
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 608 |
Geçenlerde kıymetli Mustafa Kutlu AÄŸabey ile teknoloji meselesi üzerine bir miktar sohbet ettik. Tabiî ki sohbetin mahremiyeti olduÄŸu için teferruata girecek deÄŸilim. Ama zekî okurlar, sohbetin seyrinin nasıl olduÄŸuna dâir hakikâte yakın tahminlerde bulunabilirler. Bu sohbet, bana teknolojiye dâir düÅŸünme fırsatı verdi. Bu yazıda biraz bu hususlara deÄŸinmeyi arzu ediyorum.
ModernliÄŸin bir kaç temel boyutu olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Bunlardan baÅŸat olanının “ekonomi” olduÄŸunu çeÅŸitli vesilelerle dile getirmiÅŸtim. En az bu kadar mühim olanın ise “mühendislik” boyut olduÄŸu kanaâtindeyim. Bu ikisi modernliÄŸin “alt-yapısını” meydana getiriyor. Nihâyet “kültür” boyutu da bu ikisine eklemleniyor. Bu da kabaca modernliÄŸin üst-yapısını var ediyor. Tanzimat’tan baÅŸlayarak modernliÄŸe dâir kavgalar daha çok “kültürel” boyutta yaÅŸandığını da herkes bilir. Yâni, modernleÅŸmenin altyapısı deÄŸildir tartışılan. Tartışmalar ağırlıklı olarak üst katlarda, belki de çatıda tartışılır. ModernleÅŸmenin “ekonomi” ve “mühendislik” boyutları ise ÅŸaşırtıcı bir ÅŸekilde tartışma dışıdır. Çok farklı ideolojiler ve akımlar, “ekonomik kalkınma” ve “mühendislik ilerleme” hususlarında ilkesel bir eleÅŸtiride bulunmazlar. Amaç bilim ve teknikte 1. Lige terfi olmak, ekonomik olarak da refaha ulaÅŸmaktır.
Bir zamanlar modern Rus ve İran düÅŸünce kaynaklarını elden geçirmiÅŸ ve tablo karşısında hayli ÅŸaşırmıştım. Bu komÅŸu iki çevrede bizdeki gibi, modernliÄŸin kültürel meseleleri elbette derin derin tartışılıyordu. Ama en az bunun kadar ve bizde karşılığı olmayan ekonomi ve teknoloji tartışmaları da yapılıyor ve hayli radikâl teklifler ileri sürülüyordu. Tolstoy ve Aksakov gibi radikaller basbayağı “Bırakalım her ÅŸeyi ve topraÄŸa geri dönelim” diyorlardı. Elbette bu fikirlerin hayatta bir karşılığı olmadı. Rusya, Çarlık devrinden Sovyetlere ağır bir sanâyileÅŸme süreci yaÅŸadı. Bilim ve teknikte hatırı sayılır bir geliÅŸme yaÅŸadı. İran’da ise, her ne kadar bu seviyede bir baÅŸarı saÄŸlanmasa da ÅŸahlık devrinde, petrokimyâ alanı baÅŸta olmak üzere hatırı sayılır yatırımlar yapıldı. İran Devrimi ise, derin bir kültür kavgasından temellendi. Lâkin Ali Åžeriâtî gibilerin temsil ettiÄŸi, modernliÄŸin mühendislik taraflarına mesâfeli yol kapatıldı. Son nükleer programda görüldüÄŸü gibi iktidardaki mollalar İran’ın teknolojik bir güç olması için ellerinden geleni yapıyorlar. İran teknolojiye kapalı bir memleket deÄŸil. EÄŸer bir eksiklik varsa, o da herhâlde ambargo sebebiyledir.
Türk düÅŸünce târihinde sanayileÅŸmeyi, teknolojiyi en radikâl bir ÅŸekilde dışlayan tek bir düÅŸünür çıktı: Nurettin Topçu. Topçu, daha 1930’lardan baÅŸlayarak İslâmı bihakkın yaÅŸayabilmek için sanayileÅŸmeden vazgeçilmesi ve topraÄŸa dönülmesi gerektiÄŸini apaçık ve ısrarlı bir ÅŸekilde savundu. Romantik sosyalistlere yakın durdu. O sebeple, Barajlar Kralı Süleyman Demirel’den, motor âşığı Erbakan’a, oradan da Elektrifikasyon Kralı Turgut Özal’a kadar, İTÜ mühendisliÄŸinden beslenen liderlere sâhip olan anaakım saÄŸ düÅŸünce Topçu ve çevresini dışladı. Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü kitabında, idealindeki Türkiye’yi “câmi minâreleriyle fabrika bacalarının yan yana yükseldiÄŸi” bir Türkiye olarak resmediyordu. Topçu’yu ise her fırsatta küçümsüyordu. Seneler sonra ÅŸâir İsmet Özel aynı meselelere el attı. Onun da akıbeti Topçu’dan farklı olmadı. “Kafayı kırmış bir ÅŸâir” olarak muamele gördü. Dergâh çevresinde izole edilen Topçu ile İstiklâl Marşı DerneÄŸi’nde izole edilen İsmet Özel’in hâlleri ikizdir. 1980-1990 arasında yeni yetiÅŸen İslâmi gençlik biraralar Ali Åžeriati ve Heidegger okumaları yaptılarsa da, bu yüzeysel, entelektüel bir heves olarak kaldı; geldi, geçti.
Solda ise mühendislik ve ekonomik modernleÅŸmenin baskısı, özellikle entelektüel orta sınıflar üzerinden natüralist bir “marjinâl kaçış” sendromu ile geçiÅŸtirildi. Türk Hümanizma Akımı içinde yer alan Halikarnas Balıkçısı bu kaçışın proto tipidir. Onun saf Bodrum’unun başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Sol kaçış, hep bir bâkire kovalayan sürek avı olarak “Bodrum marjinalizminin” peÅŸinde oldu. Bodrum bitti, Ayvalık; orası bitti; Alaçatı, Seferîhisar, KaÅŸ, Kalkan… Åžu aralar minimalizm bu kaçışın ana üssü olarak çalışıyor.
Tabiî ki bütün bu süreçlerin târihsel bir saÄŸlaması olacaktı. BaÅŸlangıçta iÅŸler iyi gidiyor, ekonominin iÅŸletmeciliÄŸe evrilerek mühendislikle, mühendisliÄŸin ise ekonomi ile örtüÅŸmesi süreçlere ivme kazandırıyordu. Ama ilk fire ekonominin, üretim ekonomisinden çıkıp tüketim ekonomisi hâline gelmesinde yaÅŸandı. Hesaplar üretim toplumu olmaya doÄŸru yapılmıştı. Bunun neticeleri, bir görgüsüzlük, eÄŸretilik, savrulmalar üzerinden “ağır bir çuvallama” olarak geldi. Bu neticelerle henüz yüzleÅŸilmedi. Åžimdi yeni bir evreyi idrâk ediyoruz: ÖrtüÅŸmeler devri, kapanmalarla sona eriyor. Åžimdi teknoloji, baÅŸta klâsik mühendisliÄŸin yerini alan dijital mühendislik olmak üzere çeÅŸitli dallar üzerinden herÅŸeyi, bu arada ekonomiyi de ekonomiyi belirliyor. Artık, meselâ 3D teknoloji üzerinden geliÅŸen bir teknoekonomi, klâsik ekonomipolitiÄŸin yerini alıyor. Bu sürecin nereye evrileceÄŸi belirsiz. Teknopolitik iZse halâ çok meçhûl. Ezberlerimizi tekrâr ediyoruz. Teknolojinin nötr olduÄŸunu, bizim irâdemize tâbi olduÄŸunu söylüyoruz. Hâlbuki algoritmaların dünyâsı bunu söylemiyor. “Metnin de bir niyeti vardır “ diye yazıyordu Eco. "Teknolojinin de neden olmasın? “Rûhum, benden imkânsızı isteme, mümkün olanı tüket” diye yazmıştı Hölderlin. Guevera ise “Gerçekçi olun, imkânsızı isteyin” diye haykırmıştı.. Bakalım ne olacak?
Yazar: Süleyman Seyfi Öğün |
11-02-21 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||