
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 2306 |
Önce evrensel bir realitenin altını çizelim. Dinler tarihine biraz aşina olanlar farklı din müntesiplerinin dini anlama ve hayata aktarmada insan tabiatından da kaynaklanan sebeplerle ortak tepkiler verdiklerini görürler. Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm yahut Hinduizm olsun bu gerçeklik değişmiyor.
Bunları üç kategoride ele alabileceğimizi düşünüyorum; 1) Dinde aşırıya kaçanlar (ifrat çizgisi), 2) Dinde aşırı kolaycılığa meyledenler (tefrit çizgisi) ve 3) Dinde orta yolu takip edenler (vasat çizgisi).
Bu üç eğilimin tâ İslâm’ın ilk dönemlerinde ortaya çıktığını biliyoruz. Sahabe hayattayken Hz. Ali’nin tabileri arasından hem de Allah’ın âyetlerini kendilerine gerekçe yaparak ona isyan edip savaşanların varlığı hâlâ içimizde derin bir sızıdır. Ellerini Müslüman kanına bulaştırmaktan çekinmemiş bu ifrat çizgi, Kur’an ve Hz. Peygamber’in (sas) övgüsüne mazhar olmuş Hz. Ali’yi dahi dindarlıkları adına hem de namazda şehit etmekten çekinmemiştir.
Literatürde Hariciler diye bilinen bu fırkanın dindarlığını, dine adanmışlıklarını kimse sorgulamıyor. Bunların kendi yorumladıkları dine ne kadar sâdık kaldıklarını da bütün muhalif gruplar kabul ediyor. Bunların çok namaz kılmaktan alınlarında secde izi oluştuğunu ve çok oruç tutmaktan bedenlerinin zayıf düştüğünü onlar hakkında yazılmış şiirler anlatır. Çokça Kur’an tilâveti yaptıklarını da kaynaklar bize haber vermektedir..
Ancak bunların samimiyeti ve amelleri Allah’ın rızasına aykırı düşmelerini de engellememiş, Müslümanların kolektif şuuruna akıttıkları Müslüman kanıyla tescillenmişlerdir. Bugün bu katı çizginin aşırı temâyülleri kendisini Ehl-i Sünnet’e nisbet eden tekfirci hareketlerde yaşamaktadır.
Subjektif dinî yorumlarını mutlaklaştırıp Ümmet’e silah zoruyla dayatmayı kendilerinde hak olarak görmekteler. İlim ehli olmadıkları hâlde Ümmet’in ulemâsını karalamaktan çekinmezler. Söz ve davranışlarındaki katılık da ortak noktalarıdır.
Bunların tam karşısına da ibahiyeci eğilimler çıkmaktadır. Allah’ın rahmetine güvenerek Allah’a isyan etmekte bir beis görmeyen, günahları arttıkça hükümleri katı gören bir temâyül. Böylesi ibahiyeci yönelişler dini korumak üzere ifrat çizgisini de kamçılamakta ve onlara yaptıklarına gerekçe sunmaktadır. Zira bunların haramlar karşısında tınmaz tutumu onları dini korumak saikiyle aşırılığa da iter.
İslâm tarihinde ibahiyeci fırkanın sistemleşmiş hâlini Murcie fırkası temsil eder. Kişi iman ettikten sonra büyük günahlar da işlese yaptıkları ona zarar vermez iddiası malumdur. Bugün Murcie bir fırka olarak yaşamıyor olsa da bu fırkanın aşırı ibahiyeci eğilimleri geniş halk kesimleri arasında yaşamaktadır. Siz onları, “Benim kalbim temiz...” diye söze başlamalarından tanırsınız.
Bu birbirine zıt iki aşırı uçun ortaya çıkmasında insanın mizacında olan sertlik, yumuşaklık, dünyevî olana tamahı gibi zaafları önemli rol oynar. Çünkü insan dinî nassları anlamaya ve hayatına aktarmaya çalıştığında zaaflarından tamamen kurtulamaz. Bazı nassların tevile yatkın yapısı da kişinin nefsî zaaflarını din yorumuna katmasına imkân verir.
Oysa aşırılık hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın aşırılıktır ve her aşırılık evvelemirde sahibine zarar verir. Allah (c.c) insana zaaflarını onu imtihan etmek için vermiştir. Bu zaaflar onu ifrat ve tefrite de götürebilir; aklını ve iradesini kullanarak vasat çizgide de kalabilir.
Bu ifrat ve tefrit tutumlar karşısında bir de Ümmet’in tabi olduğu ana akım vasat yol vardır. Bu vasat çizgiyi de, bugün, dört mezhep çizgisi temsil etmektedir.
Yazar: Serdar Demirel |
12-04-15 |
||
| E mail: yeniakit.com.tr | Tweet | ||