HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 383
Yazar: Yasin Aktay
Sekülerleşme teorisinin krizi ve yeni arayışlar

SekülerleÅŸme teorisinin krizi ve yeni arayışlarModern dünyanın kendisini anlamlandırmak için baÅŸvurduÄŸu en güçlü anlatılardan biri sekülerleÅŸme anlatısıdır.

Uzun süre boyunca modernleÅŸmenin zorunlu olarak sekülerleÅŸmeyi doÄŸurduÄŸu, ekonomik kalkınmanın, ÅŸehirleÅŸmenin, eÄŸitim seviyesinin yükselmesinin ve bilimsel bilginin yaygınlaÅŸmasının dinin toplumsal hayattaki etkisini kaçınılmaz biçimde azaltacağı düÅŸünüldü. Bu düÅŸünce yalnızca bir akademik teori deÄŸil, aynı zamanda modern dünyanın kendi kendisi hakkındaki inancıydı, anlatısıydı.

SekülerleÅŸme teorisi modern dünya için bu anlamda bir açıklamadan çok bir beklentiyi, hatta bir müjdeci kehaneti ifade ediyordu.

Oysa son yarım yüzyılda yaÅŸanan geliÅŸmeler bu büyük anlatının temel varsayımlarını ciddi biçimde sarstı. Dinin modern dünyadan çekilmesi beklenirken dünyanın birçok yerinde din yeniden kamusal hayata döndü.

Üstelik bu dönüÅŸ yalnızca İslam dünyasında deÄŸil, ABD’de, Hindistan’da, Latin Amerika’da, İsrail’de ve hatta Avrupa’nın kendi içinde de farklı biçimlerde gerçekleÅŸti. Böylece sekülerleÅŸme teorisinin en temel varsayımı olan “modernleÅŸme arttıkça din azalır” önermesi giderek daha fazla sorgulanmaya baÅŸlandı.

Bugün artık sosyal bilimlerde yaÅŸanan en önemli geliÅŸmelerden biri, modernlik ile sekülerlik arasında kurulan zorunlu iliÅŸkinin çözülmüÅŸ olmasıdır. Bir zamanlar sekülerleÅŸme teorisinin en güçlü savunucularından olan bazı sosyal bilimciler modern dünyanın aslında sanıldığından çok daha karmaşık bir iliÅŸki ağı içerisinde geliÅŸtiÄŸini göstermiÅŸtir.

Bu eleÅŸtiriler aslında bir yandan da dünyada sekülerleÅŸme teorilerinin açıklayamadığı geliÅŸmelerin ufkunda bir açıklama ihtiyacından da doÄŸuyor. Bugün daha açık biçimde görebiliyoruz ki modern dünya dinin tasfiye edildiÄŸi bir dünya deÄŸil, farklı dinsel ve seküler varoluÅŸ biçimlerinin yan yana yaÅŸadığı post-seküler bir dünyadır.

Bizim de yıllardır savunduÄŸumuz gibi mesele din ile sekülerlik arasında nihai bir galibiyet mücadelesi deÄŸildir. Asıl mesele, modern hayatın bütün karmaşıklığı içinde insanın anlam arayışını, özgürlük talebini, ahlaki sorumluluÄŸunu ve toplumsal dayanışmasını hangi zeminde yeniden kurabileceÄŸidir. Bu yüzden sekülerleÅŸme meselesini yalnızca Batı’nın tarihsel tecrübesine ait bir sorun olarak deÄŸil, insanın kendisiyle, dünyayla ve aÅŸkınlıkla kurduÄŸu iliÅŸkinin sürekli yeniden üretilen bir boyutu olarak deÄŸerlendirmek gerektiÄŸini düÅŸünmeye devam ediyoruz.

Tabii sekülerleÅŸmeyi tarihselleÅŸtirdiÄŸimizde karşımıza çıkan en önemli boyutlarından birisi de onun bilhassa İslam dünyasındaki geliÅŸiminin idealleÅŸtirilen haliyle bile hiç de modernleÅŸmenin bir sonucu olmadığıdır. Daha önemlisi, İslam dünyasında sekülerleÅŸme ile sömürgeleÅŸme tarihi birbiriyle yakından irtibatlıdır.

Gündelik hayatın dünyevileÅŸmesi meselesi elbette sekülerleÅŸmenin önemli bir yanını oluÅŸturur ve bu zannedildiÄŸi gibi sadece modern zamanlarda deÄŸil, her zaman önemli bir konu olmuÅŸtur.

Modern zamanlarda gündelik hayatın sekülerleÅŸmesi aynı ortamda dini hareketlerin de geliÅŸimine engel olamamıştır. Dindarlık ve sekülerliÄŸin aynı anda toplumun farklı kesimlerinde beraber var olabildiÄŸi örnekler modern dönemde de her zaman var olmuÅŸtur. Ancak sekülerliÄŸin bir siyaset ve yaÅŸam biçimi olarak insanlara dayatılması İslam dünyasının sömürgeleÅŸ-tirilmesinin ve İslam dünyasında din ve devlet iÅŸlerinin ayrışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Burada sekülerliÄŸin tarihselliÄŸinin çağımıza ve toplumlarımıza ait bir baÅŸka boyutu da ayırt edilmelidir. Batı’da laiklik Avrupa’daki uzun dini çatışmaların bir sonucu olarak ve onlar için bir çözüm olarak ortaya çıktığı halde İslam dünyasına sunulan laiklik modeli Avrupa’nın İslam dünyası için tasarladığı ve dayattığı bir model olarak geliÅŸmiÅŸtir. Bu dayatmalar bir baÅŸka yan anlatıyla sürekli desteklenmeye çalışılmıştır. O da sekülerleÅŸmenin veya laikliÄŸin Batı’daki bir tecrübeye referansla her zaman din barışına daha fazla hizmet ettiÄŸidir. Oysa İslam dünyasında laiklik Avrupa’nın Ortaçağındaki baÄŸnaz dinciliklerden daha az olmayan bir ideolojik tercihe dönüÅŸmüÅŸtür.

Laiklik bir yönetim modeli veya barış temin eden bir çözümden ziyade baÅŸka dinler üzerinde ve bilhassa İslam üzerinde en ağır baskıları uygulayan bir dinsel tercih olarak çalışmıştır. Bu haliyle toplumsal barışa hizmet etmek bir yana barışa karşı en büyük tehdidin kaynağı haline gelmiÅŸtir.

SekülerleÅŸme İslam dünyasında ne demokrasi ne de toplumsal barışı hatta ne de kalkınma getirmediÄŸi gibi bütün despotik rejimler büyük ölçüde seküler bir siyaset takip ederler. İslam dünyasında halkın inançlarına, deÄŸerlerine ve geleneklerine karşı savaÅŸan bir sömürge ajanı gibi çalışan sekülerliÄŸin buna raÄŸmen toplumda tetiklediÄŸi direniÅŸ sekülerleÅŸmenin öngörülen sosyolojik geliÅŸimine de bir ket vurmuÅŸtur.

Dolayısıyla İslam dünyası için sekülerleÅŸme analizleri sadece dinselliÄŸin veya dindarlığın ölçülüp deÄŸerlendirildiÄŸi bir çerçevede kalamaz. Bilhassa sekülerleÅŸme ile modernleÅŸme ve demokratikleÅŸme arasında kurulan iliÅŸkiler basitçe sosyolojik modellerle anlaşılamaz.

SekülerleÅŸme Avrupa’da da esasen tek bir modelde geliÅŸmediÄŸi gibi din Avrupa’da zannedildiÄŸi gibi mutlak bir çekilme durumunu hiç yaÅŸamamıştır. Aynı ÅŸekilde İslam dünyasının modernleÅŸmesi zorunlu olarak bir sekülerleÅŸmeyi beraberinde getirmeyebilirdi.

Nitekim en baskıcı seküler rejimlerde dindarlığın veya İslamcılığın daha büyük geliÅŸmeler kaydettiÄŸi örnekler çok. Devlet laikleÅŸtikçe halkın dindarlığa tutunması aslında laikliÄŸin harici bir müdahale olarak görülmesinin de bir sonucu. Türkiye bu örneklerin başında gelir. Cezayir, Suriye ve Tunus gibi örnekler de devlet laikliÄŸine halk dindarlaÅŸmayla verdiÄŸi cevabın her biri kendine özgü örnekleridir.

Aynı ÅŸekilde İran gibi din adına baskıcı bir rejimde ise bu sefer sekülerleÅŸme halkın direniÅŸ dilini temsil ediyor.

Bu örnekler baÅŸlı başına durumun zannedildiÄŸinden daha karmaşık olduÄŸunu gösteriyor. Burada devletin laikliÄŸi ile halkın dindarlaÅŸma veya sekülerleÅŸme süreçlerinin pek de doÄŸrusal iÅŸlemediÄŸini gösterecek yeterli örnek var.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Aktay
22-06-26
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Sekülerleşme teorisinin krizi ve yeni arayışlar
Online KiÅŸi: 30
Bu Gün: 1041 || Bu Ay: 15.026 || Toplam Ziyaretçi: 3.194.013 || Toplam Tıklanma: 59.711.459