İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ
Okunma Sayısı: 3549
Yazar: D. Mehmet Doğan
HAREM-İ ŞERÎF'TE BÜYÜK TÂDÎLÂT

Mîmârî mâsum mu?

Harem-i Şerif’de büyük tadilat…

Osmanlı revaklarının sökülmesine başlanmış, yıkım bütün hızıyla devam ediyor. Yıkılmakta olan revakların önüne revakların resmini muhtevi bez gerilmiş. Kırma ve delme cihazlarının tarakasından ibadet zorlaşıyor.

Son haber: Revakların tamamı değil de bir kısmı yıkılacakmış!

Her tarafta inşaat, toz toprak… Harem’e yeni binalar ilâve ediliyor.

Mekke’yi asıl dönüştüren binalar bitmiş!

Harem’in etrafı kral sarayı ve ünlü beynelmilel otellerin şubeleri ile kuşatılmış. “Zemzem Tower” bir ucube olarak Kâbe’nin tam karşısına dikilmiş!  Kıral Abdülaziz’in vakfı imiş! Altı AVM, üstü otel, daha üstü kral sarayı, en üstte saat kulesi var. Bu durumda Kâbe’ye en tepeden o (kıral, İngilizcesini tercih ediyorlar “king”) bakacak! Bilmem kaç katlı ve çok bloklu binanın en tepesinde hilâl, yani alem var. Saatte lâfza-i celâl, Allahuekber ve onun altında kıraliyet alameti çapraz iki kılıç ve hurma ağacı daha altta besmele ve değişen âyetler. (Bir ara “ve kına azabennar” ibaresini gördüm!)

Mimarî masum mu?

Zamanında geniş coğrafyaları kasıp kavuran Orta Asya’nın son cihangiri Timurlenk’in, “bizim kudretimizden, iktidarımızdan şüphe edenler, inşa ettirdiğimiz eserlere baksınlar” dediği rivayet edilir.

Timur Anadolu’da yıkıcı, Türkistan’da yapıcıdır. Çok büyük ve gösterişli mimarî eserler bırakmıştır. Ismarladığı bazı eserlerin şanına layık büyüklükte olmadığı kanaatine vardığı için (sefer dönüşlerinde) yıktırıp yeniden daha mutantanlarının yapılmasını sağlamıştır.

Elbette iktidarla yapı arasında bir bağlantı vardır. Bunu mimarlık tarihi de doğrular.

Kâbe ise  bütün mimarlık kavramlarını en baştan reddeden bir yapı. İsminden anlaşılabileceği gibi “küb”şekilli. Fakat muntazam bir küb değil. Kamil mânada küb sayılamaz. İnsanlık tarihinin Allah’a adanmış bu ilk, sade ve basit yapısı “en mükemmel” olan Yaradan için mükemmel olmayan, yaradılanın, insanın, gönülden, samimi bir adağı…

Allah’ın evi, yani Beytullah!

Kâbe’yle mimarlık kavramlarını, ölçülerini kullanarak yarışmak mümkün değil!

Fakat Kâbe’yi mimarî ölçülerle küçültmek mümkün!

Şeklen önemsizleştirmek, görünürlüğünü engellemek, manzaradan silmek mümkün.

Etrafındaki bütün nisbetler büyürse, Kâbe daha küçük görünür. Hatta görünmez olur!

Osmanlı bunu samimiyetle gözetti. Kemerleri, revakları Kâbe görünecek yükseklikte yapmak için azami dikkat sarf etti. Kemerler Kâbe’den yüksek yapılmadı, duvarlar Kâbe’yi asla örtmedi. Harem mescidi asla saray gibi tasavvur edilmedi. Kemerler Kâbe’yi tamamlayan mütevazı bir çevre yapı olarak bina edildi.

Osmanlı’nın koyduğu ölçü sonraki bütün mimarî hamleleri alt üst ediyor, geçersiz kılıyor.

1950’lerinde sonunda ilâve edilen Suudi yapıları hayli süslü fakat güzel değil, Osmanlı kemerleri ise sade, yalın ve fakat güzel. Güzelliği nisbetlerinde ve tabiliğinde aranmalı. Çevreden çıkarılan sarının tonu taşlar kullanılmış. Bu renk tonu zenginliği Kâbe’yi çevreliyor. Kara donlu (elbiseli, örtülü) Beytullah’ın etrafında koyu kahverengiden açılan kemerler sarıyor. Müthiş bir uyum, eski ve fakat güzel, etkileyici bir çözüm.

Çözüm tabiî olduğu için rahatsız edici değil. Çok da dikkat çekmiyor. Zaten dikkat çekmemesi gerekiyor. Asıl dikkatin Kâbe’ye yönelmesi lâzım çünkü.

Osmanlı kemerleri yıkılınca bu tabiiliği esas alan ölçü de ortadan çekilecek. Kıyaslama yapma imkânı kalmayacak.

Suudluların 1960’larda yaptığı ilâveler, birinci sınıf bir saray olmamakla beraber “saray” kavramı ile açıklanabilecek bir yapılaşma.

Müslümanların zamanımızda gelişen ulaştırma imkânları sonucu artan hac ve umre taleplerinin böylece karşılanabileceği iddiası, bugünden geçeriz hâle geldi. Çünkü bu yapılar geniş mekânlara rağmen ihtiyacı karşılayamıyor.

Osmanlı kemerleri 4 asırdan fazla vazife yaptı, hâlâ da kalması hacca, ibadete engel teşkil etmiyor, fakat Suud yapıları hiçbir gerçekçi çözüm sağlayamıyor. Bugün tasarlanan ve kimsenin mahiyetini tam mânasıyla bilemediği yapılaşma da geçici bir çözüm olabilir belki. Daha öncekinin çözüm olmadığını, ikinci nesil gördü. Yenisinin kaç sene dayanacağını, yaşayanlar görecek.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
08-02-13
E mail: habervaktim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HAREM-İ ŞERÎF'TE BÜYÜK TÂDÎLÂT
Online Kişi: 30
Bu Gün: 109 || Bu Ay: 6.413 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.748 || Toplam Tıklanma: 44.760.778