
| Kategori : / AKTÜALİTE | Okunma Sayısı: 2215 |
Meclis'te aslında artık alıştığımız rutin günlerden biri olmalıydı tezkere görüşmesi.
Büyük olaylar tartışmalar yaşanmasa, hararetli bir koşuşturmaca içinde olmasa da bu seferki tezkere görüşmesinin kendi özgül ağırlığı sinmiş işte koridorlara, bahçedeki sohbetlere, biz gazetecilerin araştırdığı ama cevabını bulamadığı sorulara.
Tezkere geçtikten sonra ne olacak?
Bir şey olacak mı?
Türkiye'nin uluslar arası görüşmelerde vardığı kararlar neler ve bunlar şimdi somutlaşacak mı?
ABD başta olmak üzere belli muhataplarla henüz hedef, yol ve yöntemlerde anlaşamadıysak bizim kendi planımız ne?
Uygulanabilir bir planımız var mı?
Çoğu tezkere gibi bu da aslında bir önlem tezkeresi.
Çıkar çıkmaz Türkiye'yi bir savaşa sokacak bir karardan değil; neler olabileceğini kestiremeyen bir ülkenin her ihtimale karşı hukuk açısından hazırlığı aslında.
Sınır bölgelerine kaydırılan askerî kapasite, bu hukukî metnin kullanılması gerektiğinde hazır duruma getiriliyor sürekli.
İyi ama ne yapacağız, ne yapabiliriz, ne yapmamalıyız?
Tampon bölge ve Uçuşa Yasak bölge uygulamaları Birleşmiş Milletler kararı gerektirdiği ve savunduğumuz Güvenli Bölge de ancak kendi sınırlarımız içinde yapılabileceği için hangi seçenek nasıl hayata geçecek?
Askerlerin verdiği bilgiler içinde kısa sürede ve en az riskle uygulanabilecek olan sınırlarımızın ötesine çok az taşan bir koridor oluşturulması gibi görünüyor.
Ne zaman niçin hangi gerekçeyle ve hangi çapta?...
Koridorlar, kulisler, bahçesinde ayakta ya da oturarak bir köşede sohbet edilebilecek her yerde lafın ya başladığı ya dönüp dolaşıp geldiği sorular bunlar.
Bir karar vermek gerekir mi? Bütün bu olup bitenlerin dışında soğukkanlılığını koruyarak bekleyebilir mi peki Türkiye?
Sınırlarından içeri giren göç etmiş kitlelerle kolay mı?
Kobane'de neredeyse çarpışanlar dışında zaten halk kalmadı ama Kobane'den sonra Kamışlı ya da Halep'e doğru başlayacak bir saldırıda kaç kişi daha yollara dökülecek?
Bütün bunlar böyle peşpeşe dizilirken bu işin sonu nerede bitecek?
Bu soruların cevabını merak ederken Türk askerinin gidip sınırları ötesinde herhangi bir çatışma ya da savaşa katılmasını asla istemediğimi bir kere daha belirteyim.
Fiili durumdan bahsediyorum.
Türk ordusu kendi sınırlarının hemen kenarında küçük güvenli bölgeleri oluştururken veya belli kentlerin düşmemesi için onlara çatışmasız destek verirse Işid ya da benzeri örgütler karşılık verir mi?
Bütün bunlar sadece biz, Işid ve bölgedeki insanların arasında yaşansa bu sorular cevap bulmak daha kolay olurdu.
Bir de ABD'den İngiltere'ye, Fransa'dan Almanya'ya İran'dan Rusya'ya Katar'dan Suudi Arabistan'a kadar çok ciddiye alınması gereken ülkeler ve onların muhtemel hareketleri, niyetleri, kapasiteleri var.
Hepsinden ötede, Çözüm Süreci kendi yolunda ve olumlu sinyaller vererek ilerlerken Işid üzerinden meydana gelen karışıklık ve muhtemel risklerin olumsuz etkileri nasıl önlenecek?
2015'te PKK'nın silah bırakma ve Türkiye'ye karşı silahlı eylemden vazgeçtiği kararını açıklaması ciddi bir ihtimal olarak masada yerini alırken Kobane üzerinden bütün bunları ciddi anlamda zedeleyecek günler yaşıyoruz.
Süreç dediğimiz şey yıllar aylar üzerinden kurulan titiz bir çalışmanın kendisiyken şimdi günler ve belki kısa süre sonra, bu yazıyı okuduğunuzda saatlerle ölçülebilir hale gelecek kim bilir?
Görüldüğü gibi ne olup bittiğini anlatabilen bir yazı yazmak niyetiyle otursak da bugün klavyelerimizin başına ancak sorularla örülü bir yazı kaleme almak ancak mümkün oldu.
Bir tezkere ve onlarca soru var ortada.
Soruları arefe günü soruyor ama cevaplarını bayramda alıp almayacağımızı bilmiyoruz.
Bilineni az bilinmeyin çok bu denklem inşallah mübarek günlerin hatırına bölge halklarının tamamı için; hepimiz için hayırla sonuçlanır.
Bizim şer sandığımızın hayr çıkması insanlık adına en büyük tecrübelerimizden değil mi zaten...
Yazar: Yaşar Taşkın Koç |
03-10-14 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||