İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 189
Yazar: Ergün Yıldırım
ÜNİVERSİTE REFORMU ŞART

ÜNİVERSİTE REFORMU ŞARTÜniversitelerde reform şart! Çünkü üniversitelerimiz çoğaldı, büyüdü, kalabalık hale geldiler. Verimlilik düzeyleri düşük, bilimsel ve kültürel eğitim konusunda ciddi sorunları var. Ak Parti, iktidara geldiği ilk günden itibaren üniversite reformu konusunda önemli tartışmalara girişti. Sonra bu tartışmaları bir kenara bırakarak doğrudan uygulamalara yöneldi. Yeni üniversiteler açıldı. Çok şık kampüsler inşa edildi. Hala inşa edilmeye devam ediliyor. Teknoparklar açıldı. Hala açılmaya devam ediyor. Hocaların araştırma projeleri desteklendi. Birkaç yıl öncesine kadar her hocanın yurt içi ve yurtdışı araştırma, konferans ve sempozyuma katılımı için önemli destekler ve teşvikler sunuldu.

Üniversite sorunlarımız çok yönlü. Kendi yapısından kaynaklanan boyutları var. Akademisyenler yoğun bir klikleşme içinde bulunuyorlar. Çeşitli sosyolojik ve ideolojik bağlamlarda bu klikleşmeyi sürdürüyorlar. Taşra üniversitelerinde bu daha da yoğun yaşanıyor. Yerel bağlar, nepotizm, kayırmacılık ve gruplaşma öteden beri devam ediyor. Akademisyenin evrensel akademik bilinç düzeyi düşük. Bilimle kurduğu ilişkiler evrensel normlar ve etik normlar çerçevesinde yürümüyor pek. Devlet ve toplumun genel patronaj ilişkilerinin bir parçası olarak sürüyor.

Üniversitenin bilimsel makale üretimi olağanüstü arttı. Her üniversite kendisi akademik dergiler yayınlayarak kendi hocalarının makalelerini de burada değerlendiriyor. Bu durumda da ciddi haksızlıklar yaşanıyor. Her üniversite akademik üretimde öne çıkmak için bunların yeterli olup olmadığına bakmayarak önünü açıyor. Bu dergilerin çoğu nitelik açsından düşük. Patronaj ilişkilerinin yansıması, aynı üniversitede çalışanlar kendi üniversitelerinin dergilerinde yayınlarını destekliyorlar. Yayın enflasyonu var. Aynı şeyler tekrarlanıp duruluyor.

İntihal oranında büyük bir patlama yaşanıyor. Bunu engelleyecek mekanizmalar yeterince işlenmiyor. Bu daha lisans döneminde eğitimin bir parçası olarak devam etmeli. Öğrencilerimize kendi düşüncelerini ve yorumlarını katarak bilgi sunularında bulunma alışkanlığını kazandırmalıyız. Araştırma ödevlerinde bile intihal ile karşılaştığımızda gerekli cezayı hocalar olarak vermeliyiz. Ancak çok kalabalık öğrenci kitlesini bu açıdan denetlemek çoğu kez zor. Böylece intihal yapmaya alışan ve yanında kar kalan kişi akademik hayatında da bunu sürdürüyor. Bir akademik zihin konforuna mahkumiyeti getiriyor bu da.

Üniversite ne kampüs ne de binadır. SOAS ya da Cambridge Üniversiteleri hala eski binalarla, lüks ve şatafattan uzak bir biçimde birinci kalite eğitim veriyorlar. Bizde lüks kampüsler ve binalar yapma yarışı var. 1984 yılında girdiğim bir üniversitede hala inşaatlar yapılmaya devam ediliyor. Türkiye’nin ekonomik düzeyini düşündüğümüzde bunlar ciddi anlamda israfa yol açıyor. Üniversite ne binadır ne de inşaat. Üniversite eğitimdir, araştırmadır, kültürdür. Güzel üniversite de güzel binalar manasına gelmez!

Üniversitelerimizin artan kütüphaneleri, derslikleri, amfileri ve laboratuvarları var. Ama aynı zamanda her fakültenin bitişiğinde konforla dolan kafe ve restoranlar ile karşılaşıyoruz. Öğrenciler buradaki konfora çok daha fazla zaman ayırıyor. Kütüphaneler ve yapılan kültürel faaliyetlere katılma oranı düşük. Paris’te, Sorbon Üniversitesi’nin kantinleri ve restoranlarının bu kadar konforlu olmadığını görünce şaşırmıştım.

Türkiye’de üniversite okumak bir prestij meselesi. Aileler, çocuklularına bir saygınlık kazandırdıklarını düşünüyorlar. Bu bir illüzyon. Çünkü üniversiteleri bitirdiklerinde ciddi anlamda “üniversiteli işsiz” kimliği haline geliyorlar. Bundan dolayı üniversiteler ihtiyaca, talebe ve dünya istihdam rekabetinde yer alacak biçimde düzenlenmeli. Bol bol üniversite mezunları yetiştirmek bambaşka ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Üniversitelerin yönetimi önemlidir. Bilimsel özerklik, akademik özerklik, katılım ve dahil olmaya yer veren bir yönetim tarzı oluşmalıdır. Mesela 2014 yılında bize gelen bir metin vardı. Buna göre akademisyenler kendi alanları dışında kamuoyuna açıklamalarda bulunmayacaklarını ve toplantılara katılmayacaklarını söylüyordu. Buna göre ben sosyoloğum ve Akif’in şiirleri ve edebiyatı üzerine televizyonlarda ve STK faaliyetlerinde konuşamam. Çünkü benim alanım olmayan edebiyat konuları bunlar. Akademisyenlerle ilgili telif yasası, 1983 yılında konulan yasalarla devam ediyor. Atatürk İlke ve İnkılaplarını eleştirmek yasaktır. Peki, bir iktisatçı devletçilik ilkesine ters olan serbest piyasa ekonomisini savunursa ve derste anlatırsa ne olur?

Rektörlük sistemi kökten ıslah edilmeli. Demokrasi bir tiyatro değil elbette. Ama akademisyenlerle ilgili kararlar alırken onlara danışan bir yönetim tarzının olması adalet gereğidir. Onlara saygı duymak ve onları önemsemek manasına gelir bu.

Yazınn kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ergün Yıldırım
18-02-21
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ÜNİVERSİTE REFORMU ŞART
Online Kişi: 19
Bu Gün: 161 || Bu Ay: 3.263 || Toplam Ziyaretçi: 1.763.324 || Toplam Tıklanma: 44.211.198