İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 94
Yazar: Mustafa Özçelik
HAZ VE HIZ

Modern insanın karşı karşıya kaldığı sorunları aslında iki kelimeyle özetlemek mümkündür: “Haz” ve “hız”. Haz, bilindiği gibi nefsin buyruklarına uymak, doyumsuz arzularına tabi hareket içinde olmaktır. Hız ise durmadan hareket hâlinde olmak daha doğrusu sürekli meşguliyetlerle kuşanmaktır. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda hazzın ve hızın bütün tezahürlerine tanık oluruz.

Nerden mi başlayalım? Bize haz veren şeylerin hepsi itiraf edelim ki hep maddi şeylerdir. Mesela daha iyi bir ev, daha pahalı eşyalar, daha gelişmiş araçlar vs. Bunlara sahip olmak ise maddi imkân gerektirmektedir. Bu da ancak çok para kazanmakla mümkündür. Nitekim öyle de olmaktadır. Hatta sahip olunduğunda bize haz verecek şeyler o kadar pahalıdır ki onlara sahip olmak için mesela bir evde tek kişinin çalışması yetmemekte, bütün bireyler çalışmak zorunda kalmaktadır. İşte bu da hızı gerektirmektedir.

Şimdi de dervişlik geleneğindeki iki uygulamaya bakalım: Bunlardan birisi “halvet”, diğeri ise “inziva”dır. Bunların her ikisi de hem hazza hem de hıza karşı bir direnç kazanmanın adıdır. Zira halvette tefekkür ve tezekkür esastır. Bu yolla insan düşünme imkânı bulur. Çünkü düşünmek için durmak ve bakmak lazımdır. Bu bakma olayı kişinin kendi içine yolculuklar yapması demektir. Bu süreçte gerçekleşen tezekkürle ise gönlünü arındırır. Yine bu sürecin başka bir uygulaması olan riyazatla -yani az konuşma az uyuma, az yeme içme, buna karşın çokça ibadet etmeyle- kişinin hazza karşı direnci artar. İnzivanın verdiği imkân ise hayatın ve kalabalıkların tutsaklığından kurtarır insanı.

Bir derviş hep böyle mi yaşar? Elbette ki hayır. Bu deneyimle kazandığı dirençli kişiliğiyle hayata çıkar. Evlenir, çalışır, insanlarla görüşür, yani normal hayatın gerektirdiği bir durum içerisinde olur. Fakat onu farklı kılan bütün bunları yaparken taşıdığı niyet ve büründüğü hâldir. Böyleleri hayatın esir alamadığı kimselerdir.

Hız ve haz meselesinde bir önemli husus da nasıl huzurlu olunacağıdır. Hız ve haz peşinde koşan, sahip olduklarının hiçbiriyle mutlu olmaz, olamaz. Çünkü elde edilenlerin her zaman daha iyisi vardır ve birine sahip olunca çok geçmeden diğerini de almak gibi bir mecburiyet ortaya çıkar. Bu, hayatı maddi perspektiften algılama biçimidir.

Hız ve hazzın tutsaklığına düşmeyenler ise hayata daha anlamlı bakacaklarından huzurlu olmaları daha kolaydır. Çünkü onlar için her şey az ya da çok da olsa birer nimet olarak görülür, razı olunur ve şükredilir. Hatta paylaşım anlayışıyla huzur topluca yaşanır. Bu yüzden cemaat (topluluk) ruhu önemlidir. Böyle bir toplulukta acılar paylaşılarak azalırken sevinçler de paylaşılarak çoğalır.

Geçmiş ve bugün farklıdır, zamana uymak gerekir gibi bir gerekçe hiçbir zaman haklılık taşımaz. Her şey insanın azmine, sabrına bağlıdır. Zamanın bugünkü hâli de sonuçta insanın eseri ise insan, karar verdiği, niyetine girdiği zaman hayatını da ona göre inşa edebilir. Bütün mesele zihnî ve ruhi arınmadadır. Zira hayatımızı hız ve hazza göre ayarlayan politikalara, uygulamalara karşı direnç kazanmak başka donanımları gerektirir. İşte sufi telakki tam da bu noktada insana yepyeni ufuklar açar.

Öyleyse yapılacak olan, bellidir. Zihnî arınma, kalbî arınma… Bunu gerçekleştirebilenler elindeki bir lokmayla bile mutlu olmanın, ne kadar zengin olsa bile şımarmamanın, kibirlenmemenin sırrına erenlerdir. Unutmamak gerekir ki İbrahim Ethem’i mülk sultanı iken gönül sultanı yapan, maddi olanı terk meselesidir. Bu elbette bir lokma bir hırka anlayışı değildir. Kibrin, şükürsüzlüğün zengin yahut fakir olup olmamakla alakası yoktur. Maddi olana nasıl bakıyoruz, manevi olandan ne anlıyoruz? Temel soru bunlardır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Özçelik
11-06-21
E mail: insaniyet.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HAZ VE HIZ
Online Kişi: 24
Bu Gün: 107 || Bu Ay: 6.411 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.726 || Toplam Tıklanma: 44.760.307