
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 2215 |
Bugün Batı’yla Müslüman dünya arasındaki temel mesele, İslâm’ın çağdaş dünyada ne kadar özne olacağıyla alakalıdır. Bunu görmeden, yani meselenin derinliğini kavramadan sadece terör örgütü etiketi yapıştırılmış bazı karikatür İslâmî yapılar üzerinden tartışmayı sürdürmenin zaman kaybından başka bir manası yok.
Çünkü Batı, İslâm’ı Müslümanlara bırakamayacak kadar kendisine rakip ve tehdit görüyor. Bir taraftan üstten bakmayı sürdürürken öte taraftan şeytanlaştırabileceği bazı yapıları öne çıkararak İslâm’la hesaplaşmayı tercih ediyor. Müslümanların kök değerlerine bağlı kalarak varolmalarını reddediyor. Modern Batı bu hakkı Hıristiyanlığa tanımamışken İslâm’a tanır mı hiç?
Meselenin aslı Batı’nın modernleşme tecrübesi ve bir şekilde devam ettirdiği Hıristiyan kimliğinde yatmakta...
Modernite; rönesans, akıl çağı, aydınlanma ve ideolojiler çağının toplamına verilen isimdir. Bu sürecin önderliğini yapan Batılı fikir ve siyasi elitler dinlerin artık yaşanan canlı hayattan çekileceğini varsaymışlardı. Çünkü insana bilim ve bilimsel dünya görüşünün yeteceğini sandılar. İnsanın muhtaç olduğu tek şey rasyonel akıl ve onun deney ve tecrübeyle ürettiklerinin toplamıydı.
İnsanın hayatını müreffeh ve mutlu olarak ikame edebilmesi için hurafe dinlerden kurtarılması gerekiyordu(!) Buna direnen bir din olursa pek de yabancısı olmadığımız metazori yöntemlerle yok edilecek, olmadı kontrol altına alınacaktı. Avrupa’da kilise ve bilim çatışmasında bunu yapmayı başarmışlardı. Hıristiyanlığın içi yapı-bozuma uğratılarak boşaltılmıştı.
Hıristiyanlığa uygulanan yapı-bozum mühendisliği Budizm’e, Hinduizm’e ve Yahudiliğe de hatırı sayılır oranda tatbik edildi. Aynısını İslâm’a da tatbik etmek istediler. “Modern İslâm” yorumu bu zeminde türedi. Bütün bunlara ve Müslümanların acziyetine rağmen İslâm, ilahî yapısı gereği modern içerikli beşer müdahalelerine direndi...
Problem de tam burada ortaya çıkıyor. İslâm, Batı paradigmasının ayartıcı ve dominant karakterine rağmen yeniden medeniyet inşa etme potansiyelini koruyor. Endülüs ve Osmanlı karşılaşması hâlâ Avrupa’nın unutabildiği bir durum değildir.
Müslümanlar bugünün dünyasında tarihte hiç olmadığı kadar Batı’da mukimler. Batı’nın bağımlı olduğu enerji de önemli ölçüde Müslüman coğrafyada. Müslüman toplumlarını farklı etnik ve dil yapısına rağmen bir araya getirme imkânına da sahip yegane güç İslâm.
İslâm; metafizik âlemle fizikî dünyayı ayırmayan, bu âlemi siyasi, ictimaî, iktisadî, kültürel olarak vahiy perspektifinden tanzim etmeyi teklif eden ve yine bu sebeple modernitenin temel paradigması olan laikliği bünyeye kabul etmeyen bir dindir. Bir manada insanın maddi varlığına ve ruhânî hayatına hükümler vazeden ve bunları da ahlâkî öğretilerle çerçeveleyen paradigma dışı kendi kalabilmiş bir din.
Batı, bu dinin genetik yapısını bütün yöntemleri deneyerek değiştirmek, ehlileştirmek çabasında. Siyasi, kültürel, akademik, askerî bütün yöntemleri kullanıyor. Kalenin kapısını içeriden açacak nüfuz casuslarını istihdam ediyor. Emperyalizme direnen İslâm’ın mukavemet gücünü kırmak için de “ılımlı İslâm” projesini sahaya sürüyor.
Kısacası Batı, İslâm’ın fert, aile, toplum ve devlet hayatını fizik ve metafizik dengesinde kuşatan tasavvurunu kendisine tehdit olarak görüyor. Varoluşsal anlamı kendi etrafında toplayan konsantre öze dair bir tasavvurdur İslâm’ın sunduğu. Hayat tarzımız tehdit altında derken bunu kastediyorlar.
Müslümanların kök değerlerine bağlı kalarak canlı hayatı tanzim etmesini istemiyorlar. Bütün dertleri ontolojik ve epistemolojik çerçevesini vahyin çizdiği aklın kendi medeniyetini üretmesini engellemek.
Birinci Dünya Savaşı sonrası bir daha vücut bulmayacak tarzda “Müslüman Merkezini” yok etmişlerdi. Ancak yeniden bir Müslüman Merkezi oluşması tehlikesi belirmiş durumda. İşte bunu affetmezler...
Yazar: Serdar Demirel |
15-01-15 |
||
| E mail: yeniakit.com.tr | Tweet | ||