
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 2483 |
Aşağıaki yazı Ali İlbey'in "Kemalist Cumhuriyet Ne Zaman Tasfiye Edilecek" yazısının sonundaki ilave yazıdır.
***
Modernleşmenin getirdiği yüzlerce problemlerden biri olan kılık kıyafet meselesi, basit gibi görünen, fakat meselenin şuurunda olanların canını sıkan ciddî bir kimlik erozyonunun işaretidir. Çok kişinin “önemsiz” diye kulak asmadığı bu problemi şuurumuza çarpan değerli bir yazı okudum ki paylaşmadan edemedim.
Ali Yurtgezen hocanın Semerkand Dergisi’ndeki (Ağustos 2014) “Bir Kimlik Tezahürü Kılık Kıyafet” yazısından söz konusu sosyal yaraya neşter vuran bazı pasajları takdim ediyorum:
“Sınırı Aşan kılık kıyafetler”
“Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz ve bu ülkenin bilhassa okumuş gençleri kılık kıyafet konusunda giderek artan bir dozda anormallikler sergiliyor. Tuhaf saç sakal şekilleri, dövmeler, ne mânaya geldiğini muhtemelen giyenlerin de bilmediği İngilizce yazılarla donatılmış tişörtler, kulaklardan sarkan kablolar, küpe veya kolye takmış erkekler, görenlere düştü düşecek tedirginliği yaşatan pantolonlar…
Başkalarının üzerinde normal gibi duran bu tuhaf şekiller ‘Müslümanım’ diyenlerde tevil götürmez bir ‘teşebbüh’ arızasına işaret ediyor. Teşebbüh, ‘karşı cinse, fâsıklara, gayrimüslimlere bilerek, isteyerek benzeme çabası’ demek ve dinimizin haram saydığı fiillerden. Kılık kıyafetle ilgili anormallikleri film, dizi ve reklam karakterleri ile mankenler yahut sporcular üzerinden belli imajlar üreterek popülerleştirmek suretiyle piyasaya süren çevrelerin ise bâtıl ehli olduğu apaçık ortada. Modern insanın ‘görünerek var olma’ trajedisini istismar ederek paraya çeviren mihraklar bunlar.”
“Teşebbüh, hemen her sahadaki hal ve hareketlerimizi kapsayan isyan ve ölçüsüzlükleri ifade eder. Biz kılık kıyafet meselesi üzerinde duracak, özellikle de erkeklerin bu konudaki tercihlerini sorgulayacağız. Zira yakın zamanlara kadar yaşadığımız başörtüsü yasağı sebebiyle tesettür ve bu arada giyim kuşam konusunun hep bayanlar üzerinden tartışılması, erkeklerin de kılık kıyafetle alakalı sınırlarının olduğunu unutturdu gibi. Halbuki erkekler için de tesettür ölçüleri var ve erkekler de teşebbühten sakındırılanlar arasında. Vakar, edep ve hayâ hanımlar kadar erkeklere de lâzım.”
“Müslüman Kıyafetinin Ölçüleri”
“Kılık kıyafetteki tuhaflıklara biz ‘anormallik’ dedik ama böyle giyinenlerin çoğu, tarzlarını son derece ‘normal’ görüyor. Onlara göre sürekli değişen dünyamızda bir şeyin toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmesi veya reddedilmesi, normal sayılması için yeterli. Çok tehlikeli bir akide bozukluğuna sebebiyet verebilecek şu yanlış kabulü düzeltmeden geçmeyelim. Norm, ‘iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi değerlendirmelere esas olan ölçü’ demektir. Müslümanın normlarını Kur’an, Sünnet ve bu temel kaynaklardan ehlince çıkarılan hükümler belirler. Yani normları kişilerin hevası, toplumun kabulü, reklamlar veya modacılar tayin etmez. Dolayısıyla müslüman için dün anormal olanın bugün normalleşmesi diye bir şey söz konusu değildir. Belki bir dönem gayrimüslimlere mahsus olduğu için, onlara benzememek adına giyilmesi yasaklanan bir kisvenin, zamanla bu hususiyetini kaybetmesi ve böylece teşebbüh tehlikesinin ortadan kalkması sebebiyle giyilmesinde mahzur görülmemesinden bahsedilebilir. İslâm’da kılık kıyafet, diğer fonksiyonları yanında görüntüyle yapılan bir kimlik beyanıdır. Dolayısıyla kişinin dinî aidiyetini de ortaya koyar. Bu da Müslümana özgü veya İslâm’ın normlarına uygun bir giyim kuşam tarzını gerekli kılar. O normlar ise tesettüre riayet, teşebbühten kaçınmak ve edebi gözetmekten ibarettir. İslâm, bu üç ölçüyü esas almak kaydıyla her türlü mahallî, kültürel, geleneksel renge cevaz vererek Müslüman kıyafetini tek tip bir üniformaya hapsetmez.”
“Hüviyet Kaybedilirse”
“Kıyafet ilmi bize, giyim kuşamı, dövmesi, saç sakal tarzı, takıp takıştırdıkları ile her defasında yeni ve mutlaka fark edilebilir bir imaj oluşturmaya çalışanlardaki bu ‘görünen’ tuhaflığın, ‘görünmeyen’ bir hüviyet problemine işaret ettiğini söylüyor.
Gerçekten de sadece kılık kıyafeti ile değil, oturması, kalkması, konuşması, yemesi, içmesi ile de sıra dışı olanların, bütün bu davranışlarıyla ‘görünmek’, ‘ilgi çekmek’ veya ‘fark edilmek’ istediği çok açık. Fark edilme isteğinin şiddeti, sergilenen tuhaflıkların abartılmasına hatta bazen başkalarına bilerek rahatsızlık vermeyi amaçlayan davranışlara yol açabiliyor.
Hiç şüphe yok ki bu kadar şiddetli bir fark edilme arzusu, bir ‘olamama problemi’nin yaşandığını gösteriyor. Modern insan için kaçınılmaz bir problem bu. Zira modernizmin insanı kutsaldan koparıp onu sadece beşeriyetine, nefsine indirgemesi, insana âdemiyetini, ruhunu, gönlünü, dolayısıyla mânasını, varlığını ve hakikatini kaybettirdi.
Bu sebeple modern insan, hakikati olmayan, görüntüden ibaret insandır. (…) ‘Hüviyetimizin, yani kulluk ölçülerimizin kılık kıyafetimize, tutum ve davranışlarımıza yansıması’ demek olan ‘şahsiyet’ kelimesi, bizim lügatimizde ‘yüksekliği yahut izzeti ile kendiliğinden görünmeyi’ ifade eder. Şahsiyetin Batı dillerindeki karşılığı olan ‘personality’ kelimesi ise aslında ‘maske’ demek. Peki, o halde müslümanlar olarak bizim kendimize ait ve başkalarına göstermekten utanmadığımız bir yüzümüz varsa, neden bâtıl ehlinin pazarladığı maskelere itibar ediyoruz ki?”
Yazar: Ali İlbey |
24-08-14 |
||
| E mail: habervaktim.com | Tweet | ||