İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 3253
Yazar: Ahmet Ar
İDEOLOJİLERİN EDEBİYATLA HALKI BULUŞTURMASI

Edebiyatımız halktan uzak… Halk, günümüz şiirini okumuyor; okudukları da şiir sayılmaz… Edebiyat çevrelerinde çokça konuşulan mevzular…

Halbuki 1980’den evvel (ideolojiler devri) edebî eserler büyük alâka görüyor, dağdaki çoban bile kendi ideoloji/inanç/mefkûresine uygun romanları, şiirleri içercesine okuyordu. İdeoloji, edebiyatın halkla buluşmasını sağlıyordu. Bir ideolojinin müdafii, ideolojisini yaymak ister; bunun tabii neticesi halka yönelmektir. İdeolojiyi halka ulaştırmanın ve sevdirmenin, benimsetmenin âleti, müzik, tiyatro, sinemayla birlikte elbette edebiyat... İdeolojiler devrinde böylece ve bu yüzden edebiyat bir şekilde halkla buluşuyordu. Güçlüydü; gücünü de halka taşıdığı ideoloji, inanç ve mefkûreden alıyordu.

Şimdi öyle mi? İdeolojiden kopmuş edebiyat duvar diplerinde salya sümük ağlayan bir serseri âşıktan başka bir şey değil. O zaman da meydan hüngür hüngür şiir okuyanlara kalıyor. (İsim verip de lüzumsuz tartışmalara girmek istemem. Herkesin anladığını tahmin ediyorum) Şiirinde olmayan halâveti hıçkırıklarla temin edeceğini sanıyor zavallı.

İdeolojinin, bir kelime yığınını tek başına edebiyat yapmaya muktedir olmadığını kabul ediyoruz. Her aşktan söz eden şiirin (eserin) edebiyattan uzak, seviyesiz olmadığını da. Anlatmak istediğimiz, ideolojinin, halka ulaşabilmek, daha tesirli olabilmek maksadı sebebiyle şâir ve yazarı daha güçlü eser vermeye zorladığı hakîkatidir. Bu muharrik güçten mahrum kalan sanatkârların eserleri ortada... Hedefsiz, gâyesiz bir dikkat çekme çırpınışı... Bu yüzden her türlü mübtezellikten medet umuş... Rüzgâr bol; her yönden esiyor. Ama bu, rotası olmayan gemiyi boşlukta sallamaktan başka bir işe yaramıyor. Gâyesiz sanatçıyı rüzgârın bolluğu sadece şaşkınlaştırıyor. “Bu işte bir şaşkınlık var...” değil mi efendim!

O bir devirdi geçti. İdeolojisizleştirmekle (inançsız, mefkûresiz yapmakla da tabii) iftihar ettiğimiz günümüz nesillerine bunları anlatmakla değerli bir şey yapmış olacak mıyız? Sanmam. O hâli yaşamayan çocuklara "Bakın, ideolojisizlik sizi halktan müstağnî kıldı; yani kopardı. Siz yine bir ideoloji (inanç, mefkûre) uğruna yazın." desek ne yazar? Eskinin samimi idealistleri, mefkûrecileri, hakîkaten ideoloji veya inançlarını yaymak için yazıyorlardı. O hâlden uzak çocuklar ise her şey gibi ideolojiyi/inancı da malzemeleştirecek. Yani gaye için eser değil, eser için gaye olacak. O takdirde gaye, eser içinde çok yapmacık durmayacak mı?

Velhasıl, o bir demdi, geldi geçti.

Genç şair ve yazarlarımız ideolojisiz, inançsız, mefkûresiz, gayesiz...  Bir azgın nefsaniyet selinde, tutunabileceği bir ağaç kökü bile yok... Rüzgârın önünde bir kuru yaprak... Yuvarlanıyor, savruluyor.

İdeolojiden kopmaya bir de gelenekten (aslı an’ane) kopmak eklenince halkla irtibat büsbütün berhava…

Halkla irtibatlarını kaybetmiş... Birbirleri için yazan çizen bir güruh bu. Yazık, çok yazık! İdeolojiden, inanç ve mefkûreden, gelenekten ve bunların neticesi olarak halktan kurtulunca ne büyük eserler yazacaklarını sanmışlardı. Bunlardan kurtuluşun, eserin, motor gücünden/heyecandan mahrum kalması demek olduğunu düşünemediler, bilemediler.

Yanlış anlaşılmasın; kökü dışarda ideolojilerin matah şeyler olduğunu iddia etmiyoruz. Hatta milletimin bir ferdinin komünist olmasındansa hiçbir ideolojisinin olmaması daha müreccahtır. Yaptığımız iş bir tespittir; solcu/komünistler bile edebiyatın halkla buluşmasında mühim rol oynamışlardı.  Nasıl? Edebiyatı ideolojilerini yaymada sonuna kadar kullanarak… Yazdıkları kitapları okul sıralarından hücre evlerine, dağ başlarına kadar ulaştırarak… (Elbette ideolojilerine kıyısından köşesinden yaklaşmış kesimlere… Her ideolojinin halkın tamamına ulaştığını söylemiyoruz)

Milliyetçi ve dindarların edebiyattan solcular kadar istifade edebildiklerini söylemek mümkün değildir. Fakat onların romanları, hikâyeleri, şiirleri bile inançlarını paylaşan halk arasında bugünkü ile kıyaslanmayacak derecede okunuyordu. Yeni nesil Müslüman edîpler de büyük gelenekten koparak halkla irtibatı kaybettiler.

Gelenekten, mâzîden, mefkûreden... halktan kopmadan yazmanın gücünü ve saadetini görmek isteyen Azerbaycan edebiyatına baksın. Yavuz Bülent Bakiler’den dinlemiştim:

Bahtiyar Vahapzâde ile Hazar kıyısında dolaşıyoruz. Yeni bir şiir kitabının çıktığını söylüyor. Kaç adet basıldığını soruyorum üstada. “Yüz bin” diyor. Şaşkınlık içindeyim. “Bu kadar kitap ne kadar zamanda satılır?” diyorum. Üstad, “İki-üç ay sürebilir.” diyor. Şaşkınlığım zirveye çıkıyor. Yüz bin kitap, iki-üç ayda satılıyor ha? Üstelik yedi milyonluk bir ülkede… Yetmiş milyonluk ülkemizde en baba şiir kitabının iki- üç bin ancak basıldığını ve onların da on yıllarca kitap raflarında alıcı beklediğini, kapaklarının güneş ışığından sarardığını düşünüp kahroldum. (Mealen naklettim)

Kanal24’te Abdurrahim Karakoç belgeseli seyrettim. Kardeşi Bahaettin Karakoç anlattı: “Ben bir köylünün, şapkasının içinde Abdurrahim Karakoç’un şiir kitabını taşıdığını gördüm. Terden, yağdan perişan olmuştu. İşte şâirlik budur.”

Bunlar gelenekten, milletin îmanından, mefkûresinden ve halktan kopmamanın mükâfâtlarıdır.

Netice: İdeolojilerin kavgalarını, çılgınlıklarını, merhametsizliklerini, hunharlıklarını özlemiyoruz. Ama bir zamanlar edebiyatla halkı buluşturmayı bir şekilde başardıklarını da unutmuyoruz. Mefkûresizliğin, gâyesizliğin edebiyatı lüzumsuzlaştırdığını da… Katıksız kaşık neye yarar?

NOT: Edebiyatta, sanatta, kültürde, siyasette ideolojilerin tamamen bittiğini söylemek safdillik olur. İdeolojilerin alttan alta tesirini devam ettirdiğini görmemek için kör olmak lâzım. Sâdece o eski şiddet ve itibarlarını kaybettiler.

Yazar: Ahmet Ar
10-02-13
E mail: ahmet_ar@dogrulus.com
Yazar Hakkında Bilgi ve Diğer Yazıları
 
 
Yorumlar: 5
Süleyman Yılmaz
EDEBİYAT VE YENİ NESİLLER
Tarih : 13-02-13

Edebiyatın halktan kopukluğunu okuyunca aklıma Hocam Nazan BEKİROĞLU geldi.Bu konuda bize Yaban romanını anlatmıştı. Yaban romanında aydınların halktan kopukluğunu, halkın neden cahil kaldığını anlatmak için haftalarca konuyu işlemişti.Siz konuya şiir yönünden bakmışşsınız. Tespitleriniz çok doğru. Yazıyı okuduktan sonra çocuklara performans ödevi olarak şairler konulu dergi hazırlamalarını istedim.Test baskısı okullarda çocukları edebiyattan, hayattan kopardı. Bir şeyler yazabilecek, ezberleyebilecek öğrenciler zamanlarını edebiyata ayırmıyorlar. Hatta kitaba şiire ayrılan zamanı kayıp zaman olarak değerlendiriyorlar.

 
hasan hüseyin
durum tespitlerinizin daha da altında
Tarih : 12-02-13

hocam bundan 15-20 yıl önce köyümde, çukurda bir arazimiz vardı, etrafı ormanla çevrili idi, içinden de yaylalara yol geçerdi, tahminim bazıları korkudan, bazıları da vakit geçsin diye bir şeyler söylerlerdi, yaşlı birinin yanına varsak, tarihten, siyasetten beklemediğim sözleri söyleyiverirdi, şimdi bunların hiçbirisini duymayıverdim, odalarımızda yaşlılar konuşur biz pür dikkat dinlerdik, her şeyden haberimiz olurdu, şimdi bir yere gidiyoruz, çocuklar bir odaya çekilip telefonla ya da internet ile vakit geçiriyor, hiçbirisi yoksa da televizyonu açıp hababam sınıfını, hayat bilgisini, geçen duydum çok izleniyormuş pis yediliyi izliyorlarmış, yahu bu ideolojiden haberi olan kim, ama hocam siz yazın, en azından rahatsız oluyoruz ya, inşallah tedaviye başlarız.

 
İhsan Efendioğlu
EDEBİYAT, İDEOLOJİ/MEFKÛRE VE HALK
Tarih : 12-02-13

Ahmet hocam yaralarımızı deşmeye devam ediyor. Eskiden yazımız vardı gözümüze hitap ederdi, dilimiz vardı gönlümüze hitap ederdi, münevverlerimiz vardı gözümüze ve gönlümüze hitap eden yazılar yazarlardı. Yazımızı da kaybettik dilimizi de... sonradan Entellektüel denen bir tip çıktı karşımıza; halka ve halkın değerlerine/mukaddeslerimize tepeden bakan, hor gören, hakaret eden açıkça düşman bir tip. Bu düşmanca tavır karşısında halk ideolojisine sarıldı. Artık onların çocukları doktor oldu, mühendis oldu, işadamı oldu, en yüksek makamlara geldi. İdealler demek ki buraya kadardı... İdeolojinin osmanlıcadaki karşılığı " ilm-i suver-i akliye" imiş.

 
İbrahim TUNCER
Yaşanılana inanılan bir devir
Tarih : 11-02-13

Ahmet hocam her zamanki gibi çok önemli bir kayboluşu dile getirmektedir. Her şeyin madde ile ölçüldüğü bir devirde yaşamaktayız. Allahın farz ibadetini yapmak bile artık sıradan muslümanlar için çok zor. Hac ibadetini yaptırmak için organize olan Diyanet teşkilatı vb şirketler niçin sadece maliyetlerle değil de karla bu işi yaparlar hiç anlamış değilim. Her şeyin madde ile ölçüldüğü bu zamanda edebiyat ne ki?... Televizyon sunucularında bile artık aranmıyor düzgün edebiyat. Şart olan düzgün ve göze hoş gelen beden! İANSANIMIZ ARTIK YAŞADIĞINA İNANIYOR.

 
Mustafa Özgen
Dünyevileşme
Tarih : 10-02-13

Değerli yazar, Çok mühim bir noktaya temas etmişsiniz. Ancak herkesin dünyevileşmeye itildiği dünyada maddi kazançtan başka düşüncenin kalmadığını, ideoloji diye bir kavramın tükendiğini ve onu hazırlayan aletlerin iflas ettiğini görünce içimiz yanıyor. Hoca efendi kürsüden cennetin güzelliklerinden, nehirlerinden yeşil ağaçlarından filan bahsederken cemaatten biri hocaya, “Hocam orada bizim koyunlara yetecek ot var mı?” diye sormuş. Hoca da orası cennet, orada koyunun ne iş var deyince, köylü şöyle cevap vermiş: Hocam, hiç uğraşma, bizim aşiretten oraya göçen olmaz… Artık insanlar cenneti bile dünyevi çıkarlarına göre arar olmuş… Ancak en muhafazakar insanların bile buna değer vermesi işin en acısı.

 
İDEOLOJİLERİN EDEBİYATLA HALKI BULUŞTURMASI
Online Kişi: 39
Bu Gün: 167 || Bu Ay: 5.639 || Toplam Ziyaretçi: 1.780.290 || Toplam Tıklanma: 44.708.990