demek ki, bir türbedarlık vazifesi verilecek!” diye söylenir dururmuÅŸ. Nihayet, dönüp dolaşılmış, cumhurbaÅŸkanlığı genel sekreterinin ısrarlı teklifi üzerine bugünkü Anıtkabirin yeri kabul edilmiÅŸ ve ortada dolaÅŸan söylentilere bakılacak olursa, Kemal Gedeleç bu teklifi yaparken bir taÅŸla iki kuÅŸ vurmuÅŸ, yani bir yandan İsmet PaÅŸa'yı türbedar olmaktan kurtarmış, öbür yandan ÅŸimdi Anıtkabir'in bulunduÄŸu semtteki arsalarını deÄŸerlendirmek imkanını saÄŸlamış imiÅŸ.
(...) Memlekete dönüÅŸümde, acı bir hayrete düÅŸerek, bizzat müÅŸahede ettiÄŸim bir hadiseyi, Atatürk'ün hatırasına karşı gösterilen ilgisizliÄŸi pek göze batan bir belge olarak, burada açıklamakla yetinirim:
Atatürk'ün ölümünün birinci yıldönümü idi. Türk Ocağı binasının tiyatro salonunda Halkevi gençleri bir anma töreni tertiplemiÅŸlerdi. Salonu dolduran kalabalık içinde, dikkat etmiÅŸtim ki, ne hükümet, ne de Halk Partisi erkanından orada hazır bulunanların sayısı göze çarpacak kadar azdı. CumhurbaÅŸkanı locası ise bomboÅŸtu. Milletvekillerine ayrılmış öbür localarda ise rahmetli Recep Peker'le Mahmut Esat Bozkurt gibi beÅŸ on devrimci siyaset adamından baÅŸkası görülmüyordu. İşte bu törenin sonunda, yanıbaşımızdaki binanın daracık avlusunda yapayalnız yatan Atatürk'ü -sanırım alınmış bazı tedbirler, ya da yerin darlığı yüzünden- ancak onbeÅŸ yirmi kiÅŸilik bir grup halinde ziyaret edebilmiÅŸtik (KaraosmanoÄŸlu,1993:171-173)
Çetin Altanda bu dönüÅŸüm sürecine medya merkezli olarak parmak basar:“Tek Parti dönemi medyası, Atatürk ölüp de, yerine ismet PaÅŸa CumhurbaÅŸkanı olunca; hemen İnönü'ye Milli Åžef payesini yakıştırmıştı. Eski Atatürk övgüleri de, Ebedi Åžef etiketiyle kaldırıldı arÅŸive.” (Altan,2002).
Manisa Mebusu Kazım Duru'nun 5. Kurultay'da sarfettiÄŸi 'Kemalizm bir ideal deÄŸildir' sözü (Karpat,1996:359). ise bu süreci tanımlayan anlamlı bir yaklaşımdır.
Karşı devrim süreci 1946 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte ivme kazanır. O güne kadar halkın denetim ve tercihi konusunda hiçbir endiÅŸe yaÅŸamayan; halkı Hasolar, Memolar olarak küçümseyen CHP'li kurmaylar, İnönü baÅŸta olmak üzere halka çirkin gözükecek komplimanlar yapma tavrı içine girerler.
(Devam edecek)
Yazar: Hüseyin Yağmur |
12-01-21 |
||
| E mail: milatgazetesi.com | Tweet | ||