
| Kategori : / EDEBÝYAT | Okunma Says: 879 |
Bir Türk Roman var mdr? sorusu etrafnda bugüne kadar hatr saylr miktarda görü serdedildi. 1870’lerde balayan roman maceramzn üzerinden bir buçuk asr geçmesine ramen tartmann seyrinin yirmi birinci yüzylda giderek zayflad görülüyor.
Kanaatimce tam tersi olmas gerekirdi. Elbette bugün bir Türk Roman vardr diyebiliyoruz. Sanat metinlerinin genel karakteristii olan ‘öznellik’ sebebiyle tek tek romanlar üzerinde anlama salanamyor olsa da bugün için en azndan romanda teknik meselesinin halledildiini söylemek mümkün. Teknik, romann ekil/form/biçimiyle ilgili bir konu; baka bir ifadeyle romann zahiri yönünün belirlendii alandr. Romann içine girdikçe, bütün teknik endieler bir parça soluklar, çünkü asl muamma daima insan’dr. Romann malzemesi lisansa –ki öyledir– temelini, hatta yapnn kendisini insan oluturur.
Halid Ziya’ya gelinceye kadar geçen süre, Türk romannn teknik araylarnn balangç devresini tekil ediyor. Namk Kemal ve Ahmet Mithat Efendi’nin romann ilk ‘kalfa’lar olduklarn söylemek yanl olmaz sanyorum. Kalfa’lk itham bir küçümseme içermiyor; aksine kendi nesilleri içinde ‘çrak’ seviyesinde kalm olanlardan onlar ayr tutmak bakmndan bir methiye olarak da okunabilir. Bu ilk kalfalarn araylar ilk ustann, Halid Ziya’nn iini epey kolaylatrmt. Eski destanlarmz ve mesnevilerin romann öncü türleri olduu iddia edilir. Destanlar insandan çok milleti, mesnevilerse hikmeti öne almalar sebebiyle romandan çok baka bir yerde konulanrlar bence. Hâlbuki roman demek insan demektir. Bütün hissiyatyla insan! Esasnda Halid Ziya da bu bütün halindeki insan tam olarak yakalama frsat bulamad, bulamazd da. Tanpnar’a kadar roman kahramanlarmzn bir yan daima eksik kald. Fakat Halid Ziya ve sonra gelenler; Reat Nuri, Halide Edip, Refik Hâlid, Peyami Safa… hiç deilse vak’ay kusursuz biçimde kurmay bildiler. Bu demektir ki Türk romannn çraklk ve kalfalk devri sanld kadar uzun sürmemitir.
Edebiyat dünyamzn –amamz gereken– ciddi bir sorunu var: hemen her edebiyat nev’i için uyguladmz Bat’yla karlatrma sorunu. Sorun olan karlatrmann kendisi deil, snrlar. Mesela roman bahsi açldnda, Türk romannn Bat’da neredilen romanlarla kyaslanmadan anlalamayaca hususunda bir ön kabul olumu gibidir. Hâlbuki bu da dier tüm kstaslar gibi bir kstastr, fazlas deil. Biz romanda ustalatmz kabul ettiimiz anda Bat’da yaymlanan ilk romann üstünden handiyse üç asr geçmiti. Aradaki bu zaman farknn sürekli bizim aleyhimize iledii düüncesi beni rahatsz ediyor. Bu belki de daha geni bir adeseden edebiyata bakmzla alâkal. Edebiyatn bir ‘milli sanat’ oluu gözden kaçrlmamal. Oysa pek çok kii edebiyatn evrensel olduuna inanr. ( ‘evrensel’ kelimesini karlayan ‘cihanümul’, âlemümul gibi kelimelerimiz var, fakat biz ne hikmetse Franszca ‘universel’in bir benzerini yapmz; bu da lisan konusunda ne kadar evrensel olduumuzun bir iareti olsa gerek!) Neyse, dünya çapnda bir edebiyat eseriyle karlanca o eserin evrensel olduu iddia edilir hemen. Aslnda her büyük eser kendi insann, kendi milletini yakalad ölçüde büyüktür. Onu cihanümul yapan taraf millî olmasndan baka bir ey deildir. Hugo yahut Balzac Fransz, Dostoyevski ya da Tolstoy Rus insannn yaamndan ve kendi milletlerinin hayatndan baka ne anlatmtr? Demektir ki Türk romancs da cihanümul olmak istiyorsa evvela Türk insann ve Türk milletini anlatmak durumunda; hayr, zorundadr.
ddiam doruladn düündüüm birkaç misal vermek gerekirse; Türk romannn ustalk devrinde Kemal Tahir, Tark Bura gibi romanclarmzn, ideolojik konumlar bahis mevzuu edilmeksizin, millî hayat yakalam olduklar için büyük romanc diye anldklarn bilmemiz lazm. Yaar Kemal, Fakir Baykurt gibi romanclarmzn köylü yaayn öne alan romanlarnda fikir/ideoloji darda braklrsa hayatn ve insann derinlemesine ilenmedii hemen fark edilir. Ne Türk köylüsü Rus mujik’idir, ne de Türk yaay ve kültürü bir halk kültürüdür. ‘Halk’ kelimesine yüklenen anlamlarn neye karlk geldii hususunda Türk milletinin ve Türk aydnnn müterek bir cevab olumamtr. Hâlbuki millet kavramnn en az bin yllk uzlalm bir mazisi mevcut. Küçük Aa ve Bozkrdaki Çekirdek Türk köylüsünün, milletin tabiî bir parças olarak gösterilmesiyle dierlerinden ayrlyorlar kanaatimce.
Romanda asl mevzu daima insan’dr, demitim. Romanclar insan anlatma meselesinde kendi ahsi duyular nispetinde ibirlii yapmak durumundalar. öyle ki; tek bir romanda insan bütün zaaflar, günahlar, erdemi, sevinci ve dürüstlüüyle vermek kabil olmayabilir. te bir milletin edebiyat, farkl devirlerde, durmadan deien insann türlü taraflarn yakalamak suretiyle oluur. Yani, nesiller aras bir ibirliiyle. Az evvel Halid Ziya’nn bu bütün halindeki insan yakalayamadn söylemitim. Medeniyet deimesinin kavanda duran insann yarm olmas kaçnlmaz. Onun eksik braktn Tanpnar’n tamamlam olmas bahsettiim nesiller aras ibirliinin en güzel timsali. Huzur (1949) ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961), o zamana kadar gelen Türk romanndaki insan perspektifinin bir hülasasn verir bize: Bir tarafyla gelien, ayak uyduran ve yeni bir hayatn acemisi olarak tutunmaya çalan; dier taraftan daima geride braktklarn özleyen, hasret çeken ve hatrlayan insan…
Günümüzde Türk romannn yakalamas gereken insann mahiyeti büsbütün deimi durumda. Bir taraftan yarm kalml devam ederken, öte yandan tarihin belki de teknik seviyede en yüksek irtifay hedefleyen insan var karmzda. Bu yeni insann ahlâk ve millî karakter bakmndan ne hâlde bulunduu romann esas mevzusu olacak. Bugünün Türk romancs, tpk öncekiler gibi bu kördüümü çözmek için sarf ettikleri çaba ölçüsünde büyük romana yaklam olacaklar.
Yazar: Mustafa Atikebaþ |
11-05-21 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||