HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM
Okunma Sayısı: 2357
Yazar: Müfit Yüksel
DÎNÎ CEMAATLER VE RADİKALİZM-1

DÎNÎ CEMAATLER VE RADİKALİZM-1Bakara suresi, 143. Âyet-i kerimesinde “Ve bu şekilde sizi vasat ümmet kıldık, tâ ki, insanlar üzerine şâhidler olasınız.ilh.” buyurmaktadır. Bu âyet-i  kerîme ümmetin her zeminde hangi muvazene üzerinde olması gerektiğine ilişkin en açık âyet-i  kerimelerdendir.  Bir kısım müfessirler bunu “Sırât-ı Müstakim” ile açıklamışlardır.

Ümmet’in aşırılıklardan kaçınmasına ilişkin gerek hadis kaynaklarında gerekse, ulemâ ve ariflerin eseerlerinde/sözlerinde bir hayli kaide ve nasihatlar yer almaktadır.

Ümmetin fert ve topluluklarının zaman zaman aşırılıklara, ifrat  ve tefritlere yönelmelerine karşı  bu kaideler/ilkeler yol  gösterici olmuştur.

Daha, Hz. Resul-i Ekrem (S.A.V) zamanında, Asr-ı Saâdet’de bizzat zât-ı  risâletpenahlarının  ashaba ve ümmete ikazları bilinmektedir.

Huneyn savaşı sonrasında ganimetlerin Ci’râne mikât bölgesinde dağıtımı esnasında   Temîm kabilesinden Zü’l-Huveysıra adında biri, Hz. Peygamber’ın (S.A.V) karşısına çıkıp kaba bir şekilde: “Âdil ol ey Muhammed! Senin adil davranmadığını görüyorum.” deme küstahlığında bulunur. Resulullah (S.A.V) da “Ben âdil olmazsam, daha kim âdil olacak” diye cevap verir.  Bu tavrına/küstahlığına  karşı ashab-ı kirâm’dan bir kısmı onu öldürmek için Hz. Peygamber’den müsâade istedilerse de Peygamber Efendimiz (S.A.V) buna izin vermedi ve: “Bunun öyle taraftarları olacak ki, bunların namazı karşısında sizden biri kendi namazını az görecek; bunların orucu karşısında kendi orucunu az bulacak. Bunlar Kur’an okuyacaklar; ama Kur’an boğazlarından aşağı inmeyecek. Bunlar, okun avı delip süratle çıkıp gittiği gibi İslâm’dan süratle çıkacaklar..." buyurdu. Hz. Ali döneminde ortaya çıkan Hâricîler’in bu adam ve taraftarlarından çıktığı bilinmektedir. (Bu konuyla ilgili hadisler ve muhtelif  rivayetleri  için bkz. Buhârî, Menâkıb, 25; Meğâzî, 61; Müslim, Zekât, 142-160)

Özellikle Hâricilerden başlayarak İslâm âleminde ümmet içinde aşırılıklar maalesef eksik olmadı. Emevilerin, Ehl-i Beyt mensuplarına yönelik uzun süren zulümleri, buna tepki olarak zuhur eden bâtıni fırkalar, İslâm tarihi boyunca vasatı terk edip ifrat-tefrit eksenlerinde hareket eden grup ve topluluklar hiç eksik olmadı.

Ancak bununla birlikte, Ashab-ı Kirâm’ın büyükleri, Ehl-i Beyt’in önde gelenleri, tâbiin ve sonrasındaki fakihler, ulema ve arifler bu orta yolu, her daim muhafaza etme yönünü tercih ettiler.

Ülkemizde ise, Dini cemaatler, ekseriyetle Vasat ümmet kaidesine muvafık surette orta yolu, akl-ı selimi temsil ederdi. Asırların Ehl-i Sünnet geleneğinden, irfân geleneğinden gelen Dini grup ve cemaatler bu muvazeneyi hep korudular. Tek-Parti döneminin en zorlu dönemlerinde dahi istikametten ayrılmadılar. Bediüzzaman Said En-Nursi, Silistireli Süleyman Efendi, Abdülazîz Bekkine, Mehmed Zâhid Kotku, Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Efendi,  Üsküplü Hüsrev Efendi, Ahıskalı Ali Haydar Efendi  vs. bu şahsiyetler ve benzerleri istikâmeti korumaya gayret edip, bundan sapma göstermediler, İfrat ve tefrite yönelmediler.

Üstelik Türkiye’de, Tek-Parti döneminde Hilâfet, Şeyhülislâmlık, Medreseler, Tekke-Zâviyeler başta olmak üzere neredeyse tüm dini kurumlar bir bir tasfiye edildi. Yasaklandı. İrticâ denilerek tüm dini faaliyetler, dini eğitim tâkibâta ve ağır cezai müeyyidelere maruz kalır. Ülke’de Müslümanlık/Din âdeta yasak hale gelir. Tüm bunlara karşın yukarıda isdimlerini zikrettiğim şahsiyetlerin oluşturduğu cemaat ve gruplar uzun süre, bir kısım siyasi farklılaşmalar haricinde, Ehl-i Sünnet geleneğinden gelen istikâmeti korumaya gayret gösterdiler.

Ancak, son birkaç on yıl zarfında İslâm âleminde kasırga gibi esen ideolojik-Selefi; Hâricî/Tekfirci akımlar; ya da aşırı modernleşmeci yönelimler İslâm dünyası ve Türkiye’de  birçok İslami grup ve topluluğu etkisi altına almaktadır. Bu anlamda genç kuşaklarda ciddi bir radikalleşme yaşanmaktadır.

İmam-ı Rabbâni/Müceddidi  geleneğinden gelen Huccetullahilbâliğa sahibi Şah Veliyullah Ed-Dehlevi ve oğlu Şeyh Abdülazîz Ed-Dehlevi’nin ekolü olarak bilinen Deoband medreseleri  ekolünün uzantıları olan Tâlibân’ın Afganistan işgali ve Vahhabiliği esas alan siyasal örgütlenmelerin etkisiyle şiddeti esas alan  ideolojik-selefi-Tekfirci/Hârici  bir çizgiye kayması bu yöndeki sapmanın açık bir örneğidir. 

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Müfit Yüksel
21-02-15
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
DÎNÎ CEMAATLER VE RADİKALİZM-1
Online Kişi: 29
Bu Gün: 182 || Bu Ay: 8.004 || Toplam Ziyaretçi: 2.932.319 || Toplam Tıklanma: 58.667.596