HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 2852
Yazar: Mustafa Durdu
ACI AMA GERÇEK: EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKMÜŞTÜR!

ACI AMA GERÇEK: EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKMÜŞTÜR!19. Millî Eğitim Şurası Antalya Manavgat'ta başlamış. Beş gün sürecek bu toplantıda millî olan fakat bir türlü millî olamayan belki ulusallıkta kalan eğitim işleri konuşulacak. Şura'nın ismi Millî Eğitim Şurası, ama etkinliğin yapıldığı mekânın adı hiç de millî değil. Şura, Lykia World Hotel'de toplanmış. Acaba mekân seçiminin özel anlamı var mı?

Her Millî Eğitim Şuralarının toplandığı günlerde toplumun ve özellikle de medyanın gündemi kısa süreliğine eğitim işlerine çevrilir, kısa bir süre sonra da unutulur. Oysa eğitim işleri unutulamayacak kadar geleceğe yakın.

Türkiye bugün itibari ile pek çok alanda mesafe kat etti, ama eğitim konusunda bir türlü başarı sağlayamadı. Eğitim sistemi adeta yapboz tahtasına döndü. Ak Parti zamanında da eğitimde istenilen kalite ve sistem bir türlü yakalanamadı.

Gelinen noktaya bakarak tek kelime ile diyebiliriz ki Türkiye'de eğitimin kalitesi dibe vurmuş durumdadır. Bu duruma bir anda gelinmedi elbette. Bu bir süreç idi ve tedricen sistem rayından çıktı.

Doksanlı yıllarda başlayan çözülme 28 Şubat süreci ile tavan yaptı. Son on yılda bu çöküş durdurulmaya çalışıldı. Bunun için gerçekten reform sayılabilecek şeyler yapılmaya çalışıldı, fakat mesele kökten ele alınmadan pansuman kabilinden icraatlarla, bol reklâmlı yaygaralarla bu projeler geçiştirildi. Millî Eğitim Bakanları cidden ve özveri ile bir şeyler yapmaya çalıştılar. Projeler geliştirdiler, okulları hayat yapalım dediler, gelinen noktada bu projeler hükümsüz kaldı, okullar gerçekten "avlu" anlamında hayat oldu.

Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, gerçek anlamda Türkiye'nin en önemli münevverlerinden biri. İşe fedakârane yaklaştığı da herkesin malumu. Fakat Türk eğitim sistemi öyle büyük bir badirenin içinde ki neresinden tutarsanız orası elinizde kalıyor. Dolayısıyla iyi niyetle de olsa kısa vadeli reçetelerle uzun yıllardır hasta olan ve hastalığı kronikleşmiş eğitim işlerinin iyileştirilmesi imkânsız gibi.

Bugün bizim eleştirdiğimiz tek parti dönemindeki eğitimin kalitesini bugünlerde aramak nafile. O yıllarda laik hatta anti-İslâmcı bir eğitimin olduğu hakikat ise de seküler anlamda da olsa kalite büyük ölçüde yakalanmış idi. Tabii o günün şartları ile günümüzün şartlarını kıyas bile edemeyiz, ama kaliteden bu kadar taviz verilmemeli idi.

Bakan Avcı, Şura'da sadece dört ana gündemin olduğunu, bunların dışında herhangi bir konunun görüşülüp karara bağlanamayacağını belirtti. Şura'nın gündemine gelip karara bağlanacak konular da şunlar: Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgeleri, Öğretmen Niteliğinin Arttırılması, Eğitim Yöneticilerinin Niteliğinin Arttırılması ve Okul Güvenliği.

Görüldüğü gibi eğitim sendikalarının Şura ile ilgili hayalleri, demeçleri ve hazırlıklarının fazla bir anlamı yok. Onların önerileri gündeme bile gelmiyor. Mesela Eğitimciler Birliği Sendikası'nın günler öncesinden duyurduğu tekliflerin hiçbirisi gündemde yok. Diğer sendikaları söylemeye bilmem lüzum var mı?

Gündeme gelen konular aşağı yukarı bütün Şuralarda ele alınan fakat bir türlü istenilen başarının yakalanamadığı konular. Anlayacağınız tamamen bilindik problemler. Oysa eğitim sistemindeki sakatlık sadece bunlarla ilgili değil.

Eğitim sisteminin öncelikli problemlerini en iyi eğitimciler bilir. Velilerden ve öğrencilerden daha çok öğretmenler, yani işin içinde olan, çorbadan ağzı yandığı için yoğurdu üfleyerek yemek  zorunda kalan öğretmenler bilir. Oysa Şura'da öğrencilerin ve velilerin temsiliyetinin gücü daha fazla olurken öğretmenlerin fikirlerinin saygınlığı beklenilenden daha az.

Bugün hangi okula giderseniz gidin, hangi öğretmene sorarsanız sorun herkes eğitim sisteminden şikâyetçi. Eğitim ile ilgili yapılan icraatlar tek noktadan ele alınıyor, öğretmen ıskalanıyor ve öğrenci lehine öğretmen aleyhine işler yapılıyor.

Öğretmenlerin elleri kolları bağlanarak öğrencilerin özgürlüklerinin genişleyeceği, sınıf geçmenin kolaylaştırılarak öğrencilerin daha çalışkan olacağı, öğretmenlerin yetkilerinin azaltılarak öğrencilerin daha sosyal olacakları, tablet dağıtıp interneti açarak öğrencilerin daha bilgili olacağı zannedildi. Hâlâ bu yanılgıda ısrar ediliyor.

Oysa herkes biliyor ki öğretmenlerin yetkilerinin ve öğrenci üzerindeki saygınlıklarının yok edilmesi öğrencileri daha fazla çalışkan değil daha vurdumduymaz ve suça daha meyilli yaptı. Tabletlerin dağıtılması, öğrencileri daha fazla bilgili değil sosyal paylaşım sitelerinde daha fazla vakit öldürmelerine sebep oldu.

Bugün hangi öğretmene sorarsanız sorun, eğitim sistemimiz konusunda söyleyecekleri tek cümle şudur: "Biz, öğrencileri dışarıya çıkıp suç işlemesinler diye sınıflarda oyalıyoruz."

Bugün mevcut sistemin esnekliği ve problemleri yüzünden öğretmenlerin sınıflarda gönül rahatlığıyla ders işlemeleri mümkün değildir, zira öğrencinin psikolojisi öyle bir hâle getirildi ki ona bilgi sunmak, ders anlatmak hatta ona özveride bulunmak neredeyse imkânsızdır. Zaten özveride bulunan öğretmenler her şekilde cezalandırılıyor. Öğrencinin bir telefonu veya bir mesajı öğretmeni kündeye getirebilir. Sınıf geçmenin hiçbir anlamının kalmadığı, not vermenin hiçbir hükmünün bırakılmadığı bir sistemde neyi nasıl düzelteceksiniz.

Yukarıda da belirttiğim gibi 1990'lı yıllarda başlayan bozulma 28 Şubat darbecilerinin sekiz yıl dayatması ile tavan yaptı. Okumak istemeyen, okumaya kapasitesi olmayan, mesleğe ihtiyaç duyan herkes kelepçelenerek okullara hapsedildi. Biz bu mahkumiyetin giderilmesini beklerken tutsaklığın süresi uzatılarak on iki yıla çıkarıldı.

AB'nin dayatması ile yapılan bu vahim tabloyu hayra vesile yapmak isteyen hükümet, açık lise seçeneğini ve imam hatip orta okulu opsiyonunu sundu. Buna rağmen işler iyiye gitmedi, gitmiyor. Yeteneklerine bakılmadan milyonlarca genç okullarda tutuluyor. Örnek alınan AB ülkelerinde bile devlet tablet vermezken bizde tablet alan öğrencinin twitter ve facebooktan başka derdi olmuyor.

Öğretmenlere bir sor bin ah işit. Hepsi bezgin, karamsar ve yılgın. İtibarsızlaştıklarını düşünüyorlar. Öğretmenlerin kahir ekseriyeti çaresizlikten bu mesleği devam ettiriyor. Onlara göre bu mesleğin hiç bir saygınlığı kalmadı. Öğrenci aleyhlerinde, Bakanlık aleyhlerinde, herkes aleyhlerinde. Toplam iki ay tatilleri olmasına rağmen önüne gelenin "onların üç dört ay tatilleri var" demelerinden bıkmışlar.  
 
Eğitim müfredatına gelince. Dilini anlayabilene aşk olsun. En önemli derslerden olan Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım ders kitaplarına bir bakın. Hangi dilde yazıldığını anlayamazsınız. Metin Bostancıoğlu'nun mirası olan müfredat devam ettiriliyor. En yeni uydurma kelimeler, son moda uyduruk terimlerle Türk edebiyatının işini bitirmişler. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri bile kendi ders kitaplarının dilini anlayamıyor.

Bizim gençliğimizde okuduğumuz Nihat Sami Banarlı'nın ders kitabı bunların yanında en yüksek akademik eserlerden sayılır. Sadece Türk Dili ve Edebiyatı ders kitapları değil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitapları da kaliteden uzak ve bilinmeyen bir dille yazılmış. Şu cümleyi utanarak, sıkılarak yazıyorum: Metin Bostancıoğlu'nun dil ve kültür devrimi hâlâ devam ediyor. Talim ve Terbiye Kurulu ne iş yapıyor, onu da merak ediyorum.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Durdu
04-12-14
E mail: habervaktim.com
 
 
Yorumlar: 1
Uğurlu
Maarifin, maarif olası gerekir.
Tarih : 05-12-14

Bahse konu olan dil ve kültür devriminin karşısında olan bütün bir maarif olmadıkça, ayrıca talabe bağlı olmayıp mecburiyetten on iki yıl olduğuğu sürece; eğitim müesseleri çocukların ve gençliğin üretimsiz,mesuliyet hissinden yoksun oyalama,vakit öldürme merkezleri olmaya maalesef devam edicektir.

 
ACI AMA GERÇEK: EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKMÜŞTÜR!
Online Kişi: 20
Bu Gün: 117 || Bu Ay: 7.939 || Toplam Ziyaretçi: 2.932.219 || Toplam Tıklanma: 58.665.519