
| Kategori : TÂRİH / TÂRİHİN ARA SOKAKLARI | Okunma Sayısı: 2307 |
Dünden devam ediyoruz, birleÅŸtirip tekrar okursunuz artık… “İkinci olarak, Anadolu’da tarih boyunca kurulan uygarlıklar incelenerek, bunların Türk uygarlıkları olduÄŸunun gösterilmesine çalışıldı. Anadolu uygarlıkları arasında, özellikle Sümerler ve Etiler üzerinde duruldu. Sümerler ve Etilerin tercih edilmiÅŸ olması sebepsiz deÄŸildir. Osmanlı Devletinin kalıntılarının yıkılmak istendiÄŸi bir devrede, Osmanlı tarihi incelenemezdi. Sonra gerek Selçuklu, gerek Osmanlı tarihinin araÅŸtırılması, Türklerin İslâm’a olan yakın ilgisini de belirtmek zorundaydı. LâikleÅŸme döneminde İslâm’ın bir araÅŸtırma konusu edilmesi uygun düÅŸmezdi. Hâlbuki Sümerler ve Etiler, Anadolu’da yaÅŸamış oldukları gibi, Selçuklu ve Osmanlıların ortaya çıkardığı sakıncalar (yani Müslümanlık) onlar için varit deÄŸildi (çünkü onlar Müslüman deÄŸildi). Dolayısıyla onların pek de kesin olmayan Türklükleri—ki, bugün Etilerle Sümerlerin Türk olmadığı konusundaki deliller kesindir—üzerinde duruldu, kurdukları uygarlıkların “Anadolu Türk uygarlığı” olduÄŸu ve Türklerin Anadolu’da uzun bir tarihe sahip olduÄŸu gösterilmeye çalışıldı.
“Çalışmalar belirli bir gayeye hizmet etmek için yapıldığından zaman zaman bilimsellik dışına çıkmışlardır” (s. 93-94).
“Belirli bir gaye”den muradın ne olduÄŸunu bugün hepimiz biliyoruz. Kitleleri dininden, dilinden, kültüründen, medeniyetinden, tarihinden koparıp BatılılaÅŸtırma gayesidir bu. Hatta bu “gaye”nin gerçekleÅŸmesi için isyanlar tertiplenmiÅŸ, sehpalar kurulmuÅŸ, kelleler alınmış, arkada kandan bir iz bırakılmıştır.
Ama acaba umulan elde edilmiÅŸ midir?
EÄŸer bir türlü belini doÄŸrultamayan, kendi ayakları üzerinde duramayan, bir asra dünya çapında birkaç deha oturtamayan fukara, ilmî geliÅŸmelerin dışında, kabuÄŸuna büzülmüÅŸ bir Türkiye murat ediliyordu ise, evet, umduklarını elde etmiÅŸ sayılabilirler.
Yok, kültürlü, dünyada sözü geçen ve ilim, fen, edebiyat, teknik sahalarında söz sahibi bir Türkiye murat ediliyordu ise, bunun hâlâ çok uzağındayız.
Zaten o yoldan yürüyüp parıltılı bir noktaya gelmek, geçmiÅŸi inkâr zeminine saÄŸlam bir gelecek inÅŸa etmek imkânsızdı. Gele gele inkârcıların gelebileceÄŸi bir noktaya gelmiÅŸiz: Hüsran noktası...
Bu noktadan geçmiÅŸi tahlile çalışırken, kahırlanmamak elden gelmiyor. Ancak kahırlanıp kalmak da çare olarak gözükmüyor. Öyleyse çare nedir? Bizce ilk çare, kaybettiÄŸimiz deÄŸerleri, kaybettiÄŸimiz yerlerde aramaya baÅŸlamaktır. İşte bu sebeple “tahlilî tarih”lere ve biyografilere ihtiyaç var. Böylece, elinizdeki kitabın hangi maksatla ve hangi tarz içinde kaleme alındığını da açıklamış oluyoruz.
Yazar: Yavuz Bahadıroğlu |
23-05-13 |
||
| E mail: habervaktim.com | Tweet | ||